Hoşgeldin Misafir ! (GirişÜye Olun)

DÖNEMSONU ŞÜPHELİ ALACAK UYGULAMASI VE MUHASEBE KAYITLARI
Konuyu Açan Kişi: hust59®
Cevap Sayısı: 0
Görüntülenme Sayısı: 3518

Cevapla 
 
Değerlendir:
  • 0 Oy - 0 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
DÖNEMSONU ŞÜPHELİ ALACAK UYGULAMASI VE MUHASEBE KAYITLARI
Yazar Mesaj
hust59®
İmtiyaz Sahibi
*******
Mesajlar: 5,410
Tarih: Jul 2007
Üye no: 4
Nerden: İstanbul / Bolu
Rep Puanı: 26
Mesaj: #1
DÖNEMSONU ŞÜPHELİ ALACAK UYGULAMASI VE MUHASEBE KAYITLARI
DÖNEMSONU ŞÜPHELİ ALACAK UYGULAMASI VE MUHASEBE KAYITLARI



Ekrem SARISU(*)



I–GİRİŞ

Vergi sistemimizde ticari kazancın elde edilmesinde tahakkuk esası geçerlidir. Hesaben veya kayden elde etme esası da diyebileceğimiz bu esasta, gelirin tahsil edilmesi değil, mahiyet ve tutar itibariyle kesinleşmesi önem taşımaktadır. Yani hasılat sağlayan bir durumun meydana gelmesi veya bir işlemin yapılmasıdır. Bu yüzden yapılan satışların karşılığı hiç tahsil edilmese, veresiye olarak yapılsa bile satışın gerçekleştirildiği tarihte gelir elde edilmiş sayılır ve ticari defterlere kaydedilir ([1]).

Görüldüğü gibi ticari kazancın hesap edilmesinde va­deli satışlar (işletmenin alacakları) gelir olarak değerlendirilmek­tedir. Ülkemiz ekonomisinin bir gereği olarak, piyasada yapılan mal ve hizmet satışlarının çok büyük bir kısmı vadeli olarak yapılmaktadır. Ticaret yapan kişi ve kurumlar da müşterilerin­den henüz tahsil etmediği mal ve hizmet teslim bedellerinin vergisini verme durumunda kalmaktadırlar.

Zaman içerisinde işletmelerin alacaklarını çeşitli nedenlerden dolayı tahsil edemediği görülmektedir. Bu yazımızda işletmelerin çeşitli nedenlerden dolayı, zaman zaman tahsili şüpheli hale gelen alacakların vergi kanunlarımız karşısındaki durumlarını ve bunlara ilişkin muhasebe uygulamalarını incelemeye çalışacağız.



II–TAHSİLİ ŞÜPHELİ HALE GELEN ALACAKLAR

Yukarıda da değindiğimiz gibi işletmelerin vadeli satışları so­nucu oluşan alacaklarının bir bölümünü belirlenen zamanlarda tahsil edemedikleri ve yaptıkları takiplere rağmen tahsilat yapa­mayarak alacaklarının tahsili şüpheli hale geldiği ve bu alacak­larını tahsil edememe riski ile karşılaştıkları sık sık görülmekte­dir. Bu şekilde tahsili şüpheli hale gelen alacaklara ilişkin dü­zenlemeler Vergi Usul Kanunu'nun 323. maddesinde yapılmıştır.



III- ALACAĞIN ŞÜPHELİ ALACAK HALİNE GELMESİ VE KARŞILIK AYRILABİLMESİ İÇİN ARANAN ŞARTLAR

Vergi Usul Kanunu’nun 323. maddesine (2365 Sayılı Kanu­n’un 55. ve 2455 Sayılı Kanun’un 3. maddesiyle değişen şekli) göre;

“Ticari ve Zirai kazancın elde edilmesi ve idame et­tirilmesi ile ilgili olmak koşulu ile;

-Dava ve icra safhasında bulunan alacaklar;

-Yapılan protestoya ve yazı ile bir defadan fazla istenilmesine rağmen borçlu tarafından ödenmemiş olan ve dava ve icra taki­bine değmeyecek kadar küçük olan alacaklar; şüpheli alacak sa­yılmış ve bu alacaklara değerleme günü tasarruf de­ğeri üzerinden pasifte karşılık ayrılacağı"

hüküm altına alınmış­tır.

Madde metnine göre bir alacağın şüpheli alacak sayılması ve karşılık ayrılarak zarar yazılabilmesi için aşağıdaki şartları taşı­ması gerekmektedir.



A- ALACAĞIN TİCARİ VE ZİRAİ KAZANCIN ELDE EDİLMESİ VE İDAME ETTİRİLMESİ İLE İLGİLİ OLMASI GEREKMEKTEDİR

Tahsili şüpheli hale gelen her alacağa karşılık ayrılabilmesi için, alacağın ticari için, alacağın ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesiyle ilgili bir olayın vukuundan doğmuş olması gerekmektedir.

Yani alacağın daha önce bir mal satışından doğması ve hasılat hesaplarına intikal ettirilmiş olmalıdır.

2365 Sayılı Kanun’un 55. maddesiyle yapılan değişikliğin gerekçesinde;

“Karşılık ayrılmak suretiyle, zarara intikal ettirilecek alacağın ticari ve zirai faaliyetin elde edilmesi veya idamesi ile ilgili olması, diğer bir ifade ile alacağın daha önce hasılat hesaplarına intikal ettirilmiş bulunması gerekmektedir. Buna rağmen, özel alacaklarını tahsil edemeyen bazı tacirlerin bunları ticari defterlerine ithal edip, sonradan karşılık ayırmak suretiyle matrahlarını düşürdükleri görülmektedir. Bu konudaki vergi kaybını ve ihtilafları önlemek için, karşılık ayrılacak alacağın ticari veya zirai kazancın elde edilmesi veya idamesi ile ilgili olması şartının madde metninde sarih şekilde belirtilmesi uygun görülmüştür”

şeklinde değişikliğin nedeni ortaya konulmuştur.

Ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ile doğrudan ilişkisi olmayan alacaklara şüpheli alacaklar karşılığı ayrılmaz.



B- ALACAĞIN DAVA VE İCRA SAFHASINDA OLMASI GEREKMEKTEDİR

Alacağın birinci maddedeki şartı taşımasının dışında tah­sil edilemeyerek dava ve icra safhasında olması gerekmekte­dir. Alacağın borçlu tarafından davaya intikal ettirilmesi sonucu değiştirmemektedir. Mahkemeye dava dilekçesinin, icra dairesi­ne de icra takip dilekçesinin verilmiş olması alacağın dava ve icra safhasına geldiğinin göstergesidir. Ancak burada dilekçeler bir şekil şartının gereğidir. Bu şekil şartından sonra davanın görül­meye başlaması ve icra takibatının da bilfiil başlatılması gerek­mektedir. Yoksa bir dilekçe verip devamında yapılması gereken takibatların yapılmayarak gerek davanın gerekse icra takibatı­nın düşmesine sebep olunması halinde alacağın şüpheli alacak haline geldiğinden bahsedilemez.



C- DAVA VE İCRA TAKİBİNE DEĞMEYECEK KADAR KÜÇÜK ALACAKLAR

Ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesiyle ilgili dava ve icra takibine değmeyecek kadar küçük alacakla­rın protesto edilmesi veya yazı ile bir defadan fazla istenilmesine rağmen tahsil edilememiş olması halinde, bu alacaklar şüpheli alacak sayılmakta ve karşılık ayrılabilmektedir. Burada iki hu­susa dikkat edilmesi gerekmektedir.

1) Dava ve İcra Takibine Değmeyecek Miktarın Tespiti

Dava ve icra takibine değmeyecek alacakların miktar itibariyle tanımı yapılmamış­tır. Yalnızca "Dava ve İcra takibine değmeyecek derecede kü­çük" tabiri kullanılmıştır. Bundan dava takip masrafları veya icra takip masraflarının alacaktan fazla olması halinin anlaşıl­ması gerekmektedir. Örneğin, 20 milyon lira alacağın icra mas­rafı veya dava masrafları 30 milyon tutuyorsa bu alacağın şüp­heli hale geldiği kabul edilmeli ve karşılık ayrılmalıdır.

2) Protestonun veya yazı ile iki kez istenilmesinin kanıtı

Dava ve icra takibine değmeyecek derecede küçük alacakla­rın noter protesto makbuzu ile protesto edildiği kanıtlanabilir.

Yazı ile birden fazla istenilmesine kanunda bir şekil şartı getirilmemiştir. Ancak birden fazla istenildiğinin kanıtlan­ması için yazıların iadeli taahhütlü olarak posta kanalı ile gönderilmesi ve istenildiğinde posta alındıları ile birden fazla is­tenildiğinin kanıtlanması gerekir.



D- ALACAĞIN TEMİNATLI OLMA­MASI GEREĞİ

Madde metnindeki "Teminatlı alacaklarda bu karşılık teminattan geri kalan miktara inhisar eder" hükmü, teminatlı alacaklara karşılık ayrılamayacağını, ancak teminatın karşılamadığı alacak kalanı için karşılık ayrılacağını ifade etmekte­dir.

Uygulamada, zaman zaman alacağın ne kadarlık kısmının teminatlı, ne kadarlık kısmının teminatsız olduğunun tespitinde zorluklarla karşılaşılmaktadır.

Danıştay’ın da katıldığı bir görüşe göre bu durumda yani, alacağın ne kadarlık kısmının teminatsız kaldığının bilinmemesi halinde, kısmen de olsa karşılık ayrılmaz.

Danıştay 4. Dairesi 29.12.1972 tarihinde vermiş olduğu bir kararda; değerleme gününde değerleme konusu alacaklardan ne kadarının teminatlı, ne kadarının teminatsız olduğunun kesin olarak bilinmemesi hallerinde karşılık ayrılmasının mümkün olmadığı yönünde karar vermiştir. Alacaklardan ne kadarının teminatlı, ne kadarının teminatsız olduğu (sözgelişi % 50’sinin) bilinmekte ise yine karşılık ayrılabilmelidir. Aksi bir uygulama, alacaklardan bir kısmının teminat durumu bilinemiyor diye işletmeyi tüm alacaklar yönünden karşılık ayırma olanağı tanımama suretiyle cezalandırmak olur. Bu da, işletmenin dönem kazancının gerçeğe uygun bir şekilde saptanmamasına yol açar([2]).



E- ALACAĞIN TAHAKKUK ETMİŞ OLMASI GEREĞİ

Şüpheli hale gelen alacaktan sözetmek için herşeyden evvel alacağın, tahakkuk etmiş olması gerekir.

Şarta bağlı alacaklar, varlığı tartışma konusu olan alacaklar, beklenti halindeki alacaklar, madde metnindeki diğer şartları taşısalar bile, şüpheli alacak sayılmazlar.



F- BİLANÇO USULÜNE GÖRE DEFTER TUTULMUŞ OLMASI

Şüpheli alacaklar için karşılık ayırma hakkı, değersiz alacakların tersine, yalnız bilanço usulünde defter tutan mükelleflere tanınmıştır.

İşletme hesabı esasında defter tutan mükellefler bu haktan yararlanamazlar. Yani, işletme hesabı esasında defter tutan tüccar ve çiftçilerin, şüpheli alacaklar için karşılık ayırmaları veya bunları başka şekilde gider yazmaları mümkün değildir. Çünkü, işletme hesabı esasına göre defter tutan mükellefler VUK’un 195. maddesine göre emtia envanteri yaparlar. Bu mükellefler alacaklarının envanterini yapmadıklarından, ayrılan şüpheli alacaklardan sonraki dönemlerde tahsilat yapılıp yapılmadığının kontrolü mümkün değildir. Ayrıca 323. maddede şüpheli alacak için pasifte karşılık ayrılacağı belirtilmektedir. İşletme hesabı esasında aktif pasif karakterler yerine gelir gider karakterler sözkonusudur.

Bu nedenle de şüpheli alacak karşılığı ayırmaları fiilen olanaksızdır([3]).



G- ALACAĞIN DEĞERLEME GÜNÜNDE ŞÜPHELİ HALDE BULUNMASI

Alacağa karşılık ayrılabilmesi için dönem sonunda, yani değerleme gününde şüpheli hale gelmiş bulunması gerekir.

Dönem içinde şüpheli hale gelen, ancak vade uzatımı, taksitlendirme vb. nedenlerle belirli ödeme planına bağlanan alacaklar için karşılık ayrılmaz. Alacağın dönem sonundaki durumu karşılık ayırmaya esastır.



H- ŞÜPHELİ ALACAK KARŞILIK AYRILMADAN ZARAR YAZILMAMALIDIR

Şüpheli alacak uygulamasını düzenleyen Vergi Usul Kanunu’nun 323. maddesi hükmünden de açıkça anlaşılacağı üzere, şüpheli alacak için pasifte karşılık ayrılmadan zarar yazılması mümkün değildir.

Nitekim Danıştay’ın da şüpheli alacağa karşılık ayrılmadan zarar yazılamayacağı yönünde kararları bulunmaktadır([4]).

Ancak Danıştay’ın aksi yönde yani şüpheli alacak için karşılık ayırmadan da gider yazılabileceği yönünde kararları da bulunmaktadır([5]).

Bizce de şüpheli alacağı karşılık ayırmadan gider yazılmamalıdır. Çünkü, şüpheli alacağın daha sonradan, tahsilin izlenebilmesi için pasifte detaylı karşılık hesaplarına ihtiyaç vardır. Diğer taraftan karşılık hesabı açmadan gider yazılması, Maliye Bakanlığı 1 Seri No.lu Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliği’ne de aykırıdır([6]).



I- ŞÜPHELİ HALE GELEN ALACAĞA TASARRUF DEĞERİ ÜZERİNDEN KARŞILIK AYRILACAĞI

Şüpheli alacağın düzenlendiği VUK’un 323. maddesinde ...”Şüpheli alacaklar için değerleme gününün tasarruf değerine göre pasifte karşılık ayrılabilir...” hükmü bulunmaktadır.

Tasarruf değerinin ne olduğunda Vergi Usul Kanunu’nun 264. maddesinde “Bir iktisadi kıymetin değerleme gününde sahibi için arz ettiği gerçek değer” olarak tanımlanmıştır.

Gerçek değerinin ne olduğuna dair bir tanımlama veya objektif bir ölçü de belirtilmemiştir. Bundan dolayı uygulamada, işletmeler genellikle şüpheli hale gelen alacağın mukayyet değeri (defterlerde kayıtlı değeri) üzerinden karşılık ayırmaktadır.

Burada sahibi için ifade ettiği gerçek değerin hesabında, bir tanımlama veya objektif bir ölçü belirtilmemesi, uygulamada duraksamalara yol açmaktadır.

Vergi Usul Kanunu’nun 261. maddesinde 8 adet değerleme ölçüsü sıralanmış olup, 281 ve 285. maddelerde de alacak ve borçların mukayyet değeri (defterde kayıtlı değer) değerleneceği hüküm altına alınmıştır.

Ayrıca alacakların değerleme gününde, vadelerinin gelmemiş olması halinde sözkonusu alacakların ve borçların, günün kıymetine icra olunabileceği hüküm altına alınmıştır. Senede bağlı alacak ve borçların değerleme günündeki kıymetine icra edilmesiyle bunların değerleme gününde sahibi için arz ettiği gerçek değere ulaşılmış ve bu yolla VUK’un 264. maddesinde belirlenen tasarruf değeri hesaplanmış olacaktır. Dolayısıyla tasarruf değerleriyle, değerlendirilme imkanı elde edilecektir.

VUK’un 238 Sıra No.lu Genel Tebliği’nde ([7]), alacak ve borçların reeskont işlemine tabi tutulmasında, TC Merkez Bankası’nca kısa vadeli avans işlemleri için belirlenen faiz oranlarının dikkate alınması suretiyle ve

Reeskont Tutarı = Nominal değer x Faiz oranı x Gün sayısı

36.000 + (Faiz oranı x Gün sayısı)

formülüne göre hesap edileceği belirtilmiştir.

Alacak ve borç senetlerinin, tasarruf değerinin bulunmasında, kullanılan bu formül, şüpheli hale gelen alacaklara karşılık ayırmak için tasarruf değerinin hesap edilmesi içinde kullanılabilir. Nitekim, Dn. 3.D. 30.01.1991 Tarih’li, E.1989/2881, K. 1991/251 Sayılı aşağıdaki kararında şüpheli alacaklarda tasarruf değerinin bu yolla hesaplanacağını vurgulamıştır.

“Tasarruf değeri, bir iktisadi kıymetin değerleme gününde sahibi için arzettiği gerçek değer, başka bir deyimle, bu iktisadi kıymetin değerleme gününde satılması halinde edeceği bedel olarak kabul edilmektedir. Kanun koyucu, tasarruf değerinin iktisadi kıymetin sahibinin anlayışına göre değil, objektif esaslara göre belli edilmesini öngörmüştür. Bu görüşten hareketle Vergi Usul Kanunu’nun 281. maddesinde senede bağlı alacakların değerleme günü itibariyle arzettiği gerçek değerin nasıl bulunacağı objektif ölçülere bağlanmış olup, senet üzerinde faiz nispeti gösterilmemişse bu nispet, Merkez Bankası resmi iskonto haddi esas alınarak senedin değerleme günündeki kıymeti bulunur.”

ÖRNEK: 01.09.1997 Vadeli 1.000.000.000 TL alacak senedi şüpheli hale gelmiş ve şüpheli alacak olarak, 31.12.1997 tarihine kadar tahsil edilmemiştir. 31.12.1997 tarihindeki tasarruf değeri üzerinden karşılık ayrılacaktır.

Reeskont Tutarı = Nominal Değer x Faiz oranı x Gün sayısı

36.000 + (Faiz oranı x Gün sayısı)

= 1.000.000.000 x 80 x 120

36.000 + (80 x 120)

= 9.600.000.000.000

45.600

= 210.526.315 TL

1.000.000.000 TL alacağın 31.12.1997 tarihi itibariyle tasarruf değeri

1000.000.000 + 210.526.315 = 1.210.526.315 TL olmaktadır.



IV- ŞÜPHELİ ALACAK VE KARŞILIK AYIRMADA ÖZELLİK TAŞIYAN DURUMLAR



A- KEFALETE BAĞLI ALACAKLAR

Kefalete bağlı alacaklar da şüpheli alacak uygulamasında teminatlı alacak olarak değerlendirilirler. Ancak, kefil hakkında da takibata geçilmiş olunmasına rağmen alacak tahsil edilmemişse karşılık ayrılabilir ([8]).



B- KAMU İDARE VE MÜESSESELERİNDEN OLAN ALACAKLARDA

Son yıllarda, bütçe açıkları nedeniyle (kaynak yetersizliğinden), kamuya iş yapan kişi ve kurumların, alacakları zamanında ödenmemekte ve sürüncemede kalmaktadır. Bazen aylar, bazen de yıllar sonra alınabilmektedir. Bu durumda olan alacak için karşılık ayrılacak mıdır?

Maliye Bakanlığı vermiş olduğu bir özelgesinde, kamu idare ve müesseselerinden alacağın tahsil edilememesinin mümkün olmadığı düşüncesiyle, kamudan olan alacaklara karşılık ayrılmayacağını belirtmiştir([9]).

Hesap Uzmanları Kurulu Danışma Komisyonu kamu idarelerine karşı yapılan inşaat taahhüt işlerinden doğan istihkakların tahsil edilememesi durumunda şüpheli alacak karşılığı ayrılabileceğine karar vermiştir([10]).

VUK’un 323. maddesinde kamu kurum ve kuruluşlarından olan alacaklara karşılık, ayrılamayacağına dair bir hüküm yoktur.

Kanunda öngörülen koşulların sağlanması (alacağın icraya intikal ettirilmesi, mahkemeye dava açılması gibi) halinde kamu kurum ve kuruluşlarından olan alacaklara da karşılık ayrılabilmelidir.

Yoksa kamu tüzel kişiliği için çifte standart getirilmiş olur.

Ayrıca kamu kuruluşlarından olan alacaklar uzun dönemde tahsil edilecek ve bu tarihte de kar-zarar hesaplarına intikal ettirileceğinden, herhangi bir vergi ziyaı olmadığı gibi vergilendirmede dönemsellik ilkelerine daha uygun hareket edilmiş olacaktır.



A- HATIR SENEDİ VE ÇEKLERİ

Hatır senedi ve çeklerinin gerçek amacı işletmelerin finansman ihtiyacını karşılamaktır. İşletmenin faaliyeti sonucu doğmaz. Her ne kadar işletmenin muhasebe kayıtlarında görünse de işletmenin ticari ve zirai kazancının elde edilmesi için yapılan bir mal satışı veya hizmet ifası sonucu doğmamıştır. Bundan dolayı bu tür alacaklara şüpheli alacaklar karşılığı ayrılmaz.

Nitekim bu konuda Hesap Uzmanları Kurulu Danışma Komisyonu Kararı da “Hatır bonoları için karşılık ayrılamayacağı” yönündedir([11]).



B- HACİZ İŞLEMİ UYGULANAN ALACAKLARDA

Borçlunun borcunu vadesinde ödememesi üzerine mallarına haciz konulması alacağın teminata bağlandığı anlamına gelir. Bundan dolayı karşılık ayrılmaz([12]).

Bu konuda Danıştay da verdiği kararların da “Haciz yoluyla teminat altına alınmış alacaklar için karşılık ayrılamayacağını” kabul etmiştir([13]).

Buna göre yıl içinde vadesinde ödenmeyen bir alacak için haciz uygulanmış ve haczedilen malın 31.12... tarihine kadar satışı gerçekleşmemişse karşılık ayrılmaz. Aynı alacak için yıl sonuna kadar haciz uygulanmamışsa karşılık ayrılacaktır.

Haczedilen malın paraya çevrilmesi sonucu, haczin karşılamadığı, kalan bir alacak olması halinde karşılık ayrılacağı doğaldır.



C- ADİ ORTAKLIKLARDAN OLAN ALACAKLARDA

Adi ortaklığın borçlarından ortaklar şahsen ve müteselsilen sorumludurlar.

Adi ortaklıktan alacakları olanların karşılık ayırabilmesi için, ortaklardan herbiri için ayrı ayrı takibat yapılarak alacağının tahsil edilememiş olması gerekir.



D- KOLLEKTİF ŞİRKETLERDEN OLAN ALACAKLARDA

Kollektif şirketler sermaye şirketi olmayıp şahıs şirketidir. Türk Ticaret Kanunu’nun 178. maddesi gereğince göre; kollektif şirket ortakları, şirketin borçlarından ve taahhütlerinden dolayı, kamuya ve üçüncü şahıslara, müteselsilen ve bütün şahsi mal varlıklarıyla sorumludurlar.

Yine Ticaret Kanunu’nun 179. maddesince kollektif şirketten takip edilen ancak alınamayan alacaklar için, şirket sona erse bile, ortaklar adına dava açılabileceği ve ihtiyati haciz uygulaması yapılabileceği hüküm altına alınmıştır.

Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı gibi, kollektif şirketlerden olan alacaklara şüpheli alacak karşılığı ayrılabilmesi için, kollektif şirket ve ortakları hakkında takibata geçilmesi ve bu takibatların sonuçsuz kalması gerekmektedir.



E- HOLDİNG VE BAĞLI KURULUŞLARI ARASINDAKİ ALACAKLARDA

Holdingler ve kendisine bağlı kuruluşları ve iştirakleri arasında, faaliyetleri gereği, borç - alacak ilişkisi bulunmaktadır.

Holdinglerin üçüncü şahıs ve şirketlerden olan alacakları ile, iştirakleri ve kendisine bağlı şirketlerinden olan alacakları arasında bir fark yoktur. Hukuken aynı statüde alacaklardır. Bu bakımdan yazımızın öngördüğü şartları taşımaları koşuluyla, holdingler bağlı kuruluşları ve iştiraklerinden doğan alacakların da şüpheli hale geldiği dönemde karşılık ayırmak suretiyle zarar yazabilirler.



F- YURT DIŞI MÜŞTERİLERDEN OLAN ALACAKLARDA

VUK’un 323. maddesinde bir alacağın “şüpheli alacak” olarak, nitelendirilebilmesi için aranan şartlar belirtilirken, bu alacağın Türk Lirası cinsinden veya yabancı para cinsinden bir alacak olması gerektiği yönünde bir ayırım yapılmamıştır. Bundan dolayı yabancı para cinsinden olan alacaklarda, diğer aranan koşulları taşımaları halinde, şüpheli alacak yoluyla karşılık ayrılabilir.

Yurt dışından alacakların şüpheli hale geldiğinin ispatlanabilmesi için yurt dışından yurda getirilmesi gereken alacaklara ilişkin hükümleri düzenleyen Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkındaki 32 Sayılı Karara ilişkin 91-32/5 Sayılı Tebliğ’in 22. maddesince ihtilaf neticesi, dava açılmış olan alacakların,

i) Yurt dışından temin edilecek belgelerin dış temsilciliklerimize onaylatılması,

ii) Lahey Devletler Özel Hukuku Konferansı çerçevesinde hazırlanan “Yabancı Resmi Belgelerin Tasdik Mecburiyetinin Kaldırılması Sözleşmesi” hükümlerine göre onaylanmış olması halinde şüpheli alacak olarak ayırıp, sonra da karşılık ayırmak yoluyla gider yazılabilir.

Şüpheli hale gelmesinden dolayı karşılık ayrılmasına karar verilen yabancı para cinsinden olan alacakların kur farklarına da karşılık ayrılabilir.



G- AVANSLARDA ŞÜPHELİ ALACAK UYGULAMASI

Avanslar gelecekte yapılacak olan, mal ve hizmet teslimleri karşılığında peşin alınan veya verilen değerleri ifade eder.

Bu anlamıyla avanslar gerçek bir borç veya gerçek bir alacak karakteri taşımaz. Çünkü;

gerçek bir borç veya alacak karşılıklı edimlerin yerine getirilmesi sonucu yapılan işlemlerin muhasebe kayıtlarında hasılat veya maliyet yazılmasıyla doğar.

İşlem sonucu gelir-gider yaratıcı bir unsur veya işletmeyi ilgilendiren bir iktisadi değer (mal/hizmet) yoksa; gerçekleşmemiş bir işlem mevcuttur ve gerçek bir borç-alacak doğmaz.

Borç-alacak ilişkisi tahakkuk etmiş sonuç hesaplarına intikal etmiş yani karşılıklı edimleri yerine getirilmesi sonucu doğar. Avans ise gelecekte gerçekleşmesi istenen, ancak edimlerin henüz yerine getirilmemesi nedeniyle tekamül etmemiş ve sonuç hesaplarına intikal etmemiş bir işlemden doğar.

Görüldüğü gibi verilen avanslar bir mal satışı ve hizmet ifası sonucu tahakkuk edip, netice hesaplarına intikal ettirilmediğinden, şüpheli alacak karşılığı ayrılmaz.



H- KONKORDATO’DA ŞÜPHELİ ALACAK UYGULAMASI

Konkordato, elinde olmayan nedenlerle ödeme güçlüğüne düşen iyi niyetli borçluları korumak için, İcra İflas Kanunu’nun 285 ve 309. maddeleriyle getirilmiş bir müessesedir. Bu müessesenin amacı iyi niyetli borçlunun iflasını önlemek, borçlunun durumunu düzeltmek ama borçlarını ödeyebilmesi için süre tanımaktır.

Konkordato borçlunun, alacaklılarının en az üçte ikisinin ve Ticaret Mahkemesi’nin tasdik etmesiyle hüküm ifade eden bir anlaşma türüdür.

Yapılan bu anlaşmaya göre alacaklılar (imtiyazlı alacaklar hariç), borçluya karşı alacaklarının bir bölümünden fedakarlık ederek, kalan alacakları için de belirli bir vade tanırlar. Borçlu bu vadede taahhüt ettiği borcunu ödeyerek borcun tamamından kurtulur.

Açıklamalardan da anlaşılacağı gibi konkordato sözleşmesi, alacağın şüpheli hale geldiği anlamına gelmez. Tam tersine alacağın belirli vadelerde ödeneceğini mahkeme kararı ile garantiye alır. Bundan dolayı konkordato sözleşmesine tabi tutulan alacaklar şüpheli alacak sayılmaz, dolayısıyla karşılık ayrılmaz.

Konkordato yoluyla alacağın vazgeçilen kısmı da, alacaklı açısından değersiz alacak olup, bu da Vergi Usul Kanunu’nun 322. maddesince değersiz alacak olarak işleme tabi tutulur.



I- İFLAS HALİNDE ŞÜPHELİ ALACAK UYGULAMASI

İflas halinde borçlunun, haczi mümkün olan tüm malları, alacaklarının tamamı için iflasın konusunu oluşturur.

İflasın açılması, İİK’nin 193. maddesine göre iflas, haciz, rehin, paraya çevrilme ve teminat gösterilmesine ilişkin takipleri durdurur. İflas kararının kesinleşmesi ile takipler düşer. Alacaklıların bu durumda borçluyu dava etmeleri veya icra yoluyla takip yoluna gitmeleri yasal olarak mümkün değildir. Alacaklıların bu durumda yapabilecekleri iflas masasına kaydolmaktır.

Vergi Usul Kanunu’nun yukarıdaki bölümlerde açıkladığımız 323. maddesinde bir ayrım yapılmaksızın dava ve icra safhasında bulunan alacaklar için karşılık ayrılabileceği hüküm altına alınmıştır. Mükelleflerin alacaklısı oldukları müşterilerin iflası halinde, alacaklarını iflas masasına kaydettirmek koşuluyla, bu alacakları için karşılık ayırmaları mümkündür. Ancak yine bu durumda da karşılığın, alacağın iflas masasına kaydının yapıldığı dönemde ayrılması gerekir[14].

Şüpheli hale geldiği yılda ayrılmayan karşılık, izleyen yıllarda ayrılamaz. Hatta eski yıllarla ilgili olarak düzeltme yolu dahi kapalıdır. İflas tasfiyeleri çoğunlukla uzun bir sürede gerçekleştiğinden, işletmelerin bu konuda dikkatli davranmaları ve karşılığı ilgili yılda ayırmaya özen göstermeleri gerekir([15]).



İ- KATMA DEĞER VERGİSİNDEN KAYNAKLANAN ALACAKLARA KARŞILIK AYRILIP AYRILMAYACAĞI

Katma değer vergisinden kaynaklanan alacaklara karşılık ayrılıp ayrılmayacağı hususunda, hem ayrılacağı yönünde, hem de ayrılamayacağı yönünde iki farklı görüş vardır.



1. Ayrılamayacağı Görüşü

“Bir alacağın karşılık ayrılmak suretiyle zarar yazılabilmesi için hasılat hesaplarına intikal ettirilmiş olması gerekir. Mal satışı ve hizmet ifasından doğan katma değer vergisinin ise hasılat hesaplarıyla ilişkilendirilmediği açıktır. Bu nedenle, katma değer vergisinden kaynaklanan alacaklar üzerinden şüpheli alacak karşılığı ayrılmayacaktır([16]).”

“Bir alacağın karşılık ayrılmak suretiyle zarar yazılabilmesi herşeyden önce Kanun maddesinin gerekçesinde de belirtildiği üzere, daha önce hasılat hesaplarına intikal ettirilmiş olması gerekir. Oysa mal teslimi ve hizmet ifasından doğan katma değer vergisinin hasılat hesaplarına intikal ettirilmeyeceği açıktır. Bu nedenle müşterilerden olan alacakların katma değer vergisini içeren kısmı için karşılık ayrılmayacaktır.”

Diğer taraftan Vergi Usul Kanunu’nun 323. maddesinin 1. fıkrası hükmüne göre; “bir alacağın şüpheli alacak sayılabilmesi ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olması şartına bağlanmaktadır. Oysa; bilindiği üzere KDV indirim mekanizması yoluyla nihai tüketiciye yansıtılan bir vergidir. Dolayısıyla, KDV niteliği itibariyle ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile doğrudan ilgili olmayan bir vergidir. Bu nedenle karşılık ayrılmak suretiyle zarar yazılması sözkonusu olamaz([17]).”

Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, şüpheli duruma düşen alacakların KDV’ye ilişkin kısmına, KDV’nin daha önceden tahsil edilerek hasılata kaydedilmediği ve ticari kazancın idame ettirilmesi ile doğrudan ilgili bulunmadığından, şüpheli alacak yoluyla karşılık ayrılmayacağı yönündeki görüşler vardır.



2. Ayrılacağı Yönündeki Görüşler

“Tahsilatta güçlükle karşılaşıldığında katma değer vergisini de içeren alacak tutarı Vergi Usul Kanunu’nun 322 veya 323. maddelerine göre değersiz alacak yahut şüpheli alacak olarak işleme tabi tutulabilir([18]).”

“Tüm batı ülkelerinde şüpheli alacak müessesesi yalnız gelir ve kurumlar vergilerinde değil, fakat katma değer vergilerinde de geçerlidir([19]).”

“... alacağın şu veya bu tür bir kaynaktan oluşmasının artık bir önemi bulunmamaktadır. Yasa, karşılık ayırmayı, tahsil edilmeyen ve şüpheli hale gelen alacaklar için genel olarak düzenlenmiş bulunmaktadır.

Katma Değer Vergisi Kanunu’nda esas olan indirim mekanizmasının işletilmesidir. İndirim mekanizması indirilebilecek katma değer vergisinin indirilmesine yetişmez ve bilançonun aktifinde birikir ise, bu durumda birikimin gider yazılarak yok edilmesi düşünülmez. Yasa hükmü ile mükellefin katma değer vergisini indirmesi amaçlanmıştır. Katma değer vergisinin gider yazılmayacağı kuralının anlamı budur.

Katma değer vergisinin gider yazılamayacağı ile ilgili 58. madde hükmünü böyle anlamak gerekir. Maddenin bu şekilde anlaşılması Vergi Usul Kanunu’nun düzenlediği şüpheli alacağa karşılık ayırma hükmünün, katma değer vergisine uygulanmasını engellememektedir([20]).”

KDV’ye ilişkin alacaklara şüpheli alacak yoluyla karşılık ayrılacağına dair görüşler de yukarıdaki açıklamalar yönündedir.



3. Kişisel Görüşümüz

Katma değer vergisi mükellefi nihai tüketicidir. Mal satan veya hizmet ifa edenler yapılan işleme ait (satış-hizmet ifası-ithalat vb.) KDV’sinden satışa konu mal/hizmet için ödedikleri KDV’yi mahsup ederek kalanı vergi dairesine yatırmaktadırlar. Bir anlamda KDV konusunda vergi idaresinin tahsildarlığını yapmaktadırlar. Yapılan bu indirim mekanizması incelendiğinde, ticari kazancın elde edilmesinde olduğu gibi burada da tahakkuk esasının cari olduğunu görmekteyiz. Çünkü vergi sorumlusu durumundaki mükellefin, aldığı mal, yaptığı ithalat ve yaptırdığı hizmet karşılığı KDV’sini ya ödemekte veya borçlanarak kayıtlarına intikal ettirmektedirler. Diğer taraftan, bu mal, hizmet ve ithalata konu olan malların satışı veya hizmet yanında KDV’nin ya tahsil etmekle veya alacaklı duruma geçerek kayıtlarına geçirmekte ve farkın vergisini (borçlandığı KDV ile alacaklandığı KDV’nin farkı), vergi dairesine ödemektedir.

Ülkemizde izlenen ekonomik politikaların sonucu günümüzde mal ve hizmet satışlarının tamamına yakın bir bölümü de vadeli yapılmakta ve KDV’ de bundan dolayı peşin tahsil edilmemektedir. Mal ve hizmet satan, KDV yönünden müşterilerinden alacaklı duruma geçmesine rağmen, bu KDV’lerini ertesi ay vergi dairesine yatırmak durumunda kalmaktadır.

Vergi Usul Kanunu’nda uygulanan rejime göre, KDV’den oluşan alacak ile ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirebilmesi için yapılan mal ve hizmet satışları sonucu oluşan alacak arasında herhangi bir fark yoktur.

Kanun koyucu mal ve hizmet satışı sonucu oluşan ve tahsili şüpheli hale gelen alacaklar için karşılık ayrılabileceğini hüküm altına almışken, tahakkuk eden KDV’den oluşan alacak (ayrıca mükellef bunu tahsil etmediği halde vergi dairesine yatırmıştır) için karşılık ayrılmayacağı mantığında olması düşünülemez. Çünkü KDV’den oluşan alacağa karşılık ayrılamaması herşeyden önce;

- Vergilemedeki adalet işlemine aykırıdır.

- Vergi Usul Kanunu’ndaki “Şüpheli Alacaklar ve Karşılık Ayırma” müessesine aykırıdır.

- Pratikte uygulama şansı da yoktur. Örneğin, mal - hizmet satış bedeli ve KDV’den oluşan bir alacağa, yapılan ödemeler sonucu kalan ve tahsili şüpheli hale gelen alacağın ne kadarının KDV, ne kadarının mal ve hizmet karşılığı olduğunun, objektif ölçülerle tespiti de mümkün değildir.

- Ayrıca KDV’yi uygulamasının temel mantığı olan indirim müessesesine de terstir. Çünkü ödediğiniz ancak tahsil edemediğiniz KDV’yi mükellefi olunmadığı halde yüklenilmiş olacaktır.

Netice itibariyle KDV’den dolayı oluşacak alacaklar için karşılık ayrılabilmelidir. Çünkü VUK’un 323. maddelerinde, KDV’sinden doğan alacağa karşılık ayrılmayacağına dair bir hüküm yoktur. Kanunla tanınan bir haktan, kanunda öngörülmeyen bir nedenle yararlanılmaması adilane değildir. Vergi idaresinin uygulamadaki birliği sağlamak ve görüş ayrılıklarını ortadan kaldırmak için bu konuyu bir tebliğ ile düzenlemesinde yarar vardır.



V- ŞÜPHELİ ALACAKLARIN MUHASEBE SİSTEMİNDEKİ YERİ VE MUHASEBE UYGULAMALARI

A- ŞÜPHELİ TİCARİ ALACAKLAR HESABI

Şüpheli alacaklar Tekdüzen Muhasebe Sisteminde “128 ŞÜPHELİ TİCARİ ALACAKLAR” hesabında izlenir. Şüpheli ticari alacaklar hesabı “ödeme süresi geçmiş, bu nedenle vadesi bir kaç defa uzatılmış veya protesto edilmiş, yazı ile birden fazla istenmiş ya da dava veya icra safhasına aktarılmış senetli ve senetsiz alacakları kapsar.”

Tahsili şüpheli hale gelmiş olan alacaklar ilgili hesapların alacağı karşılığında bu hesaba borç yazılarak bu durumdaki alacaklar normal alacaklardan çıkarılır. Alacağın tahsili veya tahsil edilemeyeceğinin kesinleşmesi durumunda bu hesaba alacak kaydedilir.

Şüpheli Ticari Alacaklar hesabını aşağıdaki şekilde bölümlememiz mümkündür.





128 ŞÜPHELİ TİCARİ ALACAKLAR

128.00 Şüpheli Türk Lirası Cinsinden Alacaklar

128.00 Şüpheli Senetli Alacaklar

128.01 Şüpheli Senetsiz Alacaklar

128.01 Şüpheli Yabancı Paralı Alacaklar

128.01.00 Şüpheli Senetli Alacaklar

128.01.02 Şüpheli Senetsiz Alacaklar



B- ŞÜPHELİ TİCARİ ALACAKLAR KARŞILIĞI HESABI

“128 Şüpheli Ticari Alacaklar” için ayrılacak karşılıklarla, perakende satış yöntemi kullanarak bilanço gününden önceki iki hesap döneminde vadesinde tahsil edilmeyen alacakların ilgili dönemlerdeki toplam vadeli satışlara oranlarının ortalamasının değerleme dönemindeki vadeli satışlara uygulanması suretiyle bulunacak şüpheli alacaklar için ayrılan karşılıkları kapsar. Teminatlı alacaklarda karşılık, teminatı aşan kısım için ayrılır.

Tekdüzen Muhasebe Sisteminin ve Sermaye Piyasası Kurulu’nun (Tebliğ: Seri IX, No: 1, Md. 27) öngördüğü perakende satış yöntemi ile şüpheli alacak belirleme imkanı, Vergi Usul Kanunu’ndan 1981 yılında 2455 Sayılı Kanun’la, çıkarılmış bulunduğundan bu yöntem uygulanarak karşılık ayrılmasında karşılık giderinin kanunen kabul edilmeyen gider olacağı gözönünde tutulmaktadır[21].

Şüpheli ticari alacaklar karşılığı “129 Şüpheli Ticari Alacaklar Karşılığı” hesabında izlenir.

“Hesaplanan karşılık tutarı bu hesaba alacak “654 Karşılık Giderleri” hesabına borç kaydedilir. Şüpheli alacağın tahsiline bağlı olarak, tahmin olunan zararın kısmen ya da tamamen gerçekleşmemesi halinde, gerçekleşmeyen kısım, “644 Konusu Kalmayan Karşılıklar Hesabı”nın alacağına borç kaydedilir. Şüpheli alacağın tahsilinin imkansız olduğu kesinleştiği takdirde bu hesaba borç, ilgili hesaba da alacak kaydedilir”

Şüpheli Ticari Alacaklar Karşılığı Hesabını aşağıdaki şekilde bölümlememiz mümkündür.

129 ŞÜPHELİ TİCARİ ALACAKLAR KARŞILIĞI (-)

129.00.00 Şüpheli Türk Lirası Cinsinden Alacaklar Karşılığı

129.00.01 Şüpheli Senetli Alacaklar Karşılığı

129.1 Şüpheli Yabancı Paralı Alacaklar Karşılığı

129.01.00 Şüpheli Senetli Alacaklar Karşılığı

129.00.01 Şüpheli Senetsiz Alacaklar Karşılığı



C- ÖRNEK VE MUHASEBE KAYDI

ÖRNEK 1:

(X) A.Ş’nin mal satımından dolayı müşterilerinden almış olduğu 01.09.1997 vd. alacak senedi vadesinde ödenmediğinden, protesto ettirilip, icra takibatına başlanmıştır. 31.12.1997 tarihine kadar icra yoluyla da tahsilat yapılamamıştır. Alacağın tamamına karşılık ayırmaya karar verilmiştir.

1- Senedin icraya verildiğinde yapılacak muhasebe kaydı







-------------------------------- 10.09.1997 ---------------------------------

128 ŞÜPHELİ TİCARİ ALACAKLAR 1.000.000.000

128.01 Şüpheli Alacak Senetleri

121 ALACAK SENELERİ 1.000.000.000

121.01 Portföy Alacak Senetleri

01.09.1997 vadeli protesto olup icraya verilen Alacak Senetleri

--------------------------------------- / ----------------------------------------



2- Dönem sonunda karşılık ayrılmasında yapılacak muhasebe Kayıtları

a) Tasarruf Değerinin Tespiti

Tasarruf değeri üzerinden karşılık ayrılacağından bu değeri bulmak gerekir. Yukarıda da bahsedildiği gibi alacak senetlerinde reeskont uygulamanında, tasarruf bedelinin tespitinde kullanılan formül yardımı ile tasarruf değerini bulabiliriz.

Reeskont tutarı = Nominal değer x Faiz oranı x Gün sayısı

36.000 + (Faiz oranı x Gün sayısı)

= 1.000.000.000 x 80 x 120

36.000 + (80 x 120)

= 9.600.000.000.000

45.600

= 210.526.315 TL

Tasarruf değeri = 1.000.000.000 + 210.526.315 TL

= 1.210.526.315 TL

b) Tasarruf Değeri Üzerinden Karşılık Ayrılmasındaki Muhasebe Kayıtları

-------------------------------- 31.12.1997 ---------------------------------

654 KARŞILIK GİDERLERİ 1.210.526.315

129 ŞÜPHELİ TİC. AL. KARŞILIĞI 1.210.526.315

Tasarruf bedeli üzerinden karşılık ayrılması

--------------------------------------- / ----------------------------------------

Ayrılan karşılığın zarar kaydının muhasebesi

-------------------------------- 31.12.1997 ---------------------------------

690 DÖNEM KAR-ZARARI 1.210.526.315

654 KARŞILIK GİDERLERİ 1.210.526.315

Ayrılan karşılığın kar-zarar hesabına naklinden

--------------------------------------- / ----------------------------------------



3- İzlenen Yılda Bu Alacaklara Karşılık Yapılan Tahsilat Üzerine Yapılacak Muhasebe Kayıtları

a) Tahsilatta yapılacak kayıt

10.04.1998 tarihinde senede karşılık 500.000.000 TL icra yoluyla tahsil edilmiştir.

-------------------------------- 10.04.1998 ---------------------------------

100 KASA 500.000.000

128 ŞÜPHELİ TİCARİ ALACAKLAR 500.000.000

Şüpheli alacaktan yapılan tahsilattan

--------------------------------------- / ----------------------------------------

b) 1998 yılı dönemsonunda yapılacak muhasebe kayıtları

-------------------------------- 31.12.1998 ---------------------------------

129 ŞÜPHELİ TİCARİ ALAC. KARŞILIĞI 500.000.000

644 KONUSU KALM. KARŞILIKLAR. 500.000.000

Yapılan tahsilattan dolayı karşılık hesabının düzeltilmesinden

--------------------------------------- / ----------------------------------------

c) Tahsil edilen bedelin kar-zarar hesabına intikali için yapılan muhasebe kayıtları



-------------------------------- 31.12.1998 ---------------------------------

644 KONUSU KALM. KARŞILIKLAR 500.000.000

671 ÖNC. DÖN. GELİR VE KARLARI. 500.000.000

Karşılık ayrılan senetler ile yapılan tahsilatın dönem karına intikalinden

--------------------------------------- / ----------------------------------------

Yapılan takibatlar sonucu, tahsil edilemeyeceği kesinleşen şüpheli alacaklar, 129 Şüpheli Ticari Alacaklar Karşılığı hesabı borçlandırılmak, 128 Şüpheli Ticari Alacaklar hesabı alacaklandırılmak suretiyle kapatılacaktır.

d) Tahsiline imkan kalmayan alacak için hesapların kapatılması

Yukarıda verilen örnekte, kalan alacağın tahsilinin imkansız hale geldiğini kabul edersek

--------------------------------------- / ----------------------------------------

129 ŞÜPHELİ TİC. ALACAK. KARŞILIĞI 710.526.315

128 ŞÜPHELİ TİC. ALACAKLAR 500.000.000

671 ÖNCEKİ DÖN. GELİR VE KARLARI 210.526.315

Alınamayacağı kesinleşen şüpheli alacaklarla ilgili hesapların kapatılmasından

--------------------------------------- / ----------------------------------------

Görüldüğü gibi karşılık yoluyla dönem zararına intikal ettirilen alacak için sonraki yıllarda yapılan takibatlar, yukarıdaki kayıtlar yoluyla kar-zarara intikal ettirilmekte ve sonuç itibariyle şüpheli alacağın müspet veya manevi farkı kar-zarar hesabında, ilgili dönemlerin kar veya zararı olarak kalmaktadır.



D- ALACAĞA MUKAYYET DEĞERİ ÜZERİNDEN KARŞILIK AYRILMASI

Yukarıdaki bölümde de değinilen ve açıklanan nedenlerden dolayı uygulamada şüpheli alacak karşılığı genellikle “MUKAYYET DEĞER” üzerinden ayrılmaktadır. Tasarruf değeri üzerinden karşılık ayrılması ihtiyaridir. Mükellef isterse alacağın mukayyet değeri (kayıtlı defter değeri) üzerinden karşılık ayırabilir.

Yukarıdaki örneğimizi, mukayyet değer üzerinden karşılık ayırarak uygulayalım...

a) Alacak Senedinin Şüpheli Alacak Olarak Ayrılması

-------------------------------- 10.09.1997 ---------------------------------

128 ŞÜPHELİ TİC. ALACAK. 1.000.000.000

128.01 Şüpheli Alacak Senedi

121 ALACAK SENETLERİ 1.000.000.000

121.01 Portföydeki Al. Senet.

Protesto olup, icraya verilen 01.09.1997 vd. alacak senedinden

--------------------------------------- / ----------------------------------------

b) Dönemsonunda karşılık ayrılması

-------------------------------- 31.12.1997 ---------------------------------

654 KARŞILIK GİDERLERİ 1.000.000.000

129 ŞÜPHELİ TİC. AL. KARŞILIĞI 1.000.000.000

Şüpheli alacağı karşılık ayrılması

--------------------------------------- / ----------------------------------------

c) İzleyen yılda yapılan tahsilat

-------------------------------- 10.04.1998 ---------------------------------

100 KASA 500.000.000

128 ŞÜPHELİ TİCARİ ALACAKLAR 500.000.000

Şüpheli alacaktan yapılan tahsilat

--------------------------------------- / ----------------------------------------

--------------------------------------- / ----------------------------------------

129 ŞÜPHELİ TİC. AL. KARŞILIĞI 500.000.000

644 KONUSU KALMAYAN KARŞILIK. 500.000.000

Yapılan tahsilattan dolayı kar. hes. Düzeltilmesinden

--------------------------------------- / ----------------------------------------

d) Tahsil edilen bedelin kar-zarara intikali

-------------------------------- 31.12.1998 ---------------------------------

644 KONUSU KALMAYAN KARŞILIK. 500.000.000

671 ÖNCEKİ DÖNEM GEL. VE KAR. 500.000.000

Karşılık ayrılan senetten yapılan tahsilatın K/Z intikalinden

--------------------------------------- / ----------------------------------------

e) Kalan alacağın tahsilin imkansız hale gelmesi

-------------------------------- 31.12.1998 ---------------------------------

129 ŞÜPHELİ TİC. AL. KARŞILIĞI 500.000.000

128 ŞÜPHELİ TİC. ALACAKLAR 500.000.000

--------------------------------------- / ----------------------------------------



VI- SONUÇ

Şüpheli alacak uygulaması tahakkuk esasına göre gelir yazılan ancak tahsil edilemeyen alacakların vergisinin ödenmesinin önüne geçmek için sistemde bulunmaktadır.

Bugüne kadar da başarıyla uygulama alanı bulmuştur.

İkilem olan konularda idari aşamada çözümlenecek konulardır.





--------------------------------------------------------------------------------

(*) YAKLAŞIM Yayıncılık AŞ, Yönetim Kurulu Başkanı

([1]) Doğan ŞENYÜZ, Türk Vergi Sistemi, Bursa, Ağustos 1997, s.11



([2]) M. Kemal GÜNDÜZ-Necati PERÇİN, Amortisman ve Yeniden Değerleme, Yaklaşım Yayınları, Şubat 1997, s.208

([3]) Şükrü KIZILOT, Danıştay Kararları ve Özelgeler, Yaklaşım Yayınları, Cilt I, s.2871

([4]) Dn. 3. D. 01.02.1991 Tarih, E.1991/1853, K.1991/2746, Şükrü Kızılot, a.g.e., s.2627

([5]) Dn. 4.D. 19.10.1992 Tarih, E. 1991/2342, K. 1992/4472, Şükrü Kızılot, a.g.e., s.2626

([6]) 26 Aralık 1992 Tarih ve 21447 mükerrer Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

([7]) 02.03.1995 Tarih ve 22218 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

([8]) Hasan YALÇIN, “Şüpheli Alacaklar ve Muhasebe Uygulaması” YAKLAŞIM, Yıl: 4, Sayı: 47, s.75



([9]) MB Özelgesi, 29.06.1995 Tarih, 13000-220/7897 Sayılı

([10]) HUK Danışma Komisyonu 28.05.1962 Tarih ve K. 1962/2, Y. 116 No.lu kararı

([11]) Hesap Uzmanları Kurulu Danışma Komisyonu Kararı 22.06.1960 Tarih, 102 Yayın No, Genel Sıra No: 102

([12]) Hesap Uzmanları Kurulu Danışma Komisyonu Kararı 22.06.1960 Tarih, 102 Yayın No, Genel Sıra No: 102

([13]) Dn.4.D. 17.01.1994 Tarih ve E. 1983/679, K. 1984/204 (Şükrü KIZILOT, Danıştay Kararları ve Özelgeler, s.2635)



([14]) Kemal GÜNDÜZ - Necati PERÇİN, a.g.e., s.229

([15]) Mehmet BİNGÖL, “İflas Hali ve Şüpheli Alacak Karşılığı” Vergi Dünyası, Sayı: 41, s.3



([16]) Erdoğan SAĞLAM, “Şüpheli Alacak Karşılığı Uygulaması ve Birkaç Sorun”, Vergi Dünyası, Yıl: 13, Sayı: 155, s.43

([17]) A. Murat YILDIZ, “Şüpheli Alacak Karşılığı Ayrılmasında Uygulamada Ortaya Çıkan Sorunlar”, Vergi Sorunları Dergisi, Yıl: 15, Sayı: 88, s.10

([18]) Mehmet MAÇ, KDV Uygulaması , İstanbul 1996, s.213

([19]) Şükrü KIZILOT, “Katma Değer Vergisi Kanunu ve Uygulaması” YAKLAŞIM Yayınları, Ankara 1996, s.1705

([20]) Hasan KURT, “Katma Değer Vergisinin Şüpheli Alacak Karşılığı Yoluyla Gider Kaydı”, YAKLAŞIM, Sayı: 16, s.44



[21] Nalan AKDOĞAN-Orhan SEVİLENGÜL, Tekdüzen Muhasebe Sistemi Uygulaması, Altıncı Baskı, ASMMO Yayını, s.88

Hüseyin ÜST
S.M.M.M.
09-01-2009 03:24 PM
Web Sayfasını Ziyeret Edin Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
« Önceki | Sonraki »
Cevapla 



Forum'a Git: