Muhasebe-SMMM-Yeni TTK-Yeni Borçlar Kanunu-AGİ-2012-Pratik Bilgiler-SGK-Bağ-Kur-Emekli Sandığı-Beyanname Rehberi-Transfer Fiyatlandırması-Özelgeler-Yönetmelikler-Sirküler-Soru-Cevap-SMMM Staj Rehberi-Ücretsiz SMMM Sınavları-Mali Takvim-Basel II-YMM-Ekonomi-Finans-Maliye-Güncel Bilgi Kaynağı

Tam Görünüm: HUKUKİ AÇIDAN AKREDİTİF VE UYGULAMA SORUNLARI
Şu anda Hafif Görüntüleme modundasınız. Siteyi normal görüntülemek için, Buraya Tıklayın
HUKUKİ AÇIDAN AKREDİTİF VE UYGULAMA SORUNLARI

Prof.Dr. SEZA REİSOĞLU

I- GİRİŞ

a) Akreditifin önemi, alıcı ve satıcıya sağladığı güvenceler

Milletlerarası ticarette devletlerin hukuk sistemlerindeki ve mahkemelerin uygulamalarındaki farklılıklar, her ülkedeki teamüllerin özellikleri, döviz mevzuatlarındaki kısıtlamalar, değişik ülkelerdeki satıcı ve alıcılar açısından önemli rizikolar taşımaktadır. Bu rizikoların giderilmesinde tüm dünyada başvurulan en yaygın yöntem bankalar aracılığı ile açılan akreditiflerdir.

Satıcı, akreditifte öngörülen ve alıcı tarafından belirlenen belgeleri bankaya ibraz karşılığında alacağını tahsil emekte, alıcı ise istediği belgelerin kendisine verilmesi karşılığında, akreditif bedelini ödemektedir.

Akreditif konusunda en önemli hukuki düzenleme, Milletlerarası Ticaret Odasınca yürürlüğe sokulan ve 1994 yılından beri uygulanan “500 Sayılı Akreditifle İlgili yeknesak Kurallar”dır.

Bu kurallar gerek satıcı (Lehtar) ve gerekse alıcı (amir) açısından belirli güvenceler getirmekte ise de esas itibariyle satıcının korunduğu gözden kaçırılmamalıdır.

Satıcı akreditifte belirlenen belgeleri ibraz etmekle -kural olarak- akreditif bedelini tahsil etme hakkına sahip olmaktadır. Diğer bir deyişle, dış görünüşü itibariyle akreditife uygun belgeleri bankaya ibraz eden satıcı akreditif bankasına -varsa teyit bankasına- karşı bir alacak hakkı elde etmekte; bankanın belgeleri kabul etmeyi reddetmesi veya haksız olarak rezerv koyması halinde dava yoluyla alacağını alabilmektedir.

Buna karşılık; bankalar belgeleri sadece dış görünüşleri itibariyle ve makul bir özenle inceleme yükümlülüğü altında olduklarından, belgelerin, örneğin imzaların sahte olmasından ötürü tüm yükümlülük alıcıya ait olacak; malların sevkedilmediği halde sahte bir konşimento düzenlenmiş olsa dahi konşimento dış görünümü itibariyle geçerli ise, ithalatçı akreditif bedelini akreditif bankasına ödemek zorunda kalacaktır. Buna karşılık, ertelemeli ödemeli bir akreditif söz konusu ise, belgelerin sahteliğinin anlaşılması halinde, alıcının ikazı üzerine, satıcıya ödeme yapılmayacaktır.

Uygulamada daha büyük sorun, gönderilen malların satış sözleşmesi koşullarına uygun olmaması -düşük kaliteli, ayıplı, hasarlı, eksik olması veya başka mal gönderilmesi- halinde söz konusu olacaktır.


500 Sayılı Kurallara göre akreditif sadece belgelere dayandığından; bankaların yükümlülükleri hiçbir şekilde malları ilgilendirmediğinden, alıcının mallar açısından önemli bir risk taşıdığı görülmektedir.

İthalatçı kendisini korumak için, akreditif koşulları arasına satıcının ülkesindeki bir gözetim şirketinin –belgede belirlenen hususları içeren- bir rapor vermesini koyabilecektir. Buna karşılık, malların alıcı tarafından kabulüne bağlı bir akreditif açılamayacaktır.

Keza alıcı akreditif koşulları arasında, malların satış sözleşmesine aykırı olması halinde zararlarını karşılamak üzere ve satıcının yükümlülüklerinin garantisi olarak bir banka teminat mektubuna da yer verebilecektir.

b) Bankacılık açısından akreditifin bir kredi olup olmadığı

Akreditif kelimesinde “kredi”ye yer verilmektedir. Türkçe’de akreditif yanı sıra vesikalı kredi denildiği gibi Fransızca’da credit documentaire, İngilizce’de letter of credit, Almanca’da Dokumenten-akkreditiv kelimeleri kullanılmaktadır. Dar açıdan akreditif, akreditif bankasının belirli belgelerin ibrazı karşılığında lehtara (satıcı-ihracatçı) belli bir meblağı ödeme taahhüdünü içeren bir sözleşmedir ve bir kredi söz konusu değildir. Bir bankanın ithalatçının talimatı üzerine bir akreditif açması da hukuki açıdan mutlaka ithalatçıya açılmış bir kredi değildir. İthalatçı akreditif bedelinin tamamını bankaya yatırdığı takdirde, bir nakdi kredi söz konusu olmayıp; banka hizmet karşılığı bir komisyon almaktadır. Buna karşılık, ithalat mevzuatı çerçevesinde; ithalatçının akreditif talimatı üzerine bankaca kendisine bir gayrinakdi kredi açıldığını ve bankanın akreditif meblağını lehtara ödemesi üzerine bu meblağı ithalatçıya rücu ettiğini belirtmek gerekir.

c) 500 Sayılı Milletlerarası Yeknesak Kuralların niteliği ve bağlayıcılığı

Akreditif özel bir borç ilişkisi olmasına rağmen, yasal bir düzenlemesi yoktur. Örneğin akreditif diğer sözleşme tiplerinden farklı olarak ne Borçlar Kanununda “özel borç ilişkileri” bölümünde, ne de diğer özel bir yasada düzenlenmemiştir.

Akreditifler hakkında Milletlerarası Antlaşmalar da yapılmamıştır. Yabancı hukuk sistemlerinde de Amerika Birleşik Devletleri dışında akreditifi teferruatlı olarak düzenleyen hükümler bulunmamaktadır. İtalyan Medeni Kanununda çok eksik olarak akreditife değinilmekte, Arap ülkelerinde de yasalarda akreditife yer verilmektedir.

Milletlerarası ticarette tüm dünyada uygulanan kurallar MTO’nun 500 Sayılı Akreditifle İlgili Yeknesak kurallardır. Amerika Birleşik Devletleri de diğer ülkelerle yaptığı akreditif anlaşmalarında kendi iç kurallarını değil, fakat 500 sayılı Kuralları uygulamaktadır.

Ne bir kanun, ne bir milletlerarası anlaşma, ne de ticari örf ve adet hukuku oluşturmayan 500 Sayılı Kuralların gücü; akreditif metninde 500 Sayılı Kuralların uygulanacağına dair yapılan atfa dayanmaktadır. Bu atıf sayesinde 500 Sayılı Kurallar akreditif sözleşmesinin bir parçası haline gelmektedir. Belirtmek gerekir ki, akreditifler yaygın biçimde swift mesajları ile iletilmekte, ancak swift mesajlarında 500 sayılı Kurallara atıf mümkün bulunmamaktadır. Dresdner Bank MTO Bankacılık Komisyonuna başvurarak endişelerini dile getirmiş, Bankacılık Komisyonu swift mesajı ile akreditif açılmasında bir sorun görmemiştir. Komisyona göre bankalar tarafından imzalanmış bulunan swift ile ilgili protokolde, swift ile gönderilen tüm akreditif mesajlarının aksi söylenmedikçe MTO’nun akreditifler ile ilgili Yeknesak Kurallarına tabi olduğu kabul edilmektedir. Buna uygun olarak akreditif bankası lehtara karşı Yeknesak Kuralların sorumluluklarını yüklenmektedir.

Bankalar açısından bir sorun bulunmamasına karşı lehtar ve amir açısından sorun yaşanabilecektir. Bu nedenle, amir bir akreditif talimatı verirken mutlaka akreditif metninde 500 Sayılı Kurallara atıf yapmalı, muhabir banka da swift mesajını lehtara ihbar ederken, akreditifin 500 Sayılı Kurallara tabi olduğu hususunu ilave etmelidir.

500 Sayılı Kuralların aynen kabul edilmesi zorunlu değildir. Değiştirilemeyecek olan temel kuralları -örneğin akreditifin vadeli olması, akreditifin mallarla değil belgelerle ilgili olması, vs.- dışında tarafların 500 Sayılı Kuralların bazı maddelerinin uygulanmayacağını veya bazı maddelerin ne anlama geldiğini serbestçe belirlemeleri mümkün ve geçerlidir.

d) Akreditifin bağımsızlığı, münhasıran belgelerle ilgili oluşu

500 Sayılı Kuralların 3. maddesi akreditifin bağımsızlığını ve lehtara karşı belgelere bağlı olarak mücerret borç ikrarını açıkça vurgulamaktadır.

3. maddeye göre,

“a) Akreditifler doğaları itibariyle, dayandırılabilecekleri satış sözleşmelerinden veya diğer sözleşmelerden ayrı işlemlerdir ve akreditifte her ne şekilde olursa olsun bu sözleşmelere değinilmiş olsa dahi bu sözleşmeler bankaları ilgilendirmez ve bağlamazlar. Dolayısıyla, bir bankanın akreditife ilişkin ödeme, poliçe kabul etme ve ödeme, iştira veya diğer herhangi bir yükümlülüğü amirin akreditif bankası veya lehtarla olan ilişkisinden kaynaklanan hak taleplerine ve savunmalarına tabi değildir.

b) Bir lehtar, hiçbir zaman bankalar arasında ve akreditif amiri ile akreditif bankası arasında mevcut sözleşme ilişkilerinden yarar sağlayamaz”.

3. maddenin açık düzenlemesi sonucu Akreditif bankası amirle, görevli banka veya teyit bankası arasındaki sözleşme ilişkisini veya amirle lehtar arasındaki sözleşme ilişkisini lehtara karşı ileri süremez.

Keza lehtar amir ile akreditif bankası, akreditif bankası ile görevli banka veya teyit bankası arasındaki ilişkileri akreditif bankasına karşı ileri süremez. Diğer akdi ilişkiler sadece sözleşme taraflarını ilgilendirir. Akreditifin 3. maddede açıklanan bağımsızlığı yanı sıra, 4. maddede de akreditifin mallarla ilgisinin olmadığı vurgulanmaktadır.

4. maddeye göre “Akreditif işlemlerinde tüm ilgili taraflar belgelerin ilgili olabileceği mal, hizmet ve/veya diğer yapılan işleri değil, belgeleri göz önünde bulundurarak (belgeler üzerinde) işlem yaparlar.

İsviçre Federal Mahkemesi de verdiği kararlarda (BGE 115 II 70, BGE III 26, BGE 100 II 150 E 4a) Bankalar açısından mallarla belgeler arasında hiçbir ilişki yoktur. Mal ile ilgili sözleşmelerin tamamen yerine getirildiğinin ispat edilmesi halinde dahi akreditife uygun olmayan belgeler kabul edilmeyecektir demektedir. Yargıtay da aynı görüştedir (11.HD., 08.12.1981) Vesikalı akreditifte bütün ilgililer tarafından emtia değil, vesaik nazara alınır. Malın ayıplı olup olmadığı hususu bankaları ilgilendirmez. Malın ayıplı oluşundan doğan uyuşmazlıkları alıcı (ithalatçı) ve satıcı (ihracatçı) arasında halledilebilecek bir meseledir.

e) Akreditifte vade ve belgeleri ibraz yeri

aa) Akreditifte vade

Her akreditif mutlaka vadelidir. Lehtar vade içinde her zaman belgeleri ibraz edebilir. Belgelerin -mücbir sebepler dahil- akreditif vadesi içinde akreditifte gösterilen ibraz yerinde ibraz edilmemesi halinde akreditif sorumluluğu sona erer.

Ancak belge ibrazı ile ilgili olarak 500 Sayılı Kurallarda özel bir madde de bulunmaktadır. 43. maddeye göre, taşıma belgesinin ibrazının istendiği her akreditifte sevk tarihinden sonra vesaikin ibraz edilmesi gereken belirli bir sürenin şarta bağlanması gerekir.

Taşıma belgesinin ibrazı için belli bir süre konulmamışsa, bankalar sevk tarihinden 21 gün içinde kendilerine ibraz edilmeyen belgeleri -henüz akreditifin vadesi dolmamış olsa dahi- kabul etmeyeceklerdir. Kuşkusuz son ibraz tarihi olan akreditif vadesi hiçbir şekilde aşılamayacaktır.

Vade içinde rezerv konulmuş belgelerin tamamlanması mümkün ve geçerlidir.

Vade kesin olup, belgeler mücbir sebeplerle dahi vade içinde ibraz edilmez ise akreditif son bulur.

Vadenin aynı süre ile bir veya birden fazla otomatik olarak uzayacağı kaydı geçerlidir.

bb) Belgeleri ibraz yeri

500 Sayılı Kurallarda (md.42) “Bütün akreditiflerde belgelerin ibraz yerinin veya serbestçe iştira edebilecek olan akreditifler hariç, iştira için belgelerin ibraz yerinin şart olarak belirtilmesi zorundadır” denilmiş, ancak ibraz yeri ile neyin kastedildiği açıklanmamıştır.

Bu maddeye göre akreditif metninde,

- akreditif bankası nezdinde kullanılacaksa kural olarak akreditif bankasının bir şubesinin,
- görevli banka belirlenmiş ise görevli bankanın, teyit bankası varsa görevli banka sayılan teyit bankasının bir şubesinin,
- sınırlı iştira akreditifinde iştira bankasının bir şubesinin,
- serbest iştira akreditiflerde her bankanın her şubesinin,

belgelerin ibraz yeri olarak belirlenmesi gerekeceği söylenebilir.

İbraz yeri, 500 Sayılı Kurallara göre iki bakımdan büyük önem taşımaktadır.

- Belgeler akreditif vadesi sonuna kadar ibraz yerine ibraz edilmez ise, akreditif sona erecektir.
- Belgeler ibraz yeri dışında bir şubeye ibraz edilirse makul süre -7 iş günü- başlamayacaktır. Örneğin, görevli Türk bankasının İstanbul Kabataş Şubesi “belgelerin ibraz yeri” olarak gösterilmiş ise, oysa lehtar belgeleri Bankanın kendi çalıştığı Galata Şubesine ibraz etmiş ise bu ibraz ne akreditif vadesi açısından ibraz, ne de makul sürenin hesaplanması açısında ibraz sayılmayacaktır. O takdirde görevli bankanın Galata Şubesinin gecikmeksizin belgeleri, Kabataş Şubesine göndermesi gerekecektir. Belgelerin akreditif vadesinin son günü Galata Şubesine ibrazı halinde sorun yaşanabilecektir.

Geçen dönemde belgelerin görevli banka veya teyit bankası yerine lehtar tarafından doğrudan akreditif bankına gönderilip gönderilemeyeceği tartışılmıştır. 500 sayılı Kurallarda 42. maddenin açık hükmü karşısında akreditifin akreditif bankası nezdinde kullanımı veya ibraz yerinin gösterilmemesi halleri dışında belgelerin lehtar tarafından doğrudan akreditif bankasına gönderilemeyeceği; belgelerin akreditifte gösterilen ibraz yerine sunulmasının gerektiği, aksine davranışın akreditif vadesi içinde belgelerin ibraz edilmemesi riskini taşıdığı söylenebilir.

f) Akreditif işlemlerinde iştira

500 Sayılı Kurallara kadar iştira sadece akreditif belgeleri arasında yer alan poliçelerin satın alınması şeklinde uygulanıyordu. 500 Sayılı Kurallar daha sonra geniş bir iştira tanımı getirmiştir. 10. maddenin (bii) bendine göre iştira, iştiraya yetkili kılınan banka tarafından poliçelerin ve/veya belgelerin değerinin verilmesi anlamına gelir. Değeri verilmeden belgelerin sadece incelenmesi bir iştirayı oluşturmaz.

MTO Bankacılık Komisyonu “değerinin verilmesi” ibaresinin derhal ödeme (nakit, çekle ödeme, kredilendirme) veya ödeme yükümlülüğü altına girme anlamına geldiğini açıklamıştır.

Bir akreditifin iştirasından değil, sadece poliçelerin veya belgelerin iştirasından söz edilebilir. Bir bankanın belgeleri iştira etmesi halinde, banka belgeleri görevli bankaya, teyit bankasına her ikisi de yoksa, akreditif bankasına ibraz ederek akreditif bedelini tahsil etmektedir.

İştira bankası, akreditif bankasının rezerv koyarak belgeleri iade etmesi halinde, aralarındaki iç ilişkiye -alacak temliki, satın alınan belgelerde ayıp, sözleşme gibi- dayanarak lehtara rücu edecektir.

Akreditif belgelerini iştiraya yetkili bankalar, akreditifin “sınırlı iştira edilebilir” “restricted negociable” veya “serbest iştira edilebilir” “freely negociable” olmasına göre değişecektir. Serbestçe iştira edilebilir bir akreditifte her banka görevli banka, her bankanın her şubesi “ibraz yeri” şubesidir. Lehtara ödeme yapan iştira bankası görevli banka olarak, akreditif bankasına rücu edebilir.

500 Sayılı Kurallarda, akreditif bankasının bir ödeme bankası belirlemesi mecburi kılınmıştır. O takdirde iştira bankası ile ödeme bankası arasında bir fark kalmamaktadır. Olsa olsa ödeme bankasının ödemeyi kendi adına değil, akreditif bankası adına yaptığı ileri sürülebilecektir.

“İştira edilemez” akreditif düzenlemesi de mümkün bulunmaktadır. O takdirde bu akreditifin sadece akreditif bankasının gişelerinde ödeneceği kaydı konulmakta veya akreditifte “straight letter of credit” ibaresine yer verilmektedir.

“Sınırlı iştira” halinde iştira bankasının ismi ve belgelerin ibraz edileceği şubesi açıkça akreditifte gösterilecektir.

“Ödeme yeri” belirtilmeyen bir akreditifi her bankanın mı ödeyebileceği, bu nedenle “serbest iştira edilebilir” akreditiften mi söz edilebileceği, yoksa ödemenin sadece akreditif bankası tarafından mı yapılacağı tereddütlere yol açacaktır. 500 Sayılı Kurallarda bu konuda açıklık yoktur.

İştira bankası tartışılırken hatıra gelen husus, lehtarın belgeleri herhangi bir bankaya satıp satamayacağıdır. MTO Bankacılık Komisyonu konuyu tartışmış ve lehtarın belgeleri iştira bankası dışında bir bankaya da ibraz edebileceğini -satabileceği- bu bankanın da varsa teyit bankasına, yoksa akreditif bankasına belgeleri ibraz ederek ödeme talebinde bulunabileceğini kabul etmiştir. Bu durumda iştira bankasının belirlenmesinin ne önemi kalmaktadır. Bir bankanın “iştira” bankası olmasının önemli sonucu, iştira bankasına ibraz edilen belgelerin tıpkı görevli bankaya; teyit bankasına veya akreditif bankasına ibraz edilmiş sayılacağı, diğer bir deyişle iştira bankasına akreditif süresi içinde belgelerin ibrazının yeterli ve geçerli olacağıdır.

Uygulamada belgeler karşılığında ödemede bulunan üçüncü banka, belgeleri rambursman için akreditif bankasına göndermiş, akreditif bankası ibraz süresi geçtiği için ödemeyi reddetmiş, üçüncü banka belgelerin kendisine ibraz süresi içinde tevdi edildiği gerekçesi ile ısrar etmiştir. MTO Bankacılık Komisyonu iştira bankası olmayan bir bankanın belgeleri ancak akreditif vadesi içinde görevli bankaya, yoksa akreditif bankasına ibraz ederse, akreditif bankasının ödeme zorunluluğu olduğu görüşünü bildirmiştir.

İştira bankasının belgeleri ne kadar süresi içinde akreditif bankasına göndereceğine dair 500 Sayılı Kurallarda bir düzenleme yoktur. İhracatçı parasını almış olduğundan bu konu ile ilgilenmeyecektir. Oysa ithalatçı malları çekmek için belgeleri beklemektedir.

İştira bankasının da parasını almak için bir an önce belgeleri akreditif bankasına göndermesi beklenir. Ayrıca iştira bankası makul bir süre içinde belgeleri akreditif bankasına göndermez ise aralarındaki vekâlet ilişkisi nedeniyle akreditif bankasına karşı sorumlu olacaktır.

II- AKREDİTİFİN AÇILMASI, DEĞİŞTİRİLMESİ, SONA ERMESİ

Bir banka tarafından akreditif açılmasında, genelde akreditif açılması talimatı -akreditif küşat mektubu- veren amir; akreditifi açan akreditif bankası ve lehine akreditif açılan lehtar vardır. Ancak bir akreditif açılması için mutlaka bir amirin talimatına gerek yoktur. Örneğin bir banka satın alacağı bilgisayarlar için kendi lehine de doğrudan akreditif açabilir. Dar anlamda akreditif sözleşmesi akreditif bankası ile lehtar arasında bir sözleşmedir. Akreditif bankası akreditife uygun belgelerin akreditif vadesi içinde ibrazı karşılığında akreditif meblağını tek taraflı ödeme yükümlülüğü altına girer. Akreditifin lehtara ihbar bankası, görevli banka, teyit bankası ile ihbarı bir icap niteliğindedir.

Akreditifin lehtar tarafından kabulü ile akreditif sözleşmesi tamam olur. 500 Sayılı Kurallarda icabın kabulü ile ilgili bir düzenleme bulunmadığından, bu konuda lehtarın bulunduğu ülkenin yasaları geçerli olacaktır. Türkiye’deki lehtar açısından BK 6. madde göz önünde tutulacak, lehtarın açık bir kabulü gerekmeyecektir. Borçlar Kanununun 6. maddesinde icabı dermeyen eden kimse gerek işin hususi niteliğinden, gerekse hal ve mevkiinin icabından ötürü kabulü beklemek zorunda değilse; eğer icap münasip bir süre içinde reddedilmişse kabul olunmuş sayılır denilmektedir. Milletlerarası uygulamada da akreditif sözleşmesinin kabulü için açık bir kabul beklenmemekte, akreditifin ihbarı halinde zımni kabulün varlığı kabul edilmektedir.

Akreditif metninde değişiklik (500 Sayılı Kurallar 9/d-i) yapılabilmesi için akreditif bankası, varsa teyit bankası ve lehtarın muvafakatı gereklidir. 500 Sayılı Kurallarda “Lehtar bu değişiklikleri kabul veya reddettiğine ilişkin yazılı bildiri vermek zorundadır” (9/d-iii) denilmekte ise de; bu bildiriyi vermenin hukuki bir sonucu olmadığı aynı bentten anlaşılmaktadır. “Akreditif ve henüz kabul edilmemiş değişikliklere uygun vesaikin görevli bankaya veya amir bankaya ibrazı üzerine değişiklikler lehtarca kabul edilmiş sayılacak ve akreditif buna göre değiştirilmiş olacaktır”.

Uygulamada MTO’na göre “Lehtarın belli süre içinde değişiklik teklifini red ettiğini bildirmemesi halinde değişikliği kabul etmiş sayılacağı” şeklindeki akreditif kaydı geçersiz sayılmaktadır. Buna karşılık “belli süre içinde kabul edilmezse değişiklik önerisinin reddedildiği” şeklindeki bir kaydın geçerli olacağı söylenebilir.

Akreditife uygun belgelerin ibrazı ve ödemenin yapılması ile akreditif sona ereceği gibi, uygun olmayan belgelere rezerv konulması veya belgeler ibraz edilmeden akreditif vadesinin geçmesi ile de akreditif son bulur. Akreditifin tek taraflı olarak akreditif bankası tarafından iptali ise mümkün değildir. Akreditif sözleşmesi ancak lehtar ile akreditif bankasının anlaşması halinde iptal edilebilir.

III- AKREDİTİF TÜRLERİ

a) İthalat akreditifi – ihracat akreditifi

Akreditifler genelde satış sözleşmeleri dolayısıyla ve “mal akreditifleri” olarak uygulama alanı bulmakta ve uygulamada bankalarca ithalat ve ihracat akreditifi olarak adlandırılmaktadır.

Akreditifi ithalatçı açtırdığından ithalat akreditifleri Türkiye’de faaliyet gösteren bankalar tarafından (akreditif bankası) müşterileri ithalatçıların (amir) talebi üzerine açılmakta ve yabancı ülkelerdeki muhabirleri aracılığı ile yabancı ihracatçıya (lehtar) ihbar edilmektedir.

İhracat akreditiflerinde ise, Türkiye’deki ihracatçı lehtar durumunda olduğundan; yabancı ülkedeki ithalatçı Türkiye’deki ihracatçı (lehtar) lehine bir akreditif açılması için kendi ülkesindeki bankaya (akreditif bankası) talimat vermekte, yabancı ülkedeki akreditif bankasının muhabirleri olan Türkiye’de faaliyet gösteren bankalar ihbar bankası, görevli banka veya teyit bankası durumunda olmaktadırlar.

b) Dönülebilir – dönülemez akreditifler

Akreditifler dönülebilir ve dönülemez olarak da ayrılmaktadır. 400 Sayılı Kurallarda bir akreditifin dönülemez olduğu belirtilmemişse dönülebilir sayılmakta ve sorun yaşanmaktaydı. Dönülebilir bir akreditif, lehtar açısından bir güvence oluşturmadığından, 500 Sayılı Kurallarla bir akreditifin dönülebilir olduğu belirtilmedikçe dönülemez olduğu kabul edilmekle sorun çözülmüştür.

c) Belge ibrazında ödemeli akreditif – ertelemeli ödemeli akreditif

Kural olarak akreditif, akreditife uygun belgelerin ibrazı üzerine ödenir. Belgelerin ibrazı ile birlikte poliçe ibrazı da istenebilir. Poliçelerin damga vergisine tabi tutulması nedeniyle, Avrupa uygulamasında ayrıca poliçe istenmemesi yaygındır. Akreditifte uygun belge ibraz edilmesi halinde, ödemenin belgelerin ibrazından bir süre sonra yerine getirilmesi kararlaştırılmış ise, ertelemeli ödemeli akreditif söz konusu olur. Tüm akreditiflerin belli bir vade içermesi zorunlu olduğundan; ertelemeli ödemeli akreditifi (deferred payment l/c) uygulamada vadeli akreditif olarak adlandırmak hatalıdır.

Ertelemeli ödemeli akreditifte bankanın uygun belge ibrazı ile yükümlülüğü kesin olarak ortaya çıkacağından; belgeleri alan ithalatçının (amir) malların ayıplı, eksik vs. iddiaları ile akreditif bankasını ödemeden men ettirmesi mümkün değildir. Buna karşılık; ithalatçı malların ayıplı çıkması halinde satış akdine dayanarak ihracatçının akreditif bankası nezdindeki alacağına ihtiyati tedbir veya ihtiyati haciz koydurmak istemektedir. Bu durum malları sevketmiş, belgeleri alıcıya göndermiş bulunan satıcının güvencesini büyük ölçüde ortadan kaldırılabileceğinden, akreditif bedelinin bir süre sonra ödenmesi -malların kredili satılması- 1983 revizyonuna kadar Yeknesak Kurallarda yer almamış, ancak 400 Sayılı Kurallara bir gereksinme sonucu girmiştir.

Satıcı (lehtar) ertelemeli ödemeli akreditiflerde alacağı üzerine tedbir veya haciz konulması gibi bir sürpriz ile karşılaşmamak istiyorsa; akreditif bedeli kadar bir poliçenin akreditif bankasınca kabul edilerek veya aval verilerek kendisine verilmesini isteyecek ve poliçeyi iyi niyetli üçüncü kişilere ciro ederek; alacağı üzerine ithalatçının haciz vs. koydurmasını engelleyebilecektir.

d) Red clause – green clause akreditifler

Akreditif üzerinde önce kırmızı mürekkeple gösterildiği için “red clause” olarak adlandırılan akreditiflerde, belgelerin ibrazından önce, akreditif tutarının tamamı veya bir bölümü lehtara (satıcıya) avans olarak ödenmekte; böylece satıcıya prefinansman sağlanmaktadır. Burada akreditif bankası tarafından lehtara açılmış bir kredi söz konusu olmaktadır.

Green clause akreditifte ise, satıcının malın bir bölümünü bir umumi mağazaya depolaması halinde, kendisine bir makbuz verilmekte ve makbuzun bankaya ibrazı karşılığında akreditif tutarının bir kısmını banka lehtara ödemektedir.

e) Teminat akreditifleri (Stand-by l/c)

500 Sayılı Kurallarda mal akreditifleri yanı sıra; teminat akreditflerine de niteliklerine uygun olduğu ölçüde -Stand-by Letter of Credit- Yeknesak Kuralların uygulanacağı kabul edilmektedir.

Stand-by l/c’ler teminat niteliği taşısalar da hukuki açıdan teminat mektuplarından farklıdırlar. Teminat mektuplarında bir risk garanti edildiği, riskin doğmaması veya sona ermesi halinde bankanın ödeme yükümlülüğü son bulduğu halde; teminat akreditiflerinde belge niteliğinde olan yazılı tazmin talebinin akreditife uygun olması, akreditifte öngörülen şekilde düzenlenerek ibrazı halinde akreditif bankası, varsa teyit bankası -riskle bağlı olmaksızın- akreditif meblağını ödemek zorundadır.

Amerikan bankalarının, kendi mevzuatları gereği garanti ve teminat mektupları verememeleri nedeniyle, teminat mektubu ve kontrgaranti yerine geçmek üzere stand-by l/c düzenledikleri görülmektedir. Teminat akreditiflerinin vadeli olma zorunluluğu nedeniyle, vadesiz teminat mektubu verilmesi gerektiği takdirde stand-by l/c’ler her defasında otomatik vade uzatımı şeklinde verilmektedir.

IV- AKREDİTİF İŞLEMLERİNE KATILANLAR ARASINDAKİ İLİŞKİLER

500 Sayılı Kurallarda akreditif ilişkisi içinde akreditif bankası, amir, lehtar, teyit bankası, ihbar bankası, görevli banka, rambursman bankasından söz edilmektedir.

a) Akreditif bankası

aa) Akreditif bankası ile amir arasındaki ilişki

Akreditif bankası, amirin akreditif açılması teklifini kabul ederse, kural olarak amir lehine bir gayrinakdi kredi tahsis eder. Akreditife uygun belgeler vadesinde ibraz edilirse, akreditif bankası akreditif meblağını öder ve amire rücu eder. Amir ile banka arasındaki anlaşmaya göre; ödenen akreditif meblağı derhal tazmin edilmeyip nakdi krediye de dönüştürülebilir.

Amir ile akreditif bankası arasında bir vekâlet sözleşmesi ilişkisi vardır. Akreditif bankası genel olarak akreditif açmakla amire karşı vekilin hak ve yükümlülüklerini üstlenmektedir. Vekâlet ilişkisine göre, banka amirin icabını kabul ederse vekil olarak akreditifi açma yükümlülüğü altına girecek, keza akreditifi açarken amirin talimatına uyacaktır.

Buna karşılık, her vekâlet sözleşmesi bir temsil yetkisi içermediği gibi, burada da bir hizmetin verilmesi söz konusu olacak, yoksa akreditif bankası amiri temsilen onun nam ve hesabına akreditif açmayacaktır. 500 Sayılı Kurallara akreditif bankası akreditifi açtıktan sonra lehtara karşı bağımsız olarak bizzat kendisi sorumlu olacağından, amirin açılmış bir akreditifle ilgili olarak bankaya talimat vermesi -örneğin belgelere rezerv konması talimatı- mümkün olmayacaktır. Keza akreditif bankasının koyacağı rezervler için önce amirin talimatını ve onayını alması da söz konusu değildir.

Akreditif bankası, akreditifi lehtara muhabir bankası -ihbar bankası görevli banka veya teyit bankası- aracılığı ile göndermektedir. Muhabir bankanın kusurlu davranışından ötürü amir bir zarara uğrarsa, 500 Sayılı Kuralların 18. maddesine göre bundan akreditif bankası sorumlu tutulamayacaktır. 18. maddeye göre amirin talimatını yerine getirmek için bir bankanın hizmetinden yaralanan akreditif bankası bu işi amirin adına ve riski ona ait olmak üzere yapar, akreditif bankası seçimi kendi yapsa dahi, gönderdiği talimatın yerine getirtmediğinden ötürü hiçbir sorumluluk veya yükümlülük almaz.

Yargıtay eski bir kararında (HGK, 04.11.1964, 942/D 637 Adalet Dergisi, 1965 sh.730 vd.) amir ile akreditif bankası arasında bir vekâlet akdi ilişkisi olduğunu, akreditif bankasının muhabiri seçmesinden ötürü BK 391/2. maddeye göre amire karşı sorumlu olacağını -yetki kullanılırken takayyüt ve ihtimam gösterme yükümlülüğü- kabul etmiştir. Ancak 500 Sayılı Kuralların 18. maddesinin amir ile akreditif bankası arasında bir sözleşme niteliği kazandığı gözden kaçırılmayacak ve sorumluluktan kurtulma ile ilgili BK 99. madde hükmü burada uygulanacaktır.

Akreditif bankası, akreditife uygun belgeler süresi içinde ibraz edildiği takdirde ödeme yükümlülüğü altında olacak ve amire rücu hakkı doğacaktır. Amirin malların ayıplı olduğunu ileri sürmesi veya belgeleri almayı reddetmesi ödeme yükümlülüğünü etkilemeyecektir. Buna karşılık, belgeler akreditif süresi içinde ibraz edilmemiş ise veya akreditife uygun değilse, amirin ödeme yükümlülüğü yoktur. Amirin bu durumda rezerv koymayan akreditif bankasına ödeme zorunluluğu olmadığı gibi, akreditif bankası, akreditif bedelini amirin hesabından almış ise, bu bedelin iadesi için bankayı dava hakkına da sahiptir. Amirin herhangi bir nedenle akreditif konusu malları gümrükten çekmiş olması, belgelerin akreditife uygun olmaması halinde akreditif bedelini ödememe hakkını ortadan kaldırmaz. Zira akreditifin mallarla ilgisi yoktur. Malların çekilmesi akreditifi değil, satış akdini ilgilendirir.

İsviçre Federal Mahkemesinin de belirttiği gibi (BGE 78 II 52) akreditif bankasının belgeleri amire tevdi karşılığında, akreditif bedelini talep hakkı doğar. Akreditif bedelini lehtara ödemesi şart değildir.

bb) Akreditif bankası ile lehtar arasındaki ilişki

Akreditif bankası ile lehtar arasındaki sözleşme (dar anlamda akreditif sözleşmesi) akreditif bankasının akreditif şartlarına uygun belgelerin ibrazına bağlı mücerret bir borç ikrarını oluşturmaktadır.

Akreditif bankası örneğin amir ile arasındaki vekâletin geçerli olmadığı veya akreditif bedelinin amir tarafından yatırılmadığı gibi gerekçelerle lehtara ödemeden kaçınamaz.

500 Sayılı Kurallara göre akreditif bankası bir ödeme yeri bankası göstermek zorundadır. İhbar bankası ödeme yeri bankası değildir, ancak ödeme yeri bankası olarak atanabilir. Teyit bankası varsa ödeme yeri bankası teyit bankası olacaktır. Lehtar akreditife uygun belgelerle ödeme yeri bankasına başvurmadan doğrudan akreditif bankasına başvuramaz. Ödeme yeri bankası ödemeyi yapmadığı takdirdedir ki, lehtar akreditif bankasına başvuracaktır. Yargıtay da aynı görüştedir. Yüksek Mahkemeye göre (12.HD., 14.11.2000, 16851/17397, YKD, Mart 2001, sh.377) teyit bankası aynı zamanda ödeme yeri bankası olduğundan ..... lehtarın öncelikle teyit bankasına başvurması icabeder. Teyit bankası herhangi bir sebeple ödemeyi yazmaz ise lehtar o zaman akreditif bankasına başvurabilir”.

b) İhbar bankası

İhbar bankası, akreditif bankasının diğer ülkelerdeki muhabiri olup, herhangi bir sorumluluk yüklenmeden akreditifi lehtara ihbar etmektedir. 500 Sayılı Kurallarda mutlaka bir görevli banka gösterilmesi zorunlu olduğundan, görevli banka aynı zamanda ihbar bankası olmaktadır. Akreditif teyit edilirse, teyit bankası hem ihbar bankası, hem de görevli banka sayılmaktadır.

c) Görevli banka

500 Sayılı Kuralların 10/a.b.i maddesine göre görevli banka akreditif bankası ve/veya teyit bankası adına “ödeme yapmaya, ertelemeli ödeme yükümlülüğü altına girmeye, poliçe kabul etmeye ve iştira işlemi yapmaya yetkili bankadır”. 500 Sayılı Kurallarda yanıltıcı olarak görevli banka denilmekte ise de; burada lehtar açısından sadece yetkili bir banka söz konusudur. Ancak her akreditifte görevli bankanın yetkilerinin ne olduğunun gösterilmesi zorunludur. Sadece ödeme ile yetkili kılınmış banka, akreditif bankası veya teyit bankası adına taahhütte bulunamaz. Buna rağmen taahhüt altına girerse risk kendisine ait olur.

Görevli banka akreditif bankasının tüm yükümlülüklerini yüklenebilmektedir. Eğer bir akreditif sadece akreditif bankası nezdinde kullanılmayacak ise -ki bir akreditif bankası nezdinde kullanma çok istisnai bir durumdur- her akreditif bankası bir görevli banka göstermek zorundadır.

Akreditif bankası görevli banka atamazsa ne olacağı 500 Sayılı Kurallarda belirtilmemiştir. Görevli bankanın atanmadığı bir akreditifin geçerli olduğunda tereddüt yoksa da burada serbest iştiralı bir akreditif mi -diğer bir deyişle her bankanın görevli banka mı sayılacağı- yoksa sadece akreditif bankası nezdinde kullanılacak bir akreditif mi olduğu tartışmalıdır.

400 Sayılı Kurallardan farklı olarak 500 Sayılı Kuralların 13. maddesinin (b) ve 14. maddesinin (b) ve (d) fıkralarında görevli bankanın belgeleri makul süre içinde incelemesi, bunları kabul ve reddetmesi, akreditif ve teyit bankası ile birlikte düzenlenmiştir. Ancak görevli bankanın belgeleri 7 gün içinde incelememesi veya kabul yahut reddetmemesi, bu bankanın lehtara karşı herhangi bir sorumluluğuna neden olmamaktadır. Bu husus 10/c maddesinde çok açıktır: “Görevli banka teyit bankası olmadığı sürece, akreditif bankası tarafından görevli banka olarak tayin edilmesi bu banka için belge ibrazında ödeme yapmak, ertelemeli ödeme yükümlülüğüne girmek ve poliçeleri kabul etmek veya iştira yapmak için herhangi bir yükümlülük oluşturmaz”.

Görevli kılınan bankaya; akreditif bankası tarafından sadece yetki verilmiş ise, diğer bir deyişle -vekâlet akdi çerçevesinde görevli banka akreditif bankasına karşı bir yükümlülük altına girmemiş ise-, bu yetkiyi kullanmamaktan ötürü akreditif bankasına karşı da sorumlu olmaz. Buna karşılık, vekâlet akdi çerçevesinde görevli banka yükümlülük altına girmiş ise -belgeleri incelemez vs. ise- bu yükümlülükleri yerine getirmemekten ötürü sadece akreditif bankasına karşı sorumlu olur.

d) Teyit bankası

aa) Genel olarak

Lehtar genelde akreditifin kendi ülkesindeki bir banka tarafından teyidini isteyecektir. Böylece akreditif bankası yanı sıra ikinci bir banka da ödemeyi yükleneceği gibi, lehtar amirin ülkesindeki düzenlemelerden -örneğin döviz kısıtlamalarından- veya amirin ülkesindeki mahkemelerin verebilecekleri ihtiyati tedbir veya ihtiyati haciz gibi kararlardan etkilenmeyecektir. Keza lehtar akreditif bedelinin ödenmemesi halinde kendi ülkesindeki teyit bankasını dava etmeyi tercih edecektir.

Akreditif teyidi hiçbir şekilde teyit bankasının akreditif bankasının borcunu ödeyeceği şeklinde bir taahhüt veya garanti değildir. Teyit bankasının yükümlülüğü asli ve bağımsız bir yükümlülük olup teyit bankası ikinci bir akreditif bankasıdır.

Yargıtay da (12.HD., 14.11.2000, 16851/17973, YKD, Mart 2001, sh.377) Teyitli akreditifte akreditif bankasının yanında teyit bankasının bağımsız ve asli yükümlülüğü doğar. Aynı akreditif bankası gibi lehtara karşı, mücerret, asli ve bağımsız bir borç taahhüdü altına girer. Yani ikinci bir akreditif bankası gibidir demektedir.

bb) Teyit bankası ile lehtar arasındaki ilişki

Akreditifin teyidi lehtara bir icaptır. İcabın açık veya zımni olarak lehtar tarafından kabulü ve akreditife uygun belgelerin ibrazı halinde teyit bankasının ödeme yükümlülüğü doğar ve mücerret bir borç taahhüdü sözleşme konusu olur. Yargıtay (11.HD., 10.02.1977, 1976/5881, 1977/558, YKD 1978, sh. 1319) lehtarın münasip bir süre içinde reddetmemesi halinde teyit mektubunun ayrıca kabule gerek kalmaksızın hüküm ifade edeceğini, çünkü teyit bankasının gerek işin özelliğinden ve gerekse hal ve mevkiin icabından dolayı sarih bir kabulü beklemediği sonucuna varmıştır.

Teyit bankasının ödediği akreditif meblağını akreditif bankasına rücu edip edememesi ise lehtar açısından önemsizdir.

cc) Teyit bankası ile akreditif bankası arasındaki ilişki

Teyit bankası ile akreditif bankası arasındaki ilişki vekâlet ilişkisidir. İsviçre Federal Mahkemesi Bu ilişkide bir vekâlet söz konusudur. Akreditif bankası vekâlet veren, teyit bankası da teyit vermekle yükümlü vekildir demektedir (BGE 78 II 50).

500 Sayılı Kurallara göre (md.9/c) “Akreditif bankası diğer bir bankaya teyidini eklemesi için yetki verdiğinde veya istekte bulunduğunda, bu bankanın teyidini eklemeye hazır olmaması halinde, bu durumu gecikmeksizin akreditif bankasına bildirmesi zorunludur”.

Lehtara ödemede bulunan teyit bankası -belgelerin akreditife uygun olması koşulu ile- akreditif bankasına rücu hakkını elde eder.

İsviçre Federal Mahkemesi teyit bankasının akreditif bankasına rücu hakkını IBK 402/1, TBK 394/1 maddesine dayandırmaktadır (BGE 78 II 51). Bu fıkraya göre, akreditif bankasının teyit bankasının yaptığı harcamaları ödemesi gerekmektedir.

dd) Teyit bankası ile amir arasındaki ilişki

Teyit bankası ile amir arasında akdi bir ilişki yoktur.

e) Rambursman Bankası

Zorunlu olmamakla birlikte akreditiflerde sık olarak ödemede bulunan bankanın (talep bankası) akreditif meblağını akreditifte gösterilen bir üçüncü bankadan -rambursman bankası- talep edebileceği hükmüne yer verilmektedir. Rambursman bankası ile akreditif bankası arasında vekâlet ilişkisi vardır. Akreditif bankası rambursman bankasına verdiği ödeme yetkisini her zaman geri alabilir. Bu durumda veya yetki devam etse dahi talep bankasının ödememesi nedeniyle talep bankasının rambursman bankasına karşı herhangi bir hakkı bulunmaz. Buna karşılık, akreditifte bir rambursman bankası gösterilmişse, akreditif bankası öncelikle rambursman bankasından talepte bulunulmasını isteyebilir. Rambursman bankası ödemezse, akreditif bankasının yükümlülüğü doğar.

Rambursman bankası, belgeleri inceleme yükümlülüğü olmaksızın talep bankasına ödemede bulunur.

V- AKREDİTİF BELGELERİ, İNCELENMESİ VE SONUÇLARI

a) Genel olarak

Akreditif uygulaması tamamen belgelere dayandığından 500 Sayılı Kurallarda 20-38 maddeler belgelere ayrılmıştır. 20-23 maddelerde belgelerle ilgili genel düzenlemeler yapılmış olup; 23. maddeden itibaren tek tek belge türleri üzerinde duruluştur. Taraflar 500 Sayılı Kurallarda değinilmeyen, istedikleri tüm belgeleri de akreditif koşulu haline getirebilirler.

Akreditif belgeleri ile ilgili tüm maddelerde “aksi akreditifle belirtilmediği sürece”, “aksine akreditifte yetki verilmediği” şeklinde ibareler yer almaktadır.

b) Belgelerin gönderilmesi

Belgelerin süratle akreditif bankasına gönderilmesi amirin (ithalatçı) malları gümrükten çekmesi için büyük önem taşımaktadır. Görevli bankanın, teyit bankasının veya iştiraya yetkili bankanın lehtarın tevdi ettiği belgeleri ne kadar süre içinde akreditif bankasına göndereceklerine dair 500 Sayılı Kurallarda bir süre öngörülmemiştir.

Bankaların kendilerine tevdi edilen belgeleri makul bir süre içinde akreditif bankasına göndermeleri gerekir. Aksi takdirde bu bankalar akreditif bankasına karşı vekâlet ilişkisi içinde (BK 390) sorumlu olurlar.

Amir malları gümrükten çekebilmek için belgelerin bir an önce kendisine teslim edilmesini beklemekte olduğundan, bu yüzden akreditif bankasını sorumlu tutabilecektir. Özellikle, akreditif bankasının amire karşı,muhabir bankanın fiilinden sorumlu olması halinde (BK 391/2) zarar ziyandan sorumluluk söz konusu olacaktır.

Belgelerin gönderme sırasında kaybolmasından veya gecikmesinden ise bankalar sorumlu değildir (500 Sayılı Kurallar md.16).

c) Bankaların belgeleri makul özenle ve dış görünüşleri itibariyle inceleme yükümlülüğü

Bankalar belgeleri dış görünüşleri itibariyle inceleyecekler, bu incelemede makul özeni göstereceklerdir.

500 Sayılı Kurallarda makul özenin gösterilmesinde bir kıstas öngörülmüştür: “Belgelerin dış görünüşleri itibariyle akreditif şartlarına uygunluğu bu maddelerde yansıtılan milletlerarası standart bankacılık uygulaması ile belirlenecektir (md.13/a). Ancak nelerin milletlerarası standart bankacılık uygulaması olduğu da kuşkusuz tartışılacaktır.

Makul özen göstererek incelemeye bir örnek vermek gerekirse, akreditif belgesi oluşturan kalite raporu ihtimallere yer veriyorsa veya genel anlamlar taşıyorsa, farklı yorumlara neden oluyorsa lehtardan kesin rapor istenecektir.

Belgeler sadece dış görünüşleri itibariyle inceleneceğinden, belgelerin sahte olup olmadığı, geçerli olup olmadığı, imzaların sahte veya imzalayanların yetkili olup olmadığı incelenmeyecektir.

500 Sayılı Kuralların 20/d maddesinde “Akreditifte aksi belirtilmedikçe, bir belgenin tasdik edilmesi, geçerli kılınması, tevsik edilmesi, hukuki geçerlilik kazandırılması, vize edilmesi, onaylanması veya benzer bir isteği belirten bir şart, bu şartı dış görünüş itibariyle yerine getirdiği görülen herhangi bir imza, işaret, kaşe veya etikette yerine getirilmiş olacaktır” denilmektedir.

Belgeler şeklen uygunsa; amirin belgelerin sahte, eksik, tahrif edilmiş olduğunu iddia etmesi, dış görünüşlerine göre karar vermeyi kural olarak etkilemez. Aksi takdirde her amir, bu tür beyanlarla ödemeyi durdurabilirdi. Ancak bu kural kesin değildir, akreditif banksı vekâlet akdi ilişkisi içinde müvekkili amirin çıkarlarını korumak zorundadır. Bir belgedeki sahtecilik -örneğin bizzat belgeyi düzenleyen kuruluşça bildirilirse veya bu konuda delil getirilirse- akreditif bankası ödemeyi reddedecek ve akreditif meblağını yatırmak için mahkemeden tevdi mahalli istemesi gerekecektir.

Belgelerin dış görünüşleri itibariyle uygunluğu konusunda öğretide farklı iki görüş vardır.

Bir görünüşe göre, belgeler akreditif şartlarına kesin kez -harfi harfine- uygun olmalıdır (strict compliance). Daktilo hataları dahi belgelerin uygun olmadığı iddialarına yol açabilecektir. Örneğin akreditifte iki ayrı belge olarak sayılmasına rağmen “sağlık sertifikası” ile “kontrol sertifikası” tek kağıtta ise, Credit Number yerine © harfi küçük yazılmışsa, Number yerine (No) kullanılmak suretiyle credit no. denilmişse, banka bu belgeleri uygunsuz kabul edip rezerv koyabilecek midir?

Öğretide bu uygulamaya iyi niyet kurallarına göre bir kısıtlama getirilmesi gerektiği, “kesin kez uygunluk” kuralının uygulanması mantıksız ve saçma sonuçlara götürüyorsa itibar edilemeyeceği kabul edilmektedir. Esasen 500 Sayılı Kurallarda “kesin kez uygunluk” kuralına herhangi bir atıf da yoktur.

Milletlerarası akreditif uygulamasında genellikle kabul edilen kural “esas itibariyle uygunluk” “essential compliance” kuralıdır. 500 Sayılı Kurallarda da; belgelerin incelenmesinde “kesin kez uygunluk” kuralının önlenmesi için milletlerarası standart bankacılık uygulaması kabul edilmiştir.

Esasta uygunluk ilkesinin kabul edilmesi halinde “önemsiz” uygunsuzlukların “minor discrepancy” belgenin reddine neden olmayacağı sonucuna varılmaktadır.

500 Sayılı Kurallara göre, belgeler birbirleri ile uyum halinde de olmalıdır (md.13/a).

Akreditif koşulları arasında yer almayan belgeler incelemeye alınmayacaktır. 13. maddenin son paragrafına göre “Akreditif şartlarında yer almayan belgeler bankalarca incelenmeyecektir. Bankalar bu tür belgeleri aldıklarında onlara ibraz edenlere iade edecekler veya sorumluluk üstlenmeksizin ileteceklerdir.

Geçen dönemde birçok akreditif ibraz edilecek belgelerle bağlı olmaksızın özel şartlar içermekteydi. Örneğin “malların ambalajı, uzun deniz yolculuğuna müsait olmalıdır”, “geminin yaşı 15’ten fazla olmamalıdır”, “mallar gemide hava soğutmalı bölüme konulmalıdır” gibi. Belgeler dışında şartların geçerli olup olmadığı tartışılmıştır.

500 Sayılı Kuralların 13/c fıkrasına göre, akreditifte şart olarak verildiği halde bu şartlara ilişkin belge belirtilmediği takdirde bankalar bu şartları belirtilmemiş sayıp dikkate almayacaklardır.

d) Belgelerin makul bir süre içinde ve en geç yedi iş günü içinde incelenmesi

Yeknesak Kurallarda makul süre tanımı yoktur. MTO Bankacılık Komisyonuna intikal eden bir olayda stand/by L/C ile ilgili belgeler akreditif bankasına 22 Haziranda ibraz edilmiştir. Akreditif bankası 25 Haziranda belgelerin uygun olmadığına karar vermiş ve rezerv taşıyan teleksi 26 Haziranda hazırlamıştır. Bankacılık Komisyonuna talep edilen belgelerin yarım sahifelik bir statement ile poliçeden ibaret olduğu, belgeleri incelemenin 26 Hazirana kadar geciktirmenin makul bir süre sayılıp sayılmayacağı sorulmuştur. Bankacılık Komisyonu bu sürenin makul olmadığı, zira stand/by akreditiflerin incelenmesinin çok basit olduğu sonucuna varmıştır.

Paris İstinaf Mahkemesine göre makul süre 2, Alman ve İsviçre bankalarına göre 1-3, Pakistan ve Hindistan uygulamasında 15-30 gün olmuştur. Amerikan kanunlarına göre ise makul süre 3 gündür.

500 Sayılı Kurallarda makul sürenin azami sınırlaması 7 iş günüdür. 7 iş günü, belgeleri inceleyecek olan banka açısından ayrı ayrı belgeleri aldıkları günü izleyen günden başlamaktadır.

e) Belgelerin akreditif bankasına gönderilmesi ve akreditif meblağının talep edilmesi

Süresi içinde ibraz edilen belgeleri görevli banka tıpkı akreditif bankası gibi makul süre içinde -en geç 7 iş günü içinde- inceleyecek, uygun görürse akreditif bedelini ödeyecek ve belgeleri akreditif bankasına göndererek akreditif meblağını talep edecektir. Ancak görevli bankanın lehtara karşı hiçbir yükümlülüğü olmadığından, akreditif bedelini ödemeden veya belgelere rezerv koymadan da belgeleri, akreditif bankasına gönderebilecektir.

Görevli bankanın ne kadar süre içinde belgeleri akreditif bankasına göndereceğine dair 500 sayılı Kurallarda bir düzenleme yoktur. Görevli banka ile akreditif bankası arasında bir vekâlet ilişkisi oluştuğundan, makul bir süre içinde belgeleri yollaması gerektiği sonucuna varılacaktır.

Belgeler akreditif vadesi içinde görevli bankaya ibraz edildiği için; belgelerin akreditif bankasına ulaştığı tarih sadece belgeleri makul süre içinde -en geç 7 iş günü- inceleme açısından önem taşıyacaktır.

Akreditif bankası makul süre içinde -en geç 7 iş günü içinde- belgeleri inceleme, kabul veya reddetme yükümlülüğü altındadır. Makul süre geçtikten sonra belgelere rezerv koyup iadesi mümkün değildir.

Akreditif bankasının akreditife uygun olmadığı için belgelere makul süre içinde rezerv koyduğunu bildirmesi yeterli olmayacak; akreditif bankası rezervleri bildirmekle beraber; belgeleri iade veya emre hazır tuttuğunu da bildirecektir. Lehtar rezerv konulan belgeleri akreditif süresi içinde akreditife uygun hale getirerek bankaya tekrar ibraz etme hakkına sahiptir.

Akreditif teyit edilmiş ise teyit bankası görevli banka olarak kabul edilecektir. Böylece lehtarın belgeleri akreditif süresi içinde teyit bankasının ibraz yeri şubesine ibraz yükümlülüğü bulunmaktadır. Ancak teyit bankası herhangi bir görevli bankadan farklı olarak aynı zamanda ikinci bir akreditif bankasıdır. Bu nedenle teyit bankası akreditif vadesi içinde lehtar tarafından ibraz edilen belgeleri incelemeye alma; makul süre – en geç 7 iş günü – içinde inceleme, belgeler akreditife uygun değilse rezerv koyup iade veya emre hazır tutma, uygunsa veya makul süreyi geçirirse akreditif meblağını ödeme zorundadır.

Teyit bankası akreditif bedelini öderse, rücu için belgeleri akreditif bankasına gönderecektir. Akreditif bankası belgeleri aldığı tarihten itibaren makul sürede -en geç 7 iş günü- belgeleri inceleyecek, uygun bulmazsa rezerv koyup teyit bankasına iade edecektir. Teyit bankası belgelerin akreditife uygun olduğunda ısrar ederse iki banka arasında hukuki ihtilaf doğacaktır.

Uygulamada olduğu gibi, teyit bankasının akreditif meblağını ödemeyerek akreditif bankasına göndermesi ve onun cevabını beklemesi; makul süre -azami 7 iş günü- açısından teyit bankası için büyük risk oluşturacak, sürenin geçmesi halinde teyit bankası lehtara ödeme zorunda kalacaktır.

Teyit bankasının rezerv koyup iade ettiği belgeleri lehtarın akreditif bankasına gönderme hakkı vardır. O taktirde akreditif bankası -teyit bankası yokmuş gibi- yine makul süre içinde belgeleri inceleyecek, uygun görürse, akreditif meblağını ödeyecek veya rezerv koyup belgeleri lehtara iade edecektir.

VI- AMİR VEYA ÜÇÜNCÜ KİŞİLER TARAFINDAN, AKREDİTİF MEBLAĞLARININ ÖDENMEMESİ İÇİN MAHKEMEDEN İHTİYATİ TEDBİR VEYA İHTİYATİ HACİZ TALEBİNDE BULUNULMASI

Amir, satış akdinden ötürü satıcı ile aralarında ihtilâf çıkması ve özellikle ertelemeli ödemeli akreditiflerde belgeleri aldıktan sonra malları gümrükten çektiği zaman, malların satış sözleşmesi şartlarına aykırı, ayıplı, kusurlu veya miktar bakımından eksik olduğu sonucuna varması halinde, akreditif bankasının ve teyit bankasının ödememesi için Türk Mahkemelerinden ihtiyati tedbir veya ihtiyati haciz talebinde bulunmakta ve dava açmaktadır. Lehtardan alacaklı olduklarını ileri süren üçüncü kişilerin de aynı yola başvurdukları görülmektedir.

Yukarıda açıklandığı gibi akreditifin mallarla ilgisi yoktur. Akreditif bankası ve varsa teyit bankası, akreditif belgeleri dış görünümleri itibariyle, akreditife uygun ise, ödeme yükümlülüğü altındadırlar.

Ertelemeli ödemeli akreditiflerde de akreditif bankasının ve teyit bankasının -belgelere rezerv koymadıklarından- akreditif bedelini ödeme yükümlükleri kesinleşmekte; sadece akreditif bedelini ödeme belli tarihe kadar ertelenmektedir. Bu nedenle ne akreditif bankasının ne de teyit bankasının akreditif meblağını ödememesi için mahkemelerden tedbir istenemez. Ayrıca teyit bankası yurt dışında bulunduğundan, Türk Mahkemesi’nin vereceği ihtiyati tedbir kararı ne yabancı bir ülkede uygulanabilir, ne de yabancı bir bankaya karşı ileri sürülebilir.

Burada tek hatıra gelen yurt dışındaki lehtarın -ertelemeli ödemeli bir akreditifte- Türk bankasından olan akreditif alacağına Türk Mahkemesinin ihtiyati haciz koyulması kararını vermesi ve bunun bankaya bildirilmesidir. Lehtar yurt dışında olduğundan, ihtiyati haciz kararından sonra amirin lehtar aleyhine yurt dışında dava açması gerekmekte ise de uygulamada HUMK 9. maddesi istismar edilerek hem Türk Bankası hem de lehtar aleyhine Türkiye’de dava açılmakta ve amir aralarındaki satış akdine dayanarak veya üçüncü kişi başka nedenlerle lehtardan alacağı bulunduğunu ileri sürmektedir.

Bazı mahkeme kararlarında akreditifin teyitli olması halinde dahi lehtarın akreditif alacağı üzerine konulan ihtiyati haciz kararı nedeniyle akreditif bankasının teyit bankasına da ödeme yapmaması hükme bağlanmaktadır.

Oysa Türk Mahkemesinin aldığı ihtiyati tedbir veya ihtiyati haciz kararları, yurt dışındaki teyit bankasına karşı ileri sürülemeyecek ve teyit bankası lehtara ödeme zorunda kalacaktır. Akreditif bedelini ödeyen teyit bankası; akreditif bankasına karşı alacaklı sıfatını kazanmaktadır. Bu nedenle, ödemede bulunan teyit bankası ise, lehtarın alacağını değil, fakat kendi alacağını akreditif bankasından talep etmektedir. Türkiye’deki ithalatçı ile teyit bankası arasında bir alacak ilişkisi yoktur. Mahkemenin amirin, lehtardan alacağı nedeniyle teyit bankasının alacağına haciz uygulaması mümkün değildir.

Yargıtay’ın yeni kararlarından birinde konu açıklığa kavuşturulmuştur. Yargıtay’a intikal eden olayda, teyitli bir ithalat akreditifinde yurt dışındaki lehtar firmanın Türkiye’deki alacaklısı üçüncü kişi akreditif bankasına İİK 89 ihbarnamesi göndererek borçlusu lehtar firmanın teyitli akreditif alacağı üzerine haciz konulmasını istemiştir. Yüksek Mahkemeye göre (12. HD, 14.11.2000, 16851/17397)

“Teyit bankası ikinci bir akreditif bankası gibidir. Lehtar tarafından akreditif süresi içinde uygun belgelerin ibrazı halinde akreditif bedelini ödemekle yükümlüdür. Ödediği bedel için ise akreditif bankasına rücu eder. Teyit bankasının lehtara ödeme yapması ile akreditif bankasının lehtara karşı akreditif borcu sonra erer, ancak teyit bankasının alacağı doğar. Teyit bankasının isteyeceği alacak lehtarın alacağı değil, kendi alacağıdır. Akreditif lehtarının akreditif alacağının doğumu için ödeme yeri bankasına akreditif süresinde uygun belgeleri ibraz etmesi gerekir. Teyitli akreditifte teyit bankası aynı zamanda ödeme yeri bankası olduğundan teyitli akreditifin özellikleri de dikkate alınarak lehtarın öncelikle teyit bankasına başvurması icap eder. Teyit bankası herhangi bir sebeple ödeme yapmaz ise lehtar o zaman akreditif bankasına başvurabilir. Akreditif bankasının sonradan teyit bankasına ödememe talimatı vermesi teyitli akreditifin niteliği gereği mümkün değildir. Çünkü teyit bankası akreditifi teyit etmekle lehtara karşı akreditif bankasından ayrı, bağımsız ve asli yükümlülüğü doğar. Lehtara karşı bağımsız bir borç taahhüdü altına girer. Teyitli akreditifte lehtarın akreditif alacağı ödeme bankası olan teyit bankası nezdinde doğar. Alacağın akreditif bankası nezdinde doğması için lehtar tarafından teyit bankasına başvurulup ödeme yapılmaması nedeniyle akreditif bankasına lehtar tarafından başvuru yapılması gerekir”.

Referans Adresler