Hoşgeldin Misafir ! (GirişÜye Olun)

arsa karşılığı daire verdik
Konuyu Açan Kişi: hust59®
Cevap Sayısı: 4
Görüntülenme Sayısı: 1175

Cevapla 
 
Değerlendir:
  • 0 Oy - 0 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
arsa karşılığı daire verdik
Yazar Mesaj
hust59®
İmtiyaz Sahibi
*******
Mesajlar: 5,376
Tarih: Jul 2007
Üye no: 4
Nerden: İstanbul / Bolu
Rep Puanı: 26
Mesaj: #1
arsa karşılığı daire verdik
özel bir inşaat firmasında çalışıyorum. arsa karşılığı daire verdik ama alınan arsa üzerinde inşaat yapılmıyor sadece arsa il daireler takas yapılmış oldu. Muhasebe kayıtlarını nasıl yapıcaz. Arsa karşılığı verdiğimiz dairelerin maliyetlerini diğer dairelerin maliyetlerine yüklememiz doğru mu? arsa sahibine fatura düzenleyecek miyiz? iyi çalışmalar.

Hüseyin ÜST
S.M.M.M.
02-12-2008 09:34 PM
Web Sayfasını Ziyeret Edin Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
hust59®
İmtiyaz Sahibi
*******
Mesajlar: 5,376
Tarih: Jul 2007
Üye no: 4
Nerden: İstanbul / Bolu
Rep Puanı: 26
Mesaj: #2
RE: arsa karşılığı daire verdik
Yaptığınız iş takas.
Bir binanın tamamını değilde sizde de kalacak şekilde belli bir sayıdaki daireleri verdi iseniz önce muhasebe kayıtlarınızda her bir dairenin dükkanın maliyetini bulacaksınız ve bunları hem tapuda satışını yapıp hemde fatura düzenleyeceksiniz.
Karşılığında aldığınız arsayı tapu da satın alacaksınız ancak karşı taraf fatura veremeyen şahıs ise gider pusulası da düzenlemeniz lazım.( Herhangi bir kdv ve stopay uygulamadan.)

Hüseyin ÜST
S.M.M.M.
02-12-2008 10:40 PM
Web Sayfasını Ziyeret Edin Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
hust59®
İmtiyaz Sahibi
*******
Mesajlar: 5,376
Tarih: Jul 2007
Üye no: 4
Nerden: İstanbul / Bolu
Rep Puanı: 26
Mesaj: #3
RE: arsa karşılığı daire verdik
KATMA DEĞER VERGİSİ AÇISINDAN TAKAS VE TRAMPA







Yazar: ÖzgürBİYAN (*)

E-Yaklaşım / Nisan 2007 / Sayı: 45





I- GİRİŞ
Mal teslimleri ve hizmet ifalarını konu alan katma değer vergisinin (KDV) uygulamada, özellikli durumlarda nasıl hesaplanacağı pek çok kez tereddütlere hasıl olmuştur. Bu özellikli durumlardan birisi de takas ve trampa adı verilen uygulamalardır. Bu çalışmada trampa ve takas uygulamalarının hukuki nitelikleri ile katma değer vergisi karşısındaki durumları ortaya konulmaya gayret edilecektir.



II- KAVRAMSAL AÇIKLAMALAR
A- TAKAS

Sözlük anlamına bakıldığında takas için sayışma, vereceğini alacağına tutarak ödeşme ifadesine yer verilmiştir [1]. Hukuki tanımlama yapmak gerekirse; takası (ödeşme), aynı cinsten olan karşılıklı ve muaccel iki borcu, daha küçük olanı oranında sona erdiren bir hukuki işlem olarak nitelendirmek mümkündür [2].

Bir başka anlatımla takas, birbirine karşı aynı cinsten edimleri borçlanan tarafları, bu karşılıklı borçları fiilen ödemek külfetinden kurtaran bir yoldur [3]. Takas birbirinden alacaklı aynı zamanda birbirlerine borçlu kişiler arasında gerçekleştirilen hesaplaşma biçimidir [4].

Takas ile karıştırılan en önemli kavram “mahsup” ifadesidir. Çoğu zaman mahsup ve takas kavramları birbirleriyle karıştırılmakta ve birbirini tamamlayan iki kelime olarak kullanılmaktadır [5]. Ancak mahsup, bir alacaktan bazı kalemlerin düşürülmesine izin veren bir sayışma işlemidir. Bazı koşullar ve durumlarda bir alacağın azalması sonucunu doğurur; bu nedenle mahsup edilen miktarlar takastan farklı olarak, karşılıklı birer alacak değildirler [6].

Vergi hukukunda ise ödenmiş bir verginin ödenmemiş bir vergiden indirilmesine verginin mahsubu denilmektedir. Mükellef aynı tür faaliyeti dolayısıyla elde ettiği gelirden fazla vergi ödeme durumunda kalabilmektedir. Bu durum aynı Vergi Kanunu’nun uygulanmasından ve belirli bir vergi döneminde aynı matrah üzerinden birden fazla vergi alınması şeklinde olmuşsa çifte vergilendirme olmaktadır. Kanun koyucu bu durumu önlemek için verginin mahsubu ilkesini kabul etmiştir. Mahsup yeni bir hukuki durum yaratmayıp, sadece vergi alacağının gerçek miktarını tespit etmeye yönelik bir işlem olduğundan asıl vergi borçlusunun yanı sıra fer’i vergi borçlusu ve vergi sorumlusu tarafından da talep edilebilmektedir. Bir vergiden diğerinin mahsup edilebilmesi için bunun kanunlarda açıkça yer alması gerekmektedir [7]. Örneğin, GVK’nın 121 ve 123. maddeleri ile KVK’nın 33. maddelerinde vergi kesintilerinin ve yabancı ülkelerde ödenen benzeri vergilerin mahsup edilebileceği hükme bağlanmıştır. Diğer yandan bu maddelerde, kazanç ve iratlardan tevkif edilen vergilerin, beyanname üzerinden hesaplanan gelir ve kurumlar vergisinden mahsup edilebileceği öngörüldüğünden, bunların diğer beyannamelere göre tahakkuk eden veya edecek vergilerden indirilmesi mümkün değildir [8].

Mahsup bu şekilde olmakla birlikte takas ise, karşılıklı iki alacağın varlığını gerektirmektedir. Özel hukukta olduğu gibi vergi hukukunda da borçluluğu sona erdiren bir hukuki işlemdir. Mahsup bir verginin hesaplanması sırasında yapıldığı, başka deyişle verginin tarh aşaması ile ilgili olduğu halde takas tahsilat (ödeme) aşamasına ilişkindir [9].

B- TRAMPA
Değiş-tokuş, değiştirme anlamına gelen trampa sözcüğü, hukuki anlamda bir hak veya malın, başka bir hak veya mal ile değiştirilmesini amaç tutan anlaşma olarak tanımlanmaktadır [10]. Bu sözleşme ile taraflar karşılıklı olarak bir malla başka bir malı ya da hakları değiştirerek mülkiyetini karşı tarafa geçirmeyi üstlenirler. Trampa satıma çok benzer. Ancak trampada, mal karşılığında para değil, başka bir mal veya hakkın mülkiyetinin devredilmesi üstlenilmektedir [11].

III- TAKAS VE TRAMPANIN HUKUKİ NİTELİĞİ
A- TAKASIN HUKUKİ NİTELİĞİ
Borçlar Kanunu’nun 118. maddesine göre, “iki şahıs, karşılıklı bir miktar meblağı veya yekdiğerine mümasil (benzeş) başka malları birbirine borçlu oldukları takdirde her iki borç muaccel ise iki taraftan her biri borcunu alacağı ile takas edebilir.” Kural olarak her iki alacakta hukuken “geçerli ve dava edilebilir nitelikte” olmalıdır. İşte bu koşulları taşıyan iki alacağın sahipleri, birbirlerine olan borçlarını sırasıyla ayrı ayrı ifa edeceklerine kısa yoldan giderek bir beyanla alacaklarını hesaben tahsil eder ve borç ilişkilerini böylece sona erdirmiş olurlar [12].

Başka bir ifadeyle, birbirlerinden alacaklı aynı zamanda birbirlerine borçlu kişiler arasında gerçekleştirilen hesaplaşma biçimi olan takas müessesesi, birbirine aynı cinsten muaccel iki borcun bulunması durumunda tek taraflı irade beyanı ile gerçekleştirilen denkleştirme sonucunda az olanın sona ermesidir. Örneğin, (A), (B)’den, (B)’de (A)’dan karşılıklı olarak 5 bin YTL alacaklıdır. Bu şartlar altında önce (A), (B)’ye borcunu ödeyip sonra (B)’nin (A)’ya borcunu ödemesini beklemek anlamlı olmayacağından karşılıklı iki borç birbirini götürecek, borçlulardan birisinin talebi ile ödenecek borç kalmamış olacaktır. Borçlar birbirine denk olmazsa yani bir taraf daha yüksek miktarda borçlu ise takas beyanı ile beraber aradaki fark kadar borç azalmış olacaktır. Takas bu özelliği ile çift ifada bulunmayı engelleyen tek taraflı irade beyanı ile meseleyi çözmesi nedeniyle borcu ortadan kaldıran pratik bir yol olarak görülebilir. Takas müessesesinin genel işlerliği bu şekilde olmakla birlikte kanunen bazı şartların da oluşması gereklidir. Diğer deyişle takasın şartları şöyle sıralanabilir [13]:

- Karşılıklı alacağın bulunması,

- Aynı cinsten borçların olması,

- Borçların muaccel olması,

- Takas beyanında bulunulması.

Yukarıda kısaca sıralanan şartlar dahilinde her şeyden evvel takas gerçekleştirilebilmesi için karşılıklı borç durumunun oluşması gerekir. Diğer yandan takas edilecek alacakların aynı borç ilişkisinden doğması aranmaz. (A), (B)’den ev kirası nedeniyle alacaklıyken (B), (A)’ya televizyon satması nedeniyle alacaklı olabilir.

Takasın gerçekleşmesi için gerekli başka bir şartta karşılıklı borçların aynı cinsten olması zorunluluğudur. Karşılıklı aynı cinse en uygun borç, para borcudur. Fakat para borcu dışında misli şeyler de takasa konu olabilir. Borçların cinslerinin aynı olması şart olmakla beraber miktarlarının eşit olması şart değildir. Öte yandan takasın ileri sürülebilmesi için borçların muaccel olması, diğer deyişle alacaklılarının ifayı isteyebilir olması gerekir. Biri muaccel diğeri müeccel borçlar için takas düşünülemez.

Son olarak takasın nihayetlendirilmesi için “takas beyanı” gereklidir. Takas, her iki taraf itibariyle kullanılabilecek tek taraflı irade beyanı ile gerçekleşir. Beyan herhangi bir şekle tabi değildir. Karşı tarafa varması ile sonuç doğurur. Karşı tarafın rıza göstermesi şart değildir. Takas yazılı olabileceği gibi sözlü de olabilir. Diğer yandan takas için alacaklının rızasını gerektiren borçlarda bulunmaktadır (BK md. 123).

Geçerli bir şekilde yapılan takas beyanı, takas edilen iki borçtan az olanını ortadan kaldırır. Takasın hükmü geçmişe yürür. Borçlar takas beyanının yapıldığı anda değil, takas edilebilmelerinin mümkün bulunduğu andan itibaren sona ermiş sayılır. Takasta bulunabilmek açısından şartlar 26 Ocak 2001’de gerçekleşmiş ancak takas beyanında 17 Aralık 2001’de bulunulmuş ise karşılıklı alacaklar 26 Ocak 2001 tarihinde sona ermiş sayılır [14].

B- TRAMPANIN HUKUKİ NİTELİĞİ
Trampa bir malın başka bir malla değiştirilmesi amacını taşıyan bir alım satım akdidir. Diğer bir ifadeyle trampa sözleşmesi, taraflardan birinin vermeyi taahhüt ettiği bir mala karşılık diğer tarafında başka bir mal vermeyi taahhüt etmek suretiyle iki şeyin mülkiyetinin karşılıklı olarak geçirilmesini amaçlayan bir sözleşmedir. Trampa sözleşmesi tam iki tarafa borç yükleyen ve rızai bir sözleşmedir. Ayni bir sözleşme değildir. Çünkü geçerliliği için iradelerin kesişmesi yeterli görülmüştür. Ayrıca malların teslimi şart değildir.

Trampa malı malla değişmektir. Halk arasında değiş-tokuş adı da verilen trampanın satış sözleşmesinden farkı, alıcının para değil, bir malın mülkiyetini geçirmesini üstlenmesidir. Kısaca satım sözleşmesinde mala karşı para söz konusu iken, trampa sözleşmesinde mala karşı mal söz konusudur. Bu mallar karşılıklı taşınırlar taşınmazlar veya biri taşınır diğer taşınmaz dahi olabilir.

Trampada, bir malın bedeli diğer bir mal olmaktadır. Trampa sözleşmesinde karşılıklı değiştirilen malların bedellerinin eşit olduğu kabul edilir [15]. Diğer yandan trampa edilecek malların değerleri arasında bir eşitlik olması arzu edilirse de böyle bir eşitliği olması şart değildir. Taraflar trampa edilen malların değerleri arasındaki farkın bir miktar para ile karşılanması konusunda anlaşabilirler. Bu durumda sözleşme hem satım hem de trampanın özelliğini içerir. Böyle sözleşmelere birleşik sözleşme adı verilir. Sözleşmede malla değişimi ağır basıyorsa trampa, hayır mal karşılığı para ödenmesi ağır basıyorsa satım niteliği ön plana çıkar [16].

Trampa sözleşmesi pek çok yönden satım sözleşmesine benzer. Hatta, trampada taraflar vermek zorunda oldukları yönünden satıcı, almak zorunda oldukları yönünden alıcı gibi sorumlu tutulmuşlardır (Borçlar Kanunu, md. 232). O halde mallarını trampa edenlerin her biri diğerine nazaran hem alıcı hem de satıcı durumundadır. Yani karşısındakinden malı alırken alıcı ve trampa edilecek malı verirken de satıcı konumundadır. Bu suretle trampa akdinde bir tarafın hem alacaklı hem borçlu olarak mükellefiyetleri ve hakları bulunmaktadır. Ve bunlara ilişkin tüm hükümler satım akdindeki müşteri ve satıcıya uygulanan hükümlerin aynıdır. Yalnız ayıba ve zapta karşı tekeffülde satım akdinden farklı hükümler kabul edilmiştir. Borçlar Kanunu’nun 233. maddesine göre trampa suretiyle bir malı eline geçirmiş olan tarafın elinden bu mal bir üçüncü şahıs tarafından zaptedilirse veya trampa edilen mallardan biri ayıplı çıkarsa, malı ayıplı çıkan veya elinden zaptedilen taraf, dilerse diğer taraftan zarar ziyan ister, dilerse verdiği şeyi geri alır. Mal elinden alınan kişi, aşağıdaki iki yoldan birini kullanır [17]:

1- Uğradığı zararın giderilmesini ister veya

2- Karşı tarafa verdiği malın geri verilmesi ile birlikte menfi zararın giderilmesini ister.

Kendisine verilen mal ayıplı çıkan taraf ise aşağıdaki dört seçenekten birini kullanır:

1- Malların karşılıklı olarak geri verilmesini istemek,

2- Ayıplı malın geri verilmesi ve uğranılan zararın giderilmesini istemek,

3- Ayıplı ifa dolayısıyla malın değerindeki düşüklüğünü istemek,

4- Ayıplının ayıpsızla değiştirilmesini istemek.

IV- KDV AÇISINDAN TAKAS VE TRAMPA
Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 2. maddesinin son bendinde trampanın iki ayrı teslim olarak kabul edileceği hüküm altına alınmış bulunmaktadır. Yani teslim edilen malın karşılığında başka bir mal alınması halinde, her iki taraf birer teslimde bulunmuş sayılmaktadır.

1 Seri No.lu KDV Genel Tebliği’nde [18], trampanın, bir mal teslimi karşılığının diğer bir mal olduğu belirtilmiş ve teslimin tayininde bedelin cinsinin ve hatta bir bedelin bulunup bulunmamasının önemli olmadığı ifade edilmiştir.

Ayrıca Tebliğ’de; “Trampada malların mülkiyeti karşılıklı olarak el değiştirdiğinden her iki taraf için de teslim gerçekleşmiş sayılacaktır. Bu durumda matrah trampa edilen malların her birinin emsal bedeli olacaktır. Kısmi trampada yani trampa edilen mala karşılık bir malla birlikte başka şeyler de alınması halinde bunlar da vergiye tabi tutulacaktır” ifadesine yer verilmiştir.

Örneğin, halı imal ve satışı ile uğraşan (X) işletmesi ile mobilya ticareti yapan (Y) işletmesinin aralarında işletmeleri veya kişisel ihtiyaçları için halı ile mobilyayı karşılıklı olarak trampa etmeleri halinde, halı ve mobilya ayrı ayrı iki teslim sayılacaktır.

KDV açısından trampaya bir örnek düzenleme ise 30 Seri No.lu KDV Genel Tebliği’nde [19] yer almaktadır. Tebliğ’in (D) bölümünde yapılan açıklamalara göre, arsa karşılığı inşaat işlerinde iki ayrı teslim söz konusudur. Bunlardan birincisi, arsa sahibi tarafından müteahhide arsa teslimi; ikincisi ise müteahhit tarafından arsaya karşılık olarak arsa sahibine verilen konut veya işyeri teslimidir. Karşılıklı olarak gerçekleşen bu teslimlerin her birinin KDV karşısındaki durumu söz konusu Tebliğ’de açıklanmıştır.

Trampada taraflar teslim ettikleri malları, emsal bedel üzerinden faturaya bağlarlar. Trampa edilen malların VUK hükümlerine göre bulunan emsal bedelleri farklı ise taraflar, büyük olan emsal bedel üzerinden birbirlerine fatura kesmek suretiyle mal değişimini gerçekleştirebilirler.

Trampa olayını yeni mal satışında eski mal getirene iskonto yapılması şeklindeki satış kampanyalarında da görmek mümkündür [20] .

Mesela VHS video satan firma, betamax videosunu getirene önemli bir iskonto uygulanması şeklinde kampanya yaptığında, tüketicinin teslim ettiği eski videoyu gider pusulası ile vaat edilen iskonto tutarı üzerinden satın almak, yeni videoyu iskonto uygulamaksızın satmak durumundadır. Eski video bir KDV mükellefi tarafından teslim edilmişse, belgelemenin gider pusulası ile değil KDV’li fatura ile yapılması gerektiği tabiidir. Eğer iskonto vaadine konu eski mal çöpe atılacaksa (değersiz ise) eski malın tesellüm fişi ile teslim alınması ve vaat edilen iskontonun faturada, izahlı şekilde nakit iskonto olarak gösterilmesi mümkündür.

Takasta ise, her ikisi de birbirlerinin hem alacaklısı hem de borçlusu olan iki kişi vardır. Bu kişilerden her biri karşısındakinden olan alacağından vazgeçerek onu ve dolayısıyla kendini borçtan kurtarmaktır. Bu nedenle, takasın KDV ile herhangi bir ilişkisi bulunmamaktadır. Söz konusu borçların doğuşu sırasında, esasen gerekli vergilendirme yapılmıştır. Daha sonraki işlem ne teslim ne de hizmettir [21].

V- SONUÇ
Çalışmada ele alındığı üzere trampa uygulamasında tarafların birbirlerine karşı yaptıkları teslimleri iki ayrı işlem olarak dikkate alınmış bulunmaktadır. Bu durumda taraflar karşılıklı olarak emsal bedel üzerinden teslime konu malların değerini bulacaklar, daha sonra da yüksek olan değer üzerinden birbirlerine fatura edeceklerdir. Bu sırada da KDV hesaplaması yoluna gideceklerdir.

Öte yandan trampa KDV mükellefiyeti olmayanlar arasında gerçekleştiğinde ise ticari, zirai, mesleki bir faaliyetle ilgisi olmadığından ve arızilik taşıdığından KDV’ye konu olmayacaktır.

Takas ise hukuki yapısı ve özü itibariyle bir teslim ve ifaya konu olmadığından dolayı KDV’ye tabi değildir.




--------------------------------------------------------------------------------

* Mali Hukuk Bilim Uzmanı, Marmara Üniversitesi Mali Hukuk Doktora Öğrencisi.

[1] Pars TUĞLACI, Okyanus Ansiklopedik Sözlük, Cilt: 8, Cem Yayınevi, İstanbul 1985, s. 2754

[2] Mualla ÖNCEL, “Türk Vergi Hukukunda Takas”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.35, Sayı: 1-4, 1978, s. 9

[3] Mustafa Ali SARILI, Türk Vergi Hukukunda Sorumluluk, Kazancı Hukuk Yayınevi, İstanbul 2004, s. 48

[4] Özgür BİYAN, “Vergi Hukukunda Takas”, Lebib Yalkın Mevzuat Dergisi, Sayı: 27, Mart 2006, s. 25

[5] Adnan GERÇEK, Türk Vergi Hukukunda Tahsilat İşlemi ve Etkinliği, Ekin Kitabevi, Bursa 2003

[6] ÖNCEL, agm, s. 9

[7] BİYAN, agm, s. 26

[8] GERÇEK, age, s.

[9] ÖNCEL, agm, s. 9

[10] TUĞLACI, age, s. 2898

[11] Mahmut SEKDUR-Muhsin ALTUN, Mali Hukuk Ansiklopedisi, Yaklaşım Yayınları, 2001, Ankara, s. 677

[12] ÖNCEL, agm, s. 9

[13] Doğan ŞENYÜZ, Borçlar Hukuku, Ezgi Kitabevi, Bursa 2003, s. 145-146

[14] ŞENYÜZ, age, s. 147

[15] Şükrü KIZILOT, Katma Değer Vergisi Kanunu ve Uygulaması (Föy-Volant), Yaklaşım Yayınları, s. 381

[16] ŞENYÜZ, age, s. 191

[17] ŞENYÜZ, age, s. 192

[18] 30.11.1984 tarih ve 18591 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

[19] 16.12.1988 tarih ve 20021 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

[20] Mehmet MAÇ, KDV Uygulaması (E-Kitap), Denet Yayınları, s. 6, http://www.bdodenet.com.tr/kdv/kdv2.pdf, Erişim: 23.02.2007

[21] KIZILOT, age, s. 383

Hüseyin ÜST
S.M.M.M.
02-12-2008 10:42 PM
Web Sayfasını Ziyeret Edin Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
hust59®
İmtiyaz Sahibi
*******
Mesajlar: 5,376
Tarih: Jul 2007
Üye no: 4
Nerden: İstanbul / Bolu
Rep Puanı: 26
Mesaj: #4
RE: arsa karşılığı daire verdik
VERGİ HUKUKUNDA TAKAS





Yazar: ÖzgürBİYAN (*)

E-Yaklaşım / Kasım 2005 / Sayı: 28




I- GİRİŞ

Vergi borcunu sone erdiren olağan neden “ödeme”dir. Mükellefler vergi borçlarını kanunlarla belirlenen ödeme zamanları dahilinde ödeyerek borçlarından kurtulmuş olurlar. Olağan olan yol bu şekilde olmakla beraber borcu sona erdiren nedenlerden biri de “takas”tır.

Gerek özel hukukta gerek vergi hukukunda takas müessesesine yer verilmektedir. Takası gerçekleştirebilmek için kanunen belirli şartların da yerine gelmesi lazımdır. Takas müessesesine özel hukuk açısından Borçlar Kanunu madde 118’de yer verilmiş diğer yandan vergi hukuku açısından ise 6183 sayılı Amme Alacakları Tahsil Usulü Hakkındaki Kanun’un (AATUHK) 23. maddesinde düzenlenmiştir. Bu çalışmada vergi hukukunda takas konusu irdelenecek aynı zamanda özel hukuk (borçlar hukuku) açısından da konuya yer verilmeye çalışılarak değerlendirilecektir.



II- TAKAS KAVRAMI

Sözlük anlamına bakıldığında takas için sayışma, vereceğini alacağına tutarak ödeşme ifadesine yer verilmiştir (1). Hukuki tanımlama yapmak gerekirse; takası (ödeşme), aynı cinsten olan karşılıklı ve muaccel iki borcu, daha küçük olanı oranında sona erdiren bir hukuki işlem olarak nitelendirmek mümkündür (2).

Bir başka anlatımla takas, birbirine karşı aynı cinsten edimleri borçlanan tarafları, bu karşılıklı borçları fiilen ödemek külfetinden kurtaran bir yoldur (3). Takas birbirinden alacaklı aynı zamanda birbirlerine borçlu kişiler arasında gerçekleştirilen hesaplaşma biçimidir.

Takas ile karıştırılan en önemli kavram “mahsup” ifadesidir. Çoğu zaman mahsup ve takas kavramları birbirleriyle karıştırılmakta ve birbirini tamamlayan iki kelime olarak kullanılmaktadır (4). Ancak mahsup, bir alacaktan bazı kalemlerin düşürülmesine izin veren bir sayışma işlemidir. Bazı koşullar ve durumlarda bir alacağın azalması sonucunu doğurur; bu nedenle mahsup edilen miktarlar takastan farklı olarak, karşılıklı birer alacak değildirler [5]. Vergi hukukunda ise ödenmiş bir verginin ödenmemiş bir vergiden indirilmesine verginin mahsubu denilmektedir. Mükellef aynı tür faaliyeti dolayısıyla elde ettiği gelirden fazla vergi ödeme durumunda kalabilmektedir. Bu durum aynı vergi kanununun uygulanmasından ve belirli bir vergi döneminde aynı matrah üzerinden birden fazla vergi alınması şeklinde olmuşsa çifte vergilendirme olmaktadır. Kanun koyucu bu durumu önlemek için verginin mahsubu ilkesini kabul etmiştir. Mahsup yeni bir hukuki durum yaratmayıp, sadece vergi alacağının gerçek miktarını tespit etmeye yönelik bir işlem olduğundan asıl vergi borçlusunun yanı sıra fer’i vergi borçlusu ve vergi sorumlusu tarafından da talep edilebilmektedir. Bir vergiden diğerinin mahsup edilebilmesi için bunun kanunlarda açıkça yer alması gerekmektedir. Örneğin, GVK’nın 121. ve 123. maddeleri ile KVK’nın 43. ve 44. maddelerinde vergi kesintilerinin ve yabancı ülkelerde ödenen benzeri vergilerin mahsup edilebileceği hükme bağlanmıştır. Bu maddelerde, kazanç ve iratlardan tevkif edilen vergilerin, beyanname üzerinden hesaplanan Gelir ve Kurumlar Vergisi’nden mahsup edilebileceği öngörüldüğünden, bunların diğer beyannamelere göre tahakkuk eden veya edecek vergilerden indirilmesi mümkün değildir [6].

Takas ise, karşılıklı iki alacağın varlığını gerektirmektedir. Özel hukukta olduğu gibi vergi hukukunda da borçluluğu sona erdiren bir hukuki işlemdir. Mahsup bir verginin hesaplanması sırasında yapıldığı, başka deyişle verginin tarh aşaması ile ilgili olduğu halde takas tahsilat (ödeme) aşamasına ilişkindir [7].



III- BORÇLAR HUKUKUNDA TAKAS MÜESSESESİNE KISA BAKIŞ

Borçlar Kanunu madde 118’e göre, “iki şahıs, karşılıklı bir miktar meblağı veya yekdiğerine mümasil (benzeş) başka malları birbirine borçlu oldukları takdirde her iki borç muaccel ise iki taraftan her biri borcunu alacağı ile takas edebilir.” Kural olarak her iki alacakta hukukça “geçerli ve dava edilebilir nitelikte” olmalıdır. İşte bu koşulları taşıyan iki alacağın sahipleri, birbirlerine olan borçlarını sırasıyla ayrı ayrı ifa edeceklerine kısa yoldan giderek bir beyanla alacaklarını hesaben tahsil eder ve borç ilişkilerini böylece sona erdirmiş olurlar [8].

Başka bir ifadeyle, birbirlerinden alacaklı aynı zamanda birbirlerine borçlu kişiler arasında gerçekleştirilen hesaplaşma biçimi olan takas müessesesi, birbirine aynı cinsten muaccel iki borcun bulunması durumunda tek taraflı irade beyanı ile gerçekleştirilen denkleştirme sonucunda az olanın sona ermesidir. Örneğin, (A), (B)’den, (B)’de (A)’dan karşılıklı olarak 5 bin YTL alacaklıdır. Bu şartlar altında önce (A), (B)’ye borcunu ödeyip sonra (B)’nin (A)’ya borcunu ödemesini beklemek anlamlı olmayacağından karşılıklı iki borç birbirini götürecek, borçlulardan birisinin talebi ile ödenecek borç kalmamış olacaktır. Borçlar birbirine denk olmazsa yani bir taraf daha yüksek miktarda borçlu ise takas beyanı ile beraber aradaki fark kadar borç azalmış olacaktır. Takas bu özelliği ile çift ifada bulunmayı engelleyen tek taraflı irade beyanı ile meseleyi çözmesi nedeniyle borcu ortadan kaldıran pratik bir yol olarak görülebilir. Takas müessesesinin genel işlerliği bu şekilde olmakla birlikte kanunen bazı şartların da oluşması gereklidir. Diğer deyişle takasın şartları şöyle sıralanabilir [9]:

- Karşılıklı alacağın bulunması,

- Aynı cinsten borçların olması,

- Borçların muaccel olması,

- Takas beyanında bulunulması.

Yukarıda kısaca sıralanan şartlar dahilinde her şeyden evvel takas gerçekleştirilebilmesi için karşılıklı borç durumunun oluşması gerekir. Diğer yandan takas edilecek alacakların aynı borç ilişkisinden doğması aranmaz. (A), (B)’den ev kirası nedeniyle alacaklıyken (B), (A)’ya televizyon satması nedeniyle alacaklı olabilir.

Takasın gerçekleşmesi için gerekli başka bir şartta karşılıklı borçların aynı cinsten olması zorunluluğudur. Karşılıklı aynı cinse en uygun borç, para borcudur. Fakat para borcu dışında misli şeyler de takasa konu olabilir. Borçların cinslerinin aynı olması şart olmakla beraber miktarlarının eşit olması şart değildir. Öte yandan takasın ileri sürülebilmesi için borçların muaccel olması, diğer deyişle alacaklılarının ifayı isteyebilir olması gerekir. Biri muaccel diğeri müeccel borçlar için takas düşünülemez.

Son olarak takasın nihayetlendirilmesi için “takas beyanı” gereklidir. Takas, her iki taraf itibariyle kullanılabilecek tek taraflı irade beyanı ile gerçekleşir. Beyan herhangi bir şekle tabi değildir. Karşı tarafa varması ile sonuç doğurur. Karşı tarafın rıza göstermesi şart değildir. Takas yazılı olabileceği gibi sözle de olabilir. Diğer yandan takas için alacaklının rızasını gerektiren borçlarda bulunmaktadır (BK md. 123).

Geçerli bir şekilde yapılan takas beyanı, takas edilen iki borçtan az olanını ortadan kaldırır. Takasın hükmü geçmişe yürür. Borçlar takas beyanının yapıldığı anda değil, takas edilebilmelerinin mümkün bulunduğu andan itibaren sona ermiş sayılır. Takasta bulunabilmek açısından şartlar 26 Ocak 2001’de gerçekleşmiş ancak takas beyanında 17 Aralık 2001 de bulunulmuş ise karşılıklı alacaklar 26 Ocak 2001 tarihinde sona ermiş sayılır [10].



IV- VERGİ HUKUKUNDA TAKAS UYGULAMASI

A- TAKAS UYGULAMASININ KISA TARİHÇESİ

Takas müessesesinin vergi uygulamasına girişi oldukça eski tarihlere uzanmaktadır. Osmanlı imparatorluğu devrinde kabul edilip, AATUHK’un 1954 yılında uygulamaya konulmasına kadar yürürlükte kalmış olan 5 Ağustos 1909 tarihli Tahsili Emval Kanunu’nda takas hakkında bir hüküm görülmemektedir. Daha sonra 23 Aralık 1934 tarihinde kabul edilen 2656 sayılı “Tahsili Emval Kanununa Bazı Maddelerin Eklenmesine Dair Kanun”un 7. maddesi ile ilk kez bu konudaki düzenleme uygulamamıza girmiştir. Söz konusu maddede “eski senelerde tahsil edilip kanuni sebepler dolayısıyla reddi icap eden vergiler, mükelleflerin vergi borçlarına munzam kesirleriyle birlikte mal dairelerince mahsup edilmek suretiyle reddedilir..” denilmiştir. Bu hüküm AATUHK’un 23. maddesine kaynak oluşturmuştur [11].

B- YASAL HÜKÜM

AATUHK’un 23. maddesine göre, “gerçek ve tüzel kişilerden tahsil edilip de kanuni sebeplerle reddi gereken amme alacakları istihkak sahibinin, reddiyatı yapan amme idaresine olan diğer muaccel borçlarına mahsup edilir.” Eğer istihkak sahibinin öyle bir borcu yoksa, kendisine nakden iade edilmek suretiyle reddolunur. Bu hüküm aynı zamanda amme alacaklarının korunmasına yönelik olduğundan, mükellefe borçlarının ödenmesi açısından bazı hak ve olanaklar vermemektedir. Çünkü hak edilen bir istihkak bulunsa dahi, muaccel hale gelen borçların bir teminatı sayılmaktadır [12]. Bu nedenle, AATUHK ile tanınmış olan takas isteyebilme hakkı sınırlı bir haktır; idarenin ve yükümlülerin karşılıklı ve muaccel her türlü borçları birbiri ile takas edilemez. İdare ve yükümlü arasında iki taraf için de özel hukuk ilişkisinden veya taraflardan biri için özel hukuka, diğeri için kamu hukukuna dayanan ilişkiden doğan alacak ve borçların AATUHK’un 23. maddesine dayanarak takas edilmesi mümkün değildir [13].

C- TAKASIN NİTELİĞİ VE SONUCU

Vergi hukukunda takas konusu şey, özel hukuktan farklı olarak, daima para alacağıdır. Oysa borçlar hukukunda, “aynı cinsten” olmak kaydıyla her türlü alacak takas konusu olabilmektedir. Buna karşılık her iki borcun muaccel olması koşulu vergi hukukunda da geçerlidir. Bu nedenle, yükümlünün ihtilafı olduğundan dolayı henüz ödenmesi gereken duruma gelmemiş bir vergi borcu için idare takas dermeyan (ortaya atmak, ileri sürmek) edemez. Gene aynı nedenle, bir yükümlü de düzeltme talebiyle idareden istediği, fakat hakkında henüz karar verilmemiş alacağına karşılık, muaccel bir vergi borcu için takas beyanında bulunamaz. Fakat yükümlünün idareden alacağı kesinlik kazanmış ve borcu da muaccel ise, vergisinin vadesi gelmeden önce yaptığı takas isteminin kabulü gerekir [14]. Hatta yükümlü böyle bir istemde bulunmasa bile idare, kendisinden alacaklı bulunan yükümlüye, muaccel olan vergi taksidini ödemediği için ödeme emri düzenlenmeden önce, reddi gereken vergiyi muaccel olan vergi taksidine mahsup etmelidir (Dn. 4. D.’nin, 09.01.1975 tarih ve E. 1973/5255, K. 1975/28 sayılı; Dn. 4. D.’nin, 09.12.1975 tarih ve E. 1975/421, K.1975/3244 sayılı Kararları) [15].

AATUHK takas beyanına kimlerin yetkili olduğunu konusunda bir hüküm taşımamaktadır. Buna karşılık Borçlar Kanunu 123. maddede; devlet, il idareleri ve köyler lehine kamu hukukundan doğan alacakları, alacaklının rızası hilafına takası mümkün olmayan alacaklar arasında saymaktadır. Bu hükme dayanarak takas hakkının yalnız kamu alacaklısına tanınmış olduğu, vergi yükümlüsünün takas dermeyan edemeyeceği fikri oluşabilir. Ancak, Borçlar Kanunu’nun söz konusu hükmü sadece vergi borcunun yükümlünün devletle olan bir başka ilişkisinden, örneğin özel hukuk ilişkisinden doğal alacağı ile devletin rızası dışında takas edilmesini önler. Çünkü Borçlar Kanunu’ndan daha yeni ve daha özel bir yasa olan AATUHK kamu borçları arasında takası mümkün görmektedir (madde 23) [16]. Bununla birlikte AATUHK ile tanınmış olan takas isteyebilme hakkı sınırlı bir haktır; idarenin ve yükümlülerin karşılıklı ve muaccel her türlü borçları birbirleriyle takas edilemez. İdare ve yükümlü arasında iki taraf içinde özel hukuk ilişkisinden veya taraflardan biri için özel hukukta diğer için kamu hukukuna dayanan ilişkiden doğan alacak ve borçlar 23. maddeye dayanarak takas edilemez. Takası istenebilen borçlar, tahsil edilip de yasal nedenlerle yükümlüye red ve iadesi gereken kamu alacakları ile, yükümlünün reddiyatı yapacak idareye olan muaccel borcudur; bunlar iki taraf içinde kamu hukuku ilişkisinden doğar. Kamu alacağı, devlet, il özel idareleri ve belediyelere ait vergi, resim, harç, ceza tahkik ve takiplerine ait yargılama masrafı, vergi cezası, para cezası gibi asli, gecikme zammı, faiz gibi fer’i alacaklar ile bu idarelerin sözleşme, haksız fiil ve haksız iktisaptan doğanlar dışında kalan ve kamu hizmetleri uygulamasından doğan diğer alacakları ile bunların takip masraflarıdır (AATUHK. md. 1). Bu sınırlara göre yükümlünün bir kamu idaresine olan muaccel borcu ile diğer bir kamu idaresinden olan muaccel alacağının birbiri ile takas edilmemesi gerekir. Bu hüküm hazine birliği ilkesi ile çelişmektedir. Nitekim Danıştay, alacaklı ve borçlu bulunulan vergi dairelerinin ayrı ayrı olmasının yükümlünün takas isteminde bulunmasına engel oluşturmayacağı görüşünde [17] birleşmiştir [18]. AATUHK’un 23. maddesinde “fazla tahsil edilmiş olup, bu nedenle red ve iadesi gereken kamu alacaklarından söz edildiğinden, idarenin takasa konu olabilecek borcunun sadece fazla tahsil edilmiş kamu alacaklarına ilişkin olduğu açıktır. Bu nedenle örneğin, bir mühendislik firmasının devlet adına inşa ettiği bir binanın bedeli henüz alınmamış olduğu gerekçesiyle, muaccel kurumlar vergisi borcunun bu alacağı ile takasını istemesi düşünülemez. Bu nedenle yükümlü muaccel vergi borcunun devletten olan özel alacağı ile takasını ancak Borçlar Kanunu’na dayanarak isteyebilir. Ancak, söz konusu Kanun’un 123. maddesindeki sınırlamayı da ihmal etmemek gerekir. Buna göre, idare rıza göstermediği sürece, devlet lehine kamu hukukundan doğan borçların takası ile ortadan kaldırılması yolu kapalıdır. Buradan şu sonuçlara ulaşmak mümkündür [19]:

- Mükellef ile idare arasındaki alacak-borç ilişkisi ikisi yönünden de kamu hukukuna dayanıyorsa bunlar, AATUHK’un kapsamına girmektedir, dolayısıyla bu kanun hükümlerine göre (madde 23) takasa konu olmalıdır.

- İdare ile mükellef arasında iki taraf içinde özel hukuk ilişkisinden doğan alacak ve borçlar, Borçlar Kanunu’ndaki takas hükümlerine tabidir; bunların eşitler arasındaki alacak-borç ilişkisinden farkı yoktur.

- Taraflardan biri için özel hukuk, diğer, için kamu hukukuna dayanan alacaklılık-borçluluk sıfatı söz konusu ise, durum alacaklının ve borçlunun durumuna göre değişim gösterecektir. Mükellefin özel hukuktan kaynaklanan alacağını, vergi borcu ile takas etmek AATUHK çerçevesinde mümkün değildir. Diğer yandan bu işlemin Borçlar Kanunu çerçevesinde yapılması ise “rıza koşulu”na bağlıdır. Aksine yükümlünün alacağı, iadesi gereken fazla ödenmiş vergilerde olduğu gibi, kamu hukukuna dayanıyor, borcu ise özel hukuktan kaynaklanıyor olabilir. Önceki örnekteki mühendislik firması, bu işler dolayısıyla devlete ödemeye mahkum edildiği bir tazminat borcu olabilir. Bu durumda mükellef, AATUHK’a dayanarak, devlete olan tazminat borcunun fazla ödemiş bulunduğu kamu alacağı ile takasını isteyemez. 23. maddede sadece mükellefin “muaccel borçlarından” söz edilse de, bu kavramın hem kamusal borçları, hem de özel borçları içereceği iddiasını haklı gösterebilir. Fakat “muaccel borçlar”a bağlı bulunan sıfat bu yorumu engeller. Çünkü fazla ödenmiş olan kamu alacağının ancak reddiyatı yapacak kamu idaresine olan muaccel borçlar ile takası istenebilir ki, bunlar AATUHK’un 1. maddesinde sayılan kamu alacaklarından başkası olamaz.

Uygulamada özellikle kamuya karşı inşaat işi yapan müteahhit firmalarda bu soruna sıkça rastlanmıştır. Müteahhit firmanın düzenlediği hak ediş belgesinin, işveren idarece onaylanması ile birlikte, KDV tahakkuk etmiş olmaktadır. Bu durumda, işveren idare durumundaki kamu kuruluşu, hak edişi ve katma değer vergisini ödemese dahi, müteahhit firma, hak edişin işveren idarece onaylandığı tarihte KDV yönünden vergiyi doğuran olayın cereyan ettiğini kabul ettiğinden izleyen ayda tahsil etmediği bu katma değer vergisini beyan ederek ödemek zorunda kalmıştır. Maliye Bakanlığı bu durumda olanların mağduriyetlerini önlemek amacıyla, 250 Seri No.lu Muhasebat Genel Tebliği ile uygulamaya yön vermeye çalışmıştır [20].

Alacaklılık ve borçluluk sıfatlarının birleşmesi sonucu yükümlünün takas isteminde bulunması ödemenin hukuki sonuçlarını doğurur; borç ortadan kalkar. Bu nedenle pişmanlık dilekçesi ile bildirilen bir vergi borcu için takas isteminde bulunulurken, pişmanlık dilekçesinin kabulü için gerekli olan “borcun ödenmesi” koşulunun yerine getirilmesine gerek yoktur. Gene aynı nedenle, kendisine ödeme emri tebliğ edilen bir yükümlünün, bu borcuna karşı idareden olan muaccel alacağı ile takas isteminde bulunması, ödeme emirlerine karşı açılacak davalarda öne sürülebilecek üç nedenden “böyle bir borcum yoktur” veya durumuna göre “borcumu kısmen ödedim” (AATUHK m. 58) iddialarının kapsamına girer [21].

D- VERGİ SORUMLULUĞU VE TAKAS

Vergi mükelleflerinin vergi dairesine yatırmak zorunda oldukları vergileri Hazine’den olan alacakları ile takas talebinde bulunma yetkileri vardır. Vergi kesmek durumunda olanların, vergi sorumlusu sıfatı ile yatırmak zorunda oldukları vergileri Hazine’den olan kendi alacakları ile takas isteminde bulunup bulunamayacakları konusu tartışmalıdır. İçtihatlar sorumlunun yatırması gereken vergi kesintileri ile devletten olan kişisel vergi alacağı arasında takas hakkını tanımanın, onu, kesilen verginin yasal yükümlüsü yerine koymak anlamına geleceği düşüncesi ile bu konuda olumsuz görüş taşımaktadır [22]. Ancak bu görüşe katılmak doğru görülmemektedir. Zira vergi kesenler kestikleri verginin ödenmesinden ve bununla ilgili diğer ödevlerden sorumlu oldukları gibi (VUK m. 11), yapılacak tarhiyatın da muhatabıdırlar (GVK m. 107/3). Diğer bir ifade ile kişi bir kez vergiyi kesikten sonra yatırılacak kesintilerin devlete karşı borçlusu durumuna girmektedir. Öte yandan Vergi Usul Kanunu mükellef deyiminin sorumluları da içine aldığını belirtirken (madde 8/4), AATUHK’da kamu borçlusunu “kamu alacağını ödemek zorunda olan gerçek ve tüzel kişiler, bunların yasal temsilcisi ve mirasçıları, vergi yükümlüleri, vergi sorumlusu…” olarak tanımlamaktadır (madde 3). Görülüyor ki, yükümlüler kadar sorumlular da kamu borçlusu sayılmaktadır. Yasalara göre, Hazine’ye olan bu borcunu ondan olan kamu alacağı ile takas isteminde bulunulmaması işlemleri gereksiz yere uzatmaktan başka bir şey değildir. Bir kimsenin ayni idareye ödeyeceği ve ondan alacağı paraları hesaben tasfiye etmek kuşkusuz daha yerinde olacaktır [23]. Dolayısıyla vergi sorumluları, AATUHK’nın 3. maddesinde kamu borçları arasında sayılmaları nedeniyle kamu borçlusu sıfatıyla takas talebinde bulunma yetkisine sahip olmaları gerekir [24].



V- SONUÇ

Vergi borcunu sona erdiren nedenlerden biri de takas uygulamasıdır. Gerek özel hukukta gerekse vergi hukukunda düzenlenen takas müessesesinde; özel hukuk kurallarının daha çok birbirine yakın miktar ve cinslerde olan her türlü borçlara yönelik olduğu gözlemlenirken; vergi hukukunda ise esas olarak parasal borçların takasa konu edildiği anlaşılmaktadır.

Özellikle vergi hukuku açısından, çalışmanın ilgili bölümlerinde ayrıntılı değinildiği üzere, mükelleflerin veya idarenin borçlu ve alacaklı olması farklı durumlara vesile olmaktadır. Taraflardan biri için özel hukuk diğer için kamu hukukuna dayanan alacaklılık-borçluluk sıfatı yerine göre AATUHK hükümlerine tabi olabilecek iken, yerine göre de söz konusu kanun kapsamına girmediği anlaşılmaktadır.



--------------------------------------------------------------------------------

* Doktora Öğrencisi

(1) Pars TUĞLACI, Okyanus Ansiklopedik Sözlük, Cilt: 8, Cem Yayınevi, İstanbul 1985, s. 2754

(2) Muallâ ÖNCEL, “Türk Vergi Hukukunda Takas”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 35, Sayı: 1-4, 1978, s. 9

(3) Mustafa Ali SARILI, Türk Vergi Hukukunda Sorumluluk, Kazancı Hukuk Yayımevi, İstanbul 2004, s. 48

(4) Adnan GERÇEK, Türk Vergi Hukukunda Tahsilat İşlemi ve Etkinliği, Ekin Kitabevi, Bursa 2003

[5] ÖNCEL, agm, s. 9

[6] GERÇEK, age

[7] ÖNCEL, agm, s. 9

[8] ÖNCEL, agm, s. 9

[9] Doğan ŞENYÜZ, Borçlar Hukuku, Ezgi Kitabevi, Bursa 2003, s. 145-146

[10] ŞENYÜZ, age, s. 147

[11] ÖNCEL, agm, s. 10

[12] GERÇEK, age

[13] Kemal BURÇAK, “Mükelleflerin, Vergi Borçlarını, Kamu Kurumlarından Olan Alacaklarından Takas Yoluyla Mahsup Edebilmeleri”, Yaklaşım, Eylül 1994, Sayı: 21

[14] “İdareden alacaklı olan yükümlü ödeyeceği verginin taksit vadesi gelmeden mahsup isteğinde bulunduğu halde, bu isteğin reddi usulsüzdür”, Dn. 7. D.’nin, 10.04.1973 tarih ve E. 1972/1049, K. 1973/1013, sayılı Kararı

[15] ÖNCEL, agm, s. 10

[16] ÖNCEL, agm, s. 11

[17] Dn. 7. D.’nin, 24.02.1970 tarih ve E. 1969/1340, K. 1970/520 sayılı Kararı.

[18] Mualla ÖNCEL-Ahmet KUMRULU-Nami ÇAĞAN; Vergi Hukuku, Turhan Kitabevi, 12. baskı, Ankara Şubat 2005, s. 148

[19] ÖNCEL, agm, s. 12-13

[20] Bu konuda daha fazla bilgi için Bkz. BURÇAK, agm

[21] ÖNCEL-KUMRULU-ÇAĞAN, age, s. 148

[22] Dn. 4. D.’nin, 03.03.1977 tarih ve E. 1975/2947, K. 1977/616 sayılı Kararı.

[23] ÖNCEL-KUMRULU-ÇAĞAN, age, s. 148-149

[24] SARILI, age, s. 49

Hüseyin ÜST
S.M.M.M.
02-12-2008 10:46 PM
Web Sayfasını Ziyeret Edin Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
SUAT KOÇAK
Unregistered / Not Logged In
 
Mesaj: #5
RE: arsa karşılığı daire verdik
http://www.huseyinust.com/forum/arsa-kar...-8521.html
– ARSA KARŞILIĞI İNŞAAT İŞİNDE KATMA DEĞER VERGİSİ UYGULAMASI :

Arsa karşılığı inşaat işinde katma değer vergisi uygulaması ile ilgili olarak bu Tebliğin yayım tarihinden itibaren aşağıdaki açıklamalara göre işlem yapılması uygun görülmüştür.

Arsa karşılığı inşaat işinde iki ayrı teslim söz konusudur. Bunlardan birincisi, arsa sahibi tarafından müteahhide arsa teslimi; ikincisi ise müteahhit tarafından arsaya karşılık olarak arsa sahibine verilen konut veya işyeri teslimidir. Karşılıklı olarak gerçekleşen bu teslimlerin her birinin katma değer vergisi karşısındaki durumu aşağıda açıklanmıştır:

1. Arsa Sahibi Tarafından Müteahhide Arsa Teslimi:

Arsanın bir iktisadi işletmeye dahil olması veya arsa sahibinin arsa alım satımının mutad ve sürekli bir faaliyet olarak sürdürülmesi halinde, konut veya işyeri karşılığı müteahhide yapılan bu arsa teslimi katma değer vergisine tabidir.

Ancak arsa sahibinin, gerçek usulde mükellefiyetini gerektirmeyecek şekilde, arizi bir faaliyet olarak arsasını daire veya işleri karşılığında müteahhide tesliminde vergi uygulanmayacaktır.

2. Müteahhit Tarafından Arsa Sahibine Konut veya İşyeri Teslimi :

Katma Değer Vergisi Kanununun geçici 8. maddesi gereğince, 150 m2'ye kadar konutların teslimi 31.12.1992 tarihine kadar katma değer vergisinden istisna edilmiştir. Söz konusu istisna uygulaması ile ilgili olarak 9 Seri No.lu Katma Değer Vergisi Genel Tebliğinde gerekli açıklamalar yapılmıştır.

"Kanun Ad KATMA DEĞER VERGİSİ KANUNU
Madde No Gecici Madde 8

(3393 sayılı Kanunun 4 üncü maddesiyle eklenen madde) Net alanı 150 m2'ye kadar konutların teslimi ile konutyapı kooperatiflerine yapılan inşaat taahhüt işleri, (4134 sayılı Kanunun 1 inci maddesi ile değişen tarih) 31.12.1997(+) (Değişmeden önceki tarih) 31.12.1995.

(+)(3858 sayılı kanunun 1'nci maddesi ile değişmeden önceki tarihler) 31.12.1992) tarihine kadar katma değer vergisinden müstesnadır. "

Buna göre, müteahhit tarafından arsa sahibine, arsanın karşılığı olarak yapılan 150 m2'ye kadar konut teslimlerine katma değer vergisi uygulanmayacaktır. Müteahhit tarafından arsa sahibine yapılan işyeri veya 150 m2'den büyük konut teslimlerinde ise emsal bedel üzerinden katma değer vergisi uygulanacaktır.

Müteahhit tarafından arsa sahibine teslim edilen 150 m2'ye kadar konutlar dolayısıyla yüklenilen katma değer vergisi indirilemeyecek, bu vergiler gider veya maliyet unsuru olarak dikkate alınacaktır. Ancak yüklenilen vergilerden, işyeri veya 150 m2'den büyük konutlara isabet eden kısım indirim konusu yapılabilecektir. Bu uygulamada, 26 Seri No.lu Katma Değer Vergisi Genel Tebliğinin "Kısmi Vergi İndirimi" başlıklı (G) bölümündeki açıklamalar esas alınacaktır.

E – KONUT İSTİSNASI :

Katma Değer Vergisi Kanununun geçici 8. maddesinde, net alanı 150 m2'ye kadar olan konutların tesliminin vergiden müstesna olduğu hükme bağlanmış, konu ile ilgili olarak; 9 Seri No.lu Katma Değer Vergisi Genel Tebliğinin 1. bölümünde, net alan deyiminin "konut içerisinde duvarlar arasında kalan temiz alan" olarak tanımlanan faydalı alanı ifade ettiği, plan ve proje gereği konut dışında bir amaçla kullanılacak bölümleri de ihtiva eden inşaatlarda istisnanın sadece konut olarak kullanılacak bölümlere uygulanacağı açıklanmıştır.

Bakanlığımıza intikal eden olaylardan balkon, kömürlük, garaj, asansör boşluğu gibi yerlerin istisna karşısındaki durumu konusunda tereddüte düşüldüğü anlaşıldığından bu konuda aşağıdaki şekilde hareket edilmesi uygun görülmüştür.

1. Balkon, kömürlük, garaj, asansör boşluğu ve benzeri yerler, konutlardan ayrı olarak kullanılmaları mümkün olmadığından prensip olarak istisna kapsamı içinde mütalaa edilecektir.

2. Bu yerlerin 150 m2'lik sınırın hesabında ne ölçüde dikkate alınacağı ise 3 Seri No.lu "Konut İnşaatı ve Yatırımlarda Vergi, Resim, Harç Muafiyet ve İstisnası" Genel Tebliğinin 4. bölümündeki açıklamalara göre belirlenecektir.

"Halk konutu standartları"nın değişik 3 ve 4. maddelerine atıfta bulunan bu açıklamalara göre;

a) Faydalı alan konut içerisinde, duvarlar arasında kalan temiz alandır.

b) Faydalı alan genel olarak duvar yüzlerinde 2,5 cm sıva bulunduğu kabul edilerek, proje üzerinde gösterilmiş bulunan kaba yapı boyutlarının her birinden 5'er cm. düşülmek suretiyle hesaplanır.

Ancak konutlarda kapı ve pencere şeritleri, duman ve çöp bacası çıkıntıları, ışıklıklar ve hava bacaları; karkas binalardaki kolonların duvarlardan taşan dişleri; bir konuttaki balkonların veya arsa zemininden 0,75 m.den yüksek terasların toplamının 2 m2'si çok katlı binalarda yapılan çekme katların etrafında kalan ve ticaret bölgelerinde zemin katların komşu hududuna kadar uzaması ile meydana gelen teraslar; çok katlı binalarda genel giriş, merdiven, sahanlıklar ve asansörler; iki katlı tek ev olarak yapılan konutlarda iç merdivenlerin altında 1,75 m. yüksekliğinden az olan yerler; bodrumlarda konut başına bir adet, konutun bulunduğu bina dışında konut başına 4 m2'den büyük olmamak üzere yapılan kömürlük veya depo; kalorifer dairesi, yakıt deposu, sığınak, kapıcı ve kalorifer dairesi, müşterek hizmete ayrılan depo, çamaşırlık; bina içindeki garajlar ile bina dışında konut başına 18 m2'den büyük olmamak üzere yapılan garajlar, faydalı alan dışındadır.

Bina dışındaki kömürlük ve depoların 4 m2'yi, garajların 18 m2'yi aşan kısmı, ait oldukları konutun faydalı alanına dahil edilirler.


BENDE BU OLAYI TAKAS GİBİ DÜŞÜNÜYORUM. KDV YÖNÜNDEN İSEDE GECİCİ MADDE 8 İLE UYGUN YAPILMALIDIR...
KONUTLARDA %1
İŞYERLERİNDE%18
TAPU ALIMLARI YAPILDIKTAN SONRA İNŞAAT İŞLERİ SÖZLEŞMESİ İLE KAT MALİKİ YAPILMALI BUNUNLA BİRLİKTE ARSA KARŞILIĞI VERİLEN DAİRELERİN DAİRE MALİYETLERİ BULUNUP KAT BAŞINA MALİYETLENDİRİLEREK MUHASEBELEŞTİRİLMELİ...
03-12-2008 03:21 AM
Alıntı Yaparak Cevapla
« Önceki | Sonraki »
Cevapla 



Forum'a Git: