Hoşgeldin Misafir ! (GirişÜye Olun)

dış ticaret teorileri
Konuyu Açan Kişi: Feride
Cevap Sayısı: 0
Görüntülenme Sayısı: 2065

Cevapla 
 
Değerlendir:
  • 0 Oy - 0 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
dış ticaret teorileri
Yazar Mesaj
Feride
Müdavim Üye
******
Mesajlar: 3,442
Tarih: Jul 2007
Üye no: 13
Nerden: İZMİR
Rep Puanı: 16
Mesaj: #1
Exclamation dış ticaret teorileri
Derslerimiz uygulamaya dönük olmasına rağmen, madem ki dış ticareti A’dan Z’ye öğrenmeye karar verdik. O zaman biraz teoriye temas etmemiz, bilgilerimizde bütünlük sağlamak ve dış ticaret konusunu kafamızda tam olarak olgunlaştırmak ve kaynak bir eser ortaya koyabilmek bakımından mutlaka yararlı olacaktır.

Ülkelerin mal ve hizmet üretimi için sahip oldukları kaynaklar nicelik ve nitelik yönlerinden farklılıklar gösterir. Bu farklılıklar dolayısıyla her ülke, diğer ülkelere göre bazı malları nispeten ucuza, diğer bazı malları ise nispeten daha pahalıya üretir; bazı malları ise hiç üretemez. Ülkelerin nispeten ucuza üretebilecekleri malları üretip bunların bir kısmını ihraç etmeleri, karşılığında pahalıya üretebilecekleri malları üretmeyip, bunları nispeten daha ucuza üretebilen başka ülkelerden satın almaları, onlara önemli kazançlar sağlar ve refah düzeylerini artırır. Ülkelerin dış ticaretten nasıl kazançlar sağladıklarını açıklayan ilk teori Merkantilizm, en önemli teori ise, klasik ekonomistlerden David Ricardo tarafından geliştirilen Karşılaştırmalı Üstünlükler Teorisi’dir. Bu önemli teorinin öncüsü, Adam Smith tarafından geliştirilen Mutlak Üstünlükler Teorisi’dir.
Yani, dış ticaret konusundaki ilk görüş ve uygulamalar Merkantilizm ile başlar. Daha sonra, Adam Smith’in mutlak üstünlükler teorisi, ardından da Rikardo’ya ait mukayeseli üstünlükler teorisi ekonomi literatürüne hakim olmuştur. Daha sonra yeni dış teorileri de geliştirilmiştir.

2- Uluslarası Ticaret Teorisi Analizlerindeki Standart Varsayımlar

1- İki ülkeli ve iki mallı analiz modeli kullanılır. Dünyada yanlız iki ülke ve iki mal vardır.
2- Uluslararası ticarette para kullanılmaz .Malın malla değişimi şeklinde ticaret yapılır.Malın fiyatı diğer malın cinsinden belirlenir.
3- Hükümetlere yer verilmez. Gümrük tarifeleri ,kotalar,dış ticaretteki kısıtlamalar yok varsayılır. Başka bir deyimle, dış ticaretin serbest olduğu farzedilir.
4- Taşıma giderlerinin sıfır olduğu varsayılır.
5- Ekonomi tam istihdam durumundadır, iişsizlik sözkonusu eğildir.

6- Emek–değer teorisi: Malın maliyeti onun üretimi için harcanan emek miktarı ile ölçülür.Emek homojen bir üretim faktörü olarak kabul edilmiştir.
Bu teoriler günümüde az veya çok ama hala tatbik edimekte ve teoriler etrafındaki tartışmalar hala sürmektedir. Kronolojiye uyarak, teorileri incelemeye merkantilizmle başlayalım.
3- Merkantilizm
Aslında merkantilizm, dünyadaki ilk sistematik iktisat öğretisidir ve yüzyıllar boyunca benimsenmiştir. MS 1450 ila 1750 yılları arasında, yani sanayi devrimine kadar merkantilizmin dış ticaret anlayışına egemen olduğu kabul edilir. Bu döneme zaman zaman “ticari sistem” ya da “sınırlayıcı sistem” de denir. Bazı ekonomistler merkantilizmi kapitalizmin amentüsü olarak görürler. Merkantilizm, iktisadî konularla olduğu kadar dış politikayla ve jeopolitikle yakından ilişkilidir.
Feodalizmin çöküşüne yakın tarihlerde ortaya çıkmış olan; değerli külçe birikimini, dış ticaret fazlasını, tarımın ve üretim sektörünün gelişmesini ve dış ticaret tekellerinin kurulmasını sert idarî düzenlemelerle tüm millî ekonomiyi kontrol ederek sağlayıp, bir milletin parasal zenginliğini ve gücünü birleştirerek artırmayı hedefleyen iktisadî sistemdir.
Merkantilizm etimolojik kökü itibariyle İtalyancadaki tüccar anlamına gelen “mercante” kelimesinden gelir. Merkantilizm; ticaretle uğraşmak, ticaret yapmak mal satmak demektir. Bu akım taraftarlarına merkantilistler denmiştir. Merkantilizmin dayanağı olan fikirler şöyledir:

- Bir ulusun zenginliği ve gücü o ülkenin sahip bulunduğu altın ve gümüş gibi değerli madenlerin stoku ile ölçülür.
- Genel olarak, her ülke, özel olarak İngiltere, ülkenin ve Kral’ın güçlenmesi için ihracata ağırlık vererek, altın ve gümüş mevcutlarını azamiye çıkarmayla gayret etmelidir. İthalattan ise olabildiğince kaçınılarak altın stokunun azalmasına yol açılmamalıdır. İhracat zenginleştirir, ithalat fakirleştirir. Bu arada, o tarihlerde ABD Doları ve Euro gibi uluslar arası rezerv para niteliğinde para olmadığını hatırlayalım.

- Devlet gerekli gördüğü hallerde ekonomiye ve tabii ki dış ticarete müdahale etmelidir. Himayeci bir iktisat politikasıdır.
- Dünya değerli maden dolayısıyla servet stoku sabittir artırılamaz.
- Dış ticaret yapan taraflardan biri mutlaka kaybeder, diğeri kazanır. Yani, her iki tarafın da kazanması olanak dışıdır.
- Politik sistem olarak, mutlak kraliyeti öngörür.
Merkantilizm, Franda’da “Colbertizm”, Almanya ve Avusturya’da “Kammeralizm”, İspanyadakine “Bulyonizm” olarak adlandırılmıştır. Fransız kralı 14.Louis’nin maliye bakanı olan Jean Baptiste Colbert zamanında merkantilizm Fransız devletinin resmî politikası haline gelmiş ve bu yüzden Fransız merkantilizmi “Colbertizm” olarak adlandırılmıştı. Almanya’da merkantilizm “Kammeralizm” sözcüğüyle adlandırılır ve Kralın veya prensin hazinesi anlamına gelen “Kammer” kelimesinden türemiştir. Zira, amaç, devlet hazinesinin zenginleştirilmesi, gelirlerin artırılmasıydı.
Uzun ve tam bir fikrî üstünlüğün olmadığı bu dönemin isim babalığını Adam Smith yapmıştır. Ulusların Zenginliği “The Wealth of Nations” adlı eserinde Smith, korumacı dış ticaret politikalarını şiddetle eleştirirken, bu döneme “Merkantilizm” adını vermiş ve bu deyim geniş kabul görmüştür.
Merkantilizmi değerlendirirken, harp ve çatışmanın, sömürgeciliğin ön planda yer aldığı bir dönemde (MS 1450-1750) geçerli olduğunu hatırda tutmalıyız. İngiltere’de merkantilizm korumacı ve yayılmacı bir sistem olarak Sanayi Devrimi için güçlü bir millî ortam hazırladı. Almanya ve Fransa gibi ülkelerde millî birliği sağlamaya katkısı oldu. Bu dönemde üretim büyük ölçüde tarıma dayanırdı.
İktisadın bir bilim dalı olmasında merkantilizmin büyük rolü olmuştur. Arz yanlı bir teoridir. Talep konusuyla ilgilenmez, yahut talebi veri olarak görür. Merkantilizm sayesinde; para, faiz, dış ticaret, himayecilik, devletin ekonomiye müdahalesi gibi konularda yeni görüşler ortaya atılmıştır. Merkantilizmde devlet hazinesinin olabildiğince büyümesi istenir. İthalatı kısıtlayıp, ihracatı teşvik eder, güçlü ve zengin bir devleti hedefler, kısaca iktisadî milliyetçiliktir. Fakat, hammadde ithali serbesttir. Çünkü, ucuz hammadde işlenerek, mamül hale getirilecek ve pahalıya ihraç edilecektir.
Merkantilizm feodalizmle kapitalizm arasında bir köprüdür. Ayrıca, merkantilizmin uygulanabilmesi için, rakip devletlere karşı üstünlük kurmak gerekir. Bunun için de kuvvetli bir ordu ve donanmaya ve büyük bir ticaret filosuna ihtiyaç duyulur. Çünkü, böylece, deniz aşırı ülkelerde koloniler tesis edilebilecek, deniz ticaret yollarına hakim olunabilecek ve rakiplere karşı üstünlük sağlanabilecektir. Bu görüşler, ulus-devletlerin ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır.
Onyedinci yüzyılın ortalarından itibaren, iktisadî konularla ilgilenler arttı ve giderek birey özgürlüğüne önem veren, devletin müdahaleciliğine karşı çıkan; dolayısıyla merkantilizmi reddeden bir zümre ortaya çıktı. Bunlara göre, dış etki ne kadar az olursa, ekonomi de o kadar iyi çalışırdı. Ayrıca kısıtlama ve müdahalelerin ortadan kalkması, hem kişiler hem de ekonomi için çok daha iyi olacaktı. Nasıl ki merkantilist düşüncenin uygulanışı ülkeden ülkeye değişiyorsa, ortaya çıkan bu yeni liberal düşüncelerin etkileri de hep farklı oldu.

Merkantilizm Eleştirisi
Adam Smith, merkantilizmi tenkiden, rekabeti kısıtladığını, tekelleşmeye yol açtığını ( örneğin, East India Company gibi) ileri sürmüştür. Smith’e göre, gerçek zenginlik üretim araçlarıdır ve merkantilistler zenginliği yanlış tanımlayarak onu altın ve gümüş miktarına endekslemişlerdir.
David Hume merkantilizmin kendi içinde çelişkili olduğunu, hiçbir ülke için sürekli altın gümüş girişi sağlayacak dış ticaret fazlasının sürdürebilir bir durum olamayacağını idda etmiştir. Çünkü Hume’a göre, değerli maden girişi para arzını ve dolayısıyla da enflasyonu artırır. Neticede o ülke göreceli fiyat avantajını kaybeder ve ihracatı ile ithalatı dengelenir.

Merkantilizm, ne uluslararası ilişkiler ne de uluslararası ticaretin gerçeklerine uyar. Şöyle ki, uluslararası arenada bir ülkenin sadece mal satıp ithalatı kısıtlaması herşeyden önce uluslararası anlaşmalara aykırıdır. Ülkeler, karşılıklılık esasına göre dış ticaret yaparlar. Yani, bir ülkenin veya ülkelerin gümrük duvarlarını indirmesinin koşulu, ona mal satan ülkelerin de aynı şeyi yapmasıdır.

Merkantilizm ekonomi çevrelerinde “ beggar my neighbour” sözüyle tanımlanır. Bu cümlenin karşılığı bizim “pişti” dediğimiz iskambil oyunudur. Piştide taraflar mümkün olduğu kadar çok puan toplamaya çalışır. Kazanılan her puan rakip oyunculardan eksiltilen bir puandır. Yani, birisinin kazancı diğerlerinin kaybıdır. Beggar my neighbour Türkçe’ye komşunu dilenciye çevir olarak tercüme edilebilir.

Yeni Merkantilizm
Hazine Eski Müsteşarlarından Mahfi Eğilmez “Yeni Merkantilizm” başlıklı aşağıdaki yazısı merkantilizmin ulusların hayatında varlığını, bu bağlamda gelişmekte olan ülkelerin döviz ve ve ABD hazine bonolarına yatırım yaparak, yeni tür bir merkantilizm örneği sergilediğini ortaya koyuyor.

Son zamanlarda merkez bankalarının tuttuğu uluslararası döviz rezervleri üzerine yapılan tartışmaları içeren birçok makale yayımlandı. Bu tartışmalarda vurgulanan konuların başında özellikle yeni yükselen pazar ekonomilerinin yabancı sermayeyi çekmek için bir çeşit güvence karşılığı olarak bulundurdukları bu rezervlerin miktarının her geçen gün yükseldiği ve bu ülkeler arasında "kim daha çok rezerv tutarsa o daha çok yabancı sermaye çeker" biçiminde merkantilist bir yarışın ortaya çıktığı konusu geliyor.
Merkantilizm, Avrupa'da 15 ile 18. yüzyıl arasında, yani kapitalizmin hemen öncesinde uygulanan ekonomik sistemin adıydı. Merkantilist felsefenin ardında yatan yaklaşımların başında değerli madenlere sahip olmanın zenginlik sağlayacağı inancı geliyordu. 15. yüzyılda kâğıt para yoktu. Madeni para altın, gümüş gibi değerli madenlerden üretiliyor ve reel değeriyle işlem görüyordu. Altın, gümüş rezervleri sınırlı olduğu için, kıtlık bu metallere doğrudan doğruya bir değer veriyordu. Herkes tarafından değişim aracı olarak kabul edilmesi bunlardan metal para yapılmasını olanaklı kılıyordu. Bu dönemde sömürgelerden elde edilen altın ve gümüş ülkenin zenginliğinin artmasına katkıda bulunuyordu. Merkantilist yaklaşıma göre ithalat, ülkeden metal para, bir başka deyişle altın ya da gümüş çıkışına, dolayısıyla ülkenin fakirleşmesine yol açıyor, oysa ihracat bunun tam tersine ülkeye değerli metal girişine yol açarak zenginliğin artmasını sağlıyordu. Dolayısıyla ihracatın ithalattan fazla olması gerekiyordu. Bu genel yaklaşım Avrupa devletlerini dış ticarete ve oradan giderek bütün ekonomik hayata aktif karışımda bulunmaya yöneltmişti. Dış ticaretteki korumacılık yüksek gümrük duvarlarıyla ithalatın kısıtlanmasının yanında çeşitli teşviklerle ihracatın özendirilmesine ve dolayısıyla dış ticaret fazlası elde edilmesi yaklaşımına dayanıyordu.

Günümüzde ekonomilerin uluslararası döviz rezervi biriktirmesini bir noktaya kadar olası sıkıntılara karşılık tampon oluşturmak biçiminde kabul etsek bile o noktadan sonrasını merkantilist geleneğin günümüze farklı biçimde yansıması olarak düşünmek gerekiyor.

2006 sonunda 27 yeni yükselen pazar ekonomisinin merkez bankalarının bulundurduğu uluslararası döviz rezervlerinin toplamı 3 trilyon dolar. Bunlar arasında rekor Çin'e ait. Çin'in uluslararası döviz rezervi 1 trilyon doları geçerken, onu 300 milyar dolarla Rusya, 270 milyar dolarla Tayvan, 230 milyar dolarla Güney Kore, 160 milyar dolarla Hindistan izliyor. Geçmişte düşük rezerv bulunduran Türkiye, 60 milyar dolarlık uluslararası döviz rezerviyle bu 27 ülke arasında 12. sırayı alıyor.
Bu rezervlerin bir bölümü ülkenin kasalarında, bir bölümü yabancı devlet hazinelerinin çıkardığı kâğıtlarda, bir bölümü de yabancı devletlerin merkez bankalarında tutuluyor. Rezervlerin büyük bölümünün ABD Hazine tahvillerine yatırıldığı göz önünde tutulursa ABD'nin 1 trilyon dolara yaklaşan cari açığının nasıl finanse edildiği de kendiliğinden yanıtlanmış oluyor. Merkantilizmin geçerli olduğu çağlarda elde tutulan değerli madenler, gerçek bir değeri temsil ediyor, altın ya da gümüş sikke haline dönüştürüldüğünde doğrudan para haline gelebiliyordu. Oysa günümüzdeki şekliyle merkantilizme kaynaklık eden değerler büyük çoğunlukla ABD veya Avrupa ekonomisinin itibarına dayalı kâğıtlardan oluşuyor. Üzerindeki değerden paraya çevrilmesi ancak temsil ettiği ülkenin ekonomisinin gücünün devamına bağlı. Bu iki ekonomide yaşanacak sıkıntılar ve sonuçta ortaya çıkacak parasal değer kayıpları, rezervlerin satınalma gücü cinsinden birden düşmesine neden olabilir. Sonuçta yüksek uluslararası döviz rezervi tutarak bu iki ekonomiden fazla kaynakları çekmeye çalışan ekonomilerin durumu yine tuhaf biçimde bu iki ekonomideki gelişmelere bağlı bulunuyor

4- Mutlak Üstünlük Teorisi


Servetin kaynağını değerli madenler olarak tanımlayan, bu yüzden dünya
servet stokunun sabit olduğunu ve uluslararası ticaretin, taraflardan sadece birinin (ihracat yapanın) yararına olacağını ileri süren merkantilist doktrin, sanayi devrimiyle ortaya çıkan kitlesel üretim için serbest ticaret ihtiyacını karşılayamaz olmuştur.

Genel olarak iktisat bilimi ve özelde uluslararası ticaret teorisinin temeli
Simith’in Wealth of Nations’ı yayımlamasıyla (1776) atılmıştır. Ricardo (1817),
Smith teorisinin geçerlilik alanını genişletme yanında, günümüze kadar devam
eden izler oluşturmuştur.

İktisadi insan (homoeconomicus), “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler
(laissez faire, laissez passer)” ve görünmez el (invisible hand) ile klasik liberalizme yön veren Smith, Merkantilistlerin aksine, dünya toplam servetinin sabit olmadığını, işbölümü ve uzmanlaşma ile dünya kaynaklarının verimliliğini artıran dış ticaretin, sadece bir tarafın değil, her iki tarafın yararına olabileceğini ve dünyanın refahını artıracağını düşünmektedir.

Smith, merkantilizmin reddi anlamında olan, serbest ticaret ve uluslararası uzmanlaşmanın yararlarını mutlak üstünlük teorisi ile açıklar. Buna göre, iki-ülkeli bir modelde, ülkelerden biri, diğeriyle kıyaslandığında, hangi malları daha düşük maliyetle üretiyorsa, o malların üretiminde uzmanlaşmalı; düşük maliyetle ürettiklerini ihraç ederken iç maliyetleri yüksek malları ithal etmelidir. Ancak, buradaki maliyet kavramı, sadece homojen olduğu düşünülen emek faktörünü içerir.


Ülkelerin mal ve hizmet üretimi için sahip oldukları kaynaklar nicelik ve nitelik yönlerinden farklılıklar gösterir. Bu farklılıklar dolayısıyla her ülke, diğer ülkelere göre bazı malları nispeten ucuza, diğer bazı malları ise nispeten daha pahalıya üretir; bazı malları ise hiç üretemez. Ülkelerin nispeten ucuza üretebilecekleri malları üretip bunların bir kısmını ihraç etmeleri, karşılığında pahalıya üretebilecekleri malları üretmeyip, bunları nispeten daha ucuza üretebilecek başka ülkelerden satın almaları, onlara önemli kazançlar sağlar ve onların refah düzeylerini artırır. Ülkelerin dış ticaretten nasıl kazançlar sağladıklarını açıklayan en önemli teori klasik ekonomistlerden David Ricardo tarafından geliştirilen Karşılaştırmalı Üstünlükler Teorisi’dir. Bu önemli teorinin öncüsü, Adam Smith tarafından geliştirilen Mutlak Üstünlükler Teorisi’dir.
Adam Smith’e göre, ülkelerin birbirileriyle ticaretinde, her ülkenin karlı çıkması olanaklıdır. Bunun için, ülkenin, mutlak üstünlüğe sahip bulunduğu üründe uzmanlaşarak bunu diğer ülkelere satmalı ve diğer ülkelerden de ülke içinde daha pahalıya üretebildiği malları satın almalıdır. Smith, ülkelerin dış ticaretten kazançlı çıkabilmeleri için ihracata kadar ithalatın da serbest olması gerektiğini savunmuş ve bunu “Ülkelerin Refahı” kitabında şöyle dile getirmiştir:
“Akıllı bir aile reisi dışarıdan daha ucuza alacağı bir malı asla evde daha pahalıya geldiği halde yapmaya kalkışmamalıdır. Benzer şekilde, şayet bir yabancı ülke bize bizim üretmemiz halinde daha pahalıya mal olacak bir malı, daha ucuza tedarik ediyorsa, bu malın bazı parçaların bizim üstün oldumuz dahili üretimiz olması koşuluyla o ülkeden satın almamız daha karlıdır.”
Serbest dış ticareti savunan Adam Smith’in mutlak üstünlük teorisini bir örnek yardımı ile açıklayalım.

İki ülke ele alalım. Bunlar, Amerika ve İngiltere olsun. Bu iki ülke ile ilgili şu varsayımlarda bulunalım: 1) bu iki ülkede buğday ve kumaş olmak üzere yalnızca iki mal üretilmektedir. 2) bu iki malın üretimi kullanılacak emek miktarına (işçi sayısına) bağlıdır. 3) Amerika’da 100 birim iş gücü, İngiltere’de ise 80 birim iş gücü bulunmaktadır. 4) Amerika’da 1 birim iş gücü ile 12 buğday veya 2 birim kumaş üretilebilmektedir. Dolayısıyla, Amerika’da buğday ile kumaş arasındaki değişim oranı 12 buğday = 2 kumaş veya 6 buğday = 1 kumaş şeklindedir. İngiltere’de 1 birim iş gücü ile 6 birim buğday veya 5 birim kumaş üretilebilmektedir. İngiltere’de buğday ile kumaş arasındaki değişim oranı 6 buğday = 5 kumaş veya 1,2 buğday = 1 kumaş şeklindedir. 5) İki ülke arasında ticaret yapılmadan önce, Amerika ve İngiltere’de emek gücünün % 70’i buğday üretiminde % 30’u da kumaş üretiminde kullanılmaktadır. Bu varsayımlar altında Amerika ve İngiltere’de ne miktarlarda buğday ve kumaş üretilip tüketilmektedir?


Tablo 1: Amerika ve İngiltere’de Bir Birim İş Gücünün Üretebileceği Buğday veya Kumaş Miktarları
Buğday Kumaş
Amerika 12 birim 2 birim
İngiltere 6 birim 5 birim

Tablo 2: Dış Ticaretten Önce Amerika ve İngiltere’de Üretilen Buğday ve Kumaş Miktarları şöyledir:
Buğday Kumaş
Amerika 70 x 12 = 840 30 x 2 = 60
İngiltere 56 x 6 = 336 24 x 5 = 120
Toplam 1176 180

Tablodan görüleceği gibi, Amerika’da bir birim iş gücü 12 birim buğday üretebilirken İngiltere’de bir birim işgücü ancak 6 birim buğday üretebilmektedir. Buğday üretimi, Amerika’da İngiltere’den daha verimli bir şekilde yapılmaktadır; buğday üretiminde Amerika’nın İngiltere’ye göre mutlak bir üstünlüğü vardır. Kumaş üretimine gelince, Amerika’da bir birim işgücü 2 birim kumaş üretebilirken, İngiltere’de bir birim işgücü 5 birim kumaş üretebilmektedir. Kumaş üretimi, İngiltere’de Amerika’dan daha verimli bir şekilde yapılmaktadır; kumaş üretiminde İngiltere’nin Amerika’ya göre mutlak bir üstünlüğü vardır. O zaman, Amerika buğday üretiminde, İngiltere de kumaş üretiminde uzmanlaşıp , mutlak üstünlüğe sahip oldukları ürünü üretir ve birbirleri ile ticaret yaparlarsa her iki ülke de bu ticaretten kazançlı çıkar.
Amerika’da bir birim iş gücü 12 birim buğday üretebildiğine göre toplam 100 birim olan işgücü 100 x 12 = 1200 birim buğday üretebilecektir. İngiltere’de bir birim işgücü 5 birim kumaş üretebildiğine göre toplam 80 birim olan işgücü 80 x 5 = 400 birim kumaş üretebilecektir. Ticaretin iki ülke için de yararlı olabilmesi için buğday ile kumaş değişimi oranını ifade eden ticaret haddinin ticaretten önce bu ülkelerdeki iç ticaret değişim oranlarının arasında bir yerde olması gerekmektedir. Ticaretten önceki iç ticaret değişim oranı Amerika’da 12 buğday = 2 kumaş ( 12/2=6) , İngiltere’de ise 6 buğday = 5 kumaş (6/5=1,2) şeklindedir. Dış ticaret haddinin bu ikisi arasında ve 2 buğday = 1 kumaş (2/1=2) şeklinde olduğunu varsayalım. Ayrıca, bu dış ticaret haddi çerçevesinde İngiltere’nin üreteceği 400 birim kumaşın 170 birimini Amerika’ya sattığını ve karşılığında 2x170=340 birim buğday satın aldığını varsayalım. O zaman, tablodan da görüldüğü gibi Amerika’nın buğday üretiminde , İngiltere’nin de kumaş üretiminde uzmanlaşıp ticaret yapması sonucunda üretilecek buğday ve kumaş miktarları , dolayısıyla da ticaretten sonra bu iki ülkenin sahip olduğu tüketebileceği buğday ve kumaş miktarları daha fazla olacaktır.
Tablo 3: Uzmanlaşma ve Ticaretten Sonra Amerika ve İngiltere’nin Sahip Olacağı Buğday ve Kumaş Miktarları
Buğday Kumaş
Amerika 860 170 ( İngiltere’nin ihracatı, Amerika’nın ithalatı)
İngiltere 340 (Amerika’nın ihracatı, İngiltere’nin ithalatı) 230
Toplam 1200 (Amerika üretiyor) 400 (İngiltere üretiyor)

Uzmanlaşma ve ticaretin Amerika’ya ve İngiltere’ye sağlayacağı kazançlar, tablolardan görülmektedir.
Tablo 4: Uzmanlaşma ve Ticaret Sonucu Amerika ve İngiltere’nin Kazançları
Buğday Kumaş
Amerika 860-840=20 170-60=110
İngiltere 340-336=4 230-120=110
Toplam 1200-1176=24 400-180=220




5-Karşılaştırmalı Üstünlük Teorisi

Uluslararası ticaretin mutlak üstünlüklere dayandırılmasının dış ticaret kapsamını daraltacağını gören Ricardo ülkelerarasında üretim maliyeti farkı yerine, farklılığın derecesi üzerinde durmuştur. Bir başka anlatımla, karşılaştırmalı üstünlük teorisi uluslararası ticaretin, mutlak değil karşılaştırmalı üstünlüklere dayanması gereğini ortaya koymuştur.
Bir ülke, bütün mallarda, diğerine göre daha üstün olsa da, karşılaştırmalı olarak en fazla üstünlüğe sahip olduğu mallarda uzmanlaşıp daha az üstün olduğu malları ithal ederek daha fazla refaha ulaşabilir. Yeter ki, bu iki ülkede yurt-içi değişim oranları farklı ve uluslararası fiyat oranı, bunların arasında gerçekleşmiş olsun. Ricardo için de, maliyeti oluşturan tek faktör, homojen, ülke içinde tam hareketli ve ülkeler arasında tam hareketsiz olduğu varsayılan emektir.
Klasik iktisatçılar, emek dışındaki üretim faktörlerinden sermaye ve doğal
kaynakların farkında olmakla beraber, doğal kaynakları, tanrının lutfu ve
sermayeyi, biriktirilmiş emek biçiminde algılamayı seçmişlerdir.
Dış ticaret kazançlarını belirlemek bakımından öncekilerin ihmal ettiği talep
unsurunu analize dahil eden Mill daha sonra Neo-klasiklerce geliştirilecek karşılıklı talep kanununu ortaya koymuş; ayrıca karşılıklı talep yoluyla dış ticaretin teknolojik gelişmeyi etkileyeceğini ifade etmiştir. Mill’e göre, ihraç malları arasına bir yenisinin katılması veya ihraç malı üretim maliyetini
düşürücü yenilik biçiminde ortaya çıkan teknolojik gelişme, ihraç mallarında
verimliliği artırarak ülkenin karşılıklı taleple belirlenen ithal mallarını daha ucuza elde etmesini sağlar, böylece dış ticaret kazancını artırır.

Dış ticaretin ülkelere kazançlar sağlayabilmesi için ülkelerin ihraç edecekleri ürün veya ürünlerde mutlak üstünlüğe sahip olmaları şart değildir. Ricardo, dış ticaret için mutlak üstünlüğün değil, karşılaştırmalı üstünlüğün gerekli ve yeterli olduğunu ortaya koyduğu karşılaştırmalı üstünlükler teorisini geliştirmiştir. Ricardo’nun karşılaştırmalı üstünlük teorisini anlayabilmek için yine önceki örneği ele alalım.
Tablo 5: Amerika ve İngiltere’de Bir Birim Emeğin Üretebileceği Buğday ve Kumaş Miktarları
Buğday Kumaş
Amerika 12 birim 6 birim
İngiltere 4 birim 5 birim

Tablodan da görüldüğü gibi Amerika’da bir birim işgücü, İngiltere’deki bir birim işgücüne göre hem buğday üretiminde hem de kumaş üretiminde daha verimlidir; Amerika, her iki malın üretiminde de mutlak üstünlüğe sahiptir. Fakat, Amerika’da buğday ile kumaş arasındaki değişim oranı 12 buğday=6 kumaş veya 2 buğday=1 kumaş (2/1=2) iken İngiltere’de bu oran 4 buğday=5 kumaş (4/5 = 0,8) olup Amerika için bulunan orandan farklıdır. İki ülke için buğday/kumaş oranlarını ele aldığımızda, Amerika için bulduğumuz 2 oranı İngiltere için bulduğumuz 0.8 oranından büyüktür. Dolayısıyla, Amerika kumaş üretimine göre buğday üretiminde karşılaştırmalı (göreceli) üstünlüğe sahiptir. Şimdi, iki ülke için kumaş/buğday oranlarını bulalım. ABD için bu oran 6 kumaş = 12 buğday yani 6/12 = 0,5 . İngiltere için ise 5 kumaş = 4 buğday yani 5/4 = 1,25 şeklindedir. 1,25 > 0,5 olduğu için buğday üretimine göre kumaş üretiminde İngiltere daha iyi durumdadır ve kumaş üretiminde karşılaştırmalı üstünlüğe sahiptir. Yine ABD’de 100 , İngiltere’de 80 birim işgücünün bulunduğunu , ABD ve İngiltere’de işgücünün % 70’inin buğday üretiminde % 30’unun da kumaş üretiminde istihdam edildiğini varsayalım. O zaman, dış ticaret öncesinde Amerika ve İngiltere’nin üretebileceği buğday ve kumaş miktarları aşağıdaki tablodaki gibidir.
Tablo 6: Dış Ticaretten Önce Amerika ve İngiltere’de Üretilen Buğday ve Kumaş Miktarları
Buğday Kumaş
Amerika 70 x 12 = 84 30 x 6 = 180
İngiltere 56 x 4 = 224 24 x 5 = 120
Toplam 1064 300

Karşılaştırmalı üstünlük teorisine göre de uzmanlaşma ve dış ticaretin her iki ülkeye yararlı olabilmesi için dış ticaret haddini iç ticaret değişim oranları arasında olmaı gerekir. Dış ticaret haddinin 1,5 buğday = 1 kumaş şeklinde olduğunu ve İngiltere’nin üreteceği 80 x 5 = 400 birim kumaşın 200 birimini Amerika’ya ihrac edip karşılığında 200 x 1,5 = 300 birim buğday ithal ettiğini varsayalım. O zaman, aşağıdaki tablodan görülebileceği gibi Amerika’nın buğday üretiminde İngiltere’nin de kumaş üretiminde uzmanlaşıp ticaret yapması sonucu üretilecek buğday ve kumaş miktarları dolayısıyla da ticaretten sonra bu iki ülkenin sahip olup tüketebileceği buğday ve kumaş miktarları daha fazla olacaktır. Böylece iki ülkenin de refah düzeyi artacaktır.


Tablo 7: Uzmanlaşma ve Ticaretten sonra Amerika ve İngiltere’nin Sahip olacağı Buğday ve Kumaş Miktarları
Buğday Kumaş
Amerika 900 200 (İngiltere’nin ihracatı,
Amerika’nın ithalatı)
İngiltere 300 (Amerika’nın ihracatı, İngiltere’nin ithalatı) 200
Toplam 1200 (Amerika üretiyor) 400 (İngiltere üretiyor)


Uzmanlaşma ve ticaretin Amerika ve İngiltere’ye sağlayacağı kazançlar yukarıdaki iki tablodan yararlanılarak hazırlanan aşağıdaki tabloda daha açık bir şekilde görülür.
Tablo 8: Uzmanlaşma ve Ticaret Sonucu Amerika ve İngiltere’nin Kazançları
Buğday Kumaş
Amerika 900 – 840 = 60 200 – 180 = 20
İngiltere 300 – 224 = 76 200 – 120 = 80
Toplam 1200 – 1064 = 136 400 – 300 = 100


Not: Prof. Dr. Tümay Ertek, “Makro Ekonomi” kitabından yararlanılmıştır.

Karşılaştırmalı Üstünlükler Teorisi Eleştirisi

Ricardo Modeli emek değer teorisine dayanır: Modelde maliyet oluşturan tek etmen emektir.Üretim faktörlerinden sermaye, doğal kaynaklar,girişimcilik faktörleri dikkate alınmamış bu da kaynakların etkin kullanımını önlemiştir.

Teoriye göre emek, endüstriler arasında maliyetsiz olarak birinden diğerine kaydırılabilir. Ancak ülkeler arasında emek dolaşımı yoktur. Halbuki, gerçek hayatta uluslararası yatırımlar emeğin pahalı olduğu ülkelerden ucuz olduğu ülkelere doğru sürekli olarak kaymaktadır.


Ricardonun modeli mutlak üstünlük teorisiyle sıkça karıştırılır. Dolayısıyla, anlatımında böyle bir handikap vardır.

Bu teorinin halka anlatımı ve benimsetilmesi güçtür. Çünkü ileri ülkelerde bile sokaktaki insan vatanperver duygularla ithalata karşı çıkar. Himayeciliğin ülkede istihdamı koruduğu düşünülür. İthalat serbestisinin ise dahildeki şirketlerin kapanmasına ve işsizliğe yol açtığına inanılır.

Teori çok kompleks olan küresel ekonomi ve politika gerçeklerine uymamaktadır. Küresel ekonomide binlerce tür mal yüzlerce ülkede üretilmektedir. Çağdaş uluslararası ticaret, klasiklerin incelediği mübadeleye benzememektedir. Geleneksel teoriler, ülkeler arası ticareti, ülkelerin, farklılıklardan yarar elde etmesi biçiminde algılarken yaklaşık yarım yüzyıldır uluslararası ticaret, ar-ge için de önemli olan ölçek ekonomileri ve yakın teknoloji yarışındaki liderlik kaymalarını yansıtmaktadır.

Uluslararası uzmanlaşmayı belirleyen güçlerin başında artık teknoloji gelmektedir. Birçok endüstride karşılaştırmalı üstünlüğün kaynağı, araştırma-geliştirme ve deneyim yoluyla sağlanan bilgidir. Bilgi üretimini içeren ve uluslararası ticaret teorilerinin evrimini de şekillendiren teknolojik gelişmeler, yayılma yoluyla dışsal ekonomiler üretmekte; stratejik ticaret politikası argümanını teyid etmektedir.


6- Heckscher-Ohlin teorisi (Faktör Donanımı Teorisi)

Ricardo’ya ait Karşılaştırmalı Üstünlük Teorisi’ni daha da geliştirir ve karşılaştırmalı üstünlüğün temelinde ülkelerin sahip olduğu üretim faktörlerinin bolluğunun yattığını savunur. Her ülke, bolca sahip olduğu üretim faktörlerinin daha çok kullanıldığı malların üretimini tercih etmelidir. Çünkü, bu mallar daha ucuza mal olacağından daha pahalıya mal olduğu ülkelere ihrac edilecektir. Böylece, hem ithalat hem ihracat ülkeleri karlı çıkacaktır.
Karşılaştırmalı üstünlükler teorisinin temel eksiği, iki İsveçli iktisatçı, Heckscher ve Ohlin’in katkılarına konu olmuştur: Heckscher-Ohlin teorisine göre, bir ülke hangi üretim faktörüne zengin olarak sahipse, üretimi o faktörü yoğun biçimde gerektiren mallarda karşılaştırmalı üstünlük elde eder. Dolayısıyla uzmanlaştığı bu malları ihraç ederken kıt sahip olduğu gerektiren malları ithal eder.

Faktör donanımı, ülkenin sahip olduğu üretim faktörleri miktarını esas alırken emek ve sermayeyi dikkate alma geleneği sürdürülmektedir. Bu çerçevede, ülkeler emek-zengini ve sermaye-zengini, mallar ise emek-yoğun ve sermaye-yoğun biçiminde ayrıştırılırken ülkelerin, faktör donanımları ve malların, faktör yoğunlukları bakımından farklılaştığı düşünülmektedir. Ayrıca, bir malın üretim fonksiyonunun, dolayısıyla üretim teknolojisinin bütün ülkelerde aynı olduğu ve teknolojik gelişmeyle mümkün olan artan verim ihtimalini dışlayacak şekilde üretimde sabit verim koşullarının geçerli bulunduğu varsayılmaktadır.

Faktör fiyatları eşitliği teoremine göre, uluslararası faktör hareketliliğinin tam olması durumunda faktör piyasalarının sağlayacağı faktör fiyatlarının eşitlenmesi sonucunu faktör mobilizasyonunun olmadığı koşullarda serbest ticaretin ortaya çıkaracağını ileri sürmektedir.
Dış ticaret teorilerinin analitik niteliğini geliştirmesi ve mantıken tutarlılığı nedeniyle uluslararası iktisat literatüründe çok yaygın kabul gören Heckscher-Ohlin modeli ve türev teorilerin bilgi ve ilintili unsurları içermediği gözlenmektedir. Ancak 1950’lerin başından itibaren, bir yandan ampirik testlerin faktör donanımı teorisine duyulan güveni sarsması, öte yandan bilginin toplumsal dönüşümlere ve özellikle üretim sürecine belirgin yansımalarıyla dış ticaret teorileri, önemli açılımlara erişmiştir.

7- Leontief Paradoksu ve Yeni Dış Ticaret Teorileri

Professor Wassily W. Leontief (1906-1999); Hecksher – Ohlin’e ait faktör donanımı teorisini test etmek için ABD ekonomisine ait araştırmalar yapmıştır.Teorisi de bu çalışmanın sonucundan doğmuştur. Araştırması sonucunda, her kriterde dünyanın en kapital zengini ülkesi olmasına rağmen, ABD’nin sanılanın aksine, sermaye-yoğun malları ithal, emek-yoğun malları ise ihraç ettiğini sptamıştır. Bu duruma “Leontief paradoksu” denmiştir.
Bu teorinin faktör donanımı teorisini zayıflattığı bazı ekonomistlerce ilerisürülmüştür.
Leontief teorisini açıklarken ABD üretim ortamının eğitim ve işçi niteliği bakımından farklılığını vurgulamıştır. Sonraki araştırmalarında paradoksu ABD’nin beşeri sermayesi bakımından üstünlüğü ile ile açıklamıştır

Leontief paradoksunu açıklamada üçüncü üretim faktörü kavramına da başvurulmuştur. Buna göre, ticaret, sadece emek ve sermaye faktörlerine dayanmaz; hammaddeler, emeğin bütün nitelik türleri ve başka faktörler de ticareti açıklayan unsurlardır. Üçüncü faktör açıklaması, nitelikli işgücü ile araştırma-geliştirme harcamalarını da içerecek şekilde genişletilmiştir.
ABD’de, ilk defa beyaz yakalı çalışan sayısının mavi yakalıları aşmasıyla betimlenen “bilgi çağı”nın başladığı 1950’lerin sonlarında, Leontief Paradoksu ile başlayan tartışmalar, bilgi-ilintili unsurları içeren ve yeni dış ticaret teorileri biçiminde gruplandırılan gelişmelere yol açmıştır.

8- Key Words = Anahtar Sözcük ve Deyimler

Foreign Trade Theories = Dış Ticaret Teorileri
Mercantilism = Merkantilizm
Protectionism = Himayecilik
Gold and silver = Altın ve gümüş
Precious metals = Kıymetli madenler
The Theory of Absolute Advantage = Mutlak üstünlükler teorisi
The Theory of Comparative Advantage = Karşılaştırmalı Üstünlükler Teorisi
The Wealth of Nations = Uluslarun Refahı : Adam Smith’in 1776 yılında yazdığı ekonomi kitabının Adı.
Ricardian Model : Ricardo Modeli
Factor Endowment Theory = Faktör Donanımı Teorisi
Leontief's paradox = Leontief Paradoksu
White-collar workers = Beyaz yakalı işçiler
Blue-collar workers = Mavi yakalı işçiler
Capital-abundant Country = Sermaye Zengini Ülke
Labor-abundant Country = İşgücü Zengini Ülke
Capital- intensive goods = Serrmaye yoğun mallar
Labor- intensive goods = Emek yoğun mallar
Information Era = Bilgi Çağı
Factor Prices Equilisation Theory = Faktör Fiyatları Eşitlenme Teorisi

Feride Nihal Tunçsiper
05-05-2008 02:35 AM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
« Önceki | Sonraki »
Cevapla 


Forum'a Git: