Hoşgeldin Misafir ! (GirişÜye Olun)

II. Sözleşme
Konuyu Açan Kişi: aycan
Cevap Sayısı: 0
Görüntülenme Sayısı: 1354

Cevapla 
 
Değerlendir:
  • 0 Oy - 0 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
II. Sözleşme
Yazar Mesaj
aycan
Moderators
*****
Mesajlar: 1,240
Tarih: Nov 2007
Üye no: 618
Nerden: İSTANBUL
Rep Puanı: 9
Mesaj: #1
II. Sözleşme
A) KAVRAM

İki tarafın karşılıklı ve birbirine uygun irade açıklamalarıyla meydana gelen hukuki işleme sözleşme denir. Sözleşme, iki taraflı bir hukuki işlemdir. Ancak sözleşmenin yapılması sonucunda sadece bir taraf borç altına giriyorsa tek tarafa borç yükleyen sözleşmeden (örnek: bağışlama vaadi sözleşmesi), buna karşılık her iki taraf da borç altında giriyorsa iki tarafa borç yükleyen sözleşmeden (örnek: satım, kira, hizmet, eser sözleşmeleri) söz edilir.

B) SÖZLEŞMENİN KURULMASI

BK’nun 1 nci maddesine göre, “iki taraf karşılıklı ve birbirine uygun surette rızalarını beyan ettikleri an, sözleşme (akit) tamam olur”. Sözleşmenin meydana gelebilmesi için gerekli olan karşılıklı ve birbirine uygun bu iki irade beyanından zaman bakımından önce açıklananına icap (teklif, öneri), sonra açıklananına ise kabul denir. İcap, sözleşme yapma
çağrısıdır. Sözleşmenin esaslı noktalarını içermesi ve karşı tarafça kabul edildiğinde sözleşmeyi kurabilecek olgunlukta bir beyan olması gerekir. İcap, tek taraflı bir hukuki işlemdir ve karşı tarafa ulaşınca (varınca) sonuçlarını doğurur.

Buna karşılık, sözleşmenin esaslı noktalarını içermeyen ve karşı tarafça kabul edildiğinde sözleşmeyi kurabilecek olgunlukta olmayan beyanlar ise icaba davet sayılır. Bir beyanın icap mı, yoksa icaba davet mi olduğu şüphe halinde beyanın yorumlanması suretiyle çözülür. Ancak Borçlar Kanunu (BK), iki noktada sorunu çözümlemiştir: Tarife ve fiyat listesi gönderilmesi icap sayılmaz. Fiyatını göstererek mal sergilenmesi ise, kural olarak icap sayılır (BK m. 7/II-III).

İcabın kabulü ile sözleşme tamam olur (kurulur). İcap gibi kabul de, tek taraflı ve varması gerekli bir irade beyanıdır. Bir beyanın kabul sayılabilmesi için, içerik olarak icaba uygun olması gerekir.

C) SÖZLEŞMELERDE ŞEKİL

-Sözlü Şekil
-Yazılı Şekil
-Resmi Şekil

Borçlar Hukuku alanında hâkim olan sözleşme özgürlüğü ilkesinin görünüş biçimlerinden birisi de, şekli serbestisi ilkesidir. Bu ilke, BK m. 11/I’de ifadesini bulmuştur: “Sözleşmenin sıhhati (geçerliliği), Kanunda açıklık olmadıkça, hiçbir şekle tabi değildir”.
Demek ki, Kanunda açıkca sözleşmenin geçerli olması için şekil şartı aranmış olmadıkça, taraflar sözleşmenin (hukuki işlemin) geçerliliğini bir şekle bağlı kılıp kılmamakta serbesttirler. Kanunun sözleşmenin geçerliliğini bir şekle bağladığı durumlarda, kanuni şekilden söz edilir. Örneğin Kanun (Yasa) taşınmaz satış sözleşmesinin resmi şekilde ve tapuda yapılmasını (BK m. 213, MK m. 706, Tapu K. m. 26), alacağın temliki sözleşmesinin ise yazılı şekilde yapılmasını (BK m. 163) emretmiştir. Buna karşılık tarafların sözleşmenin geçerliliğini bir şekle bağladığı (tabi kıldığı) durumlarda ise, iradi şekilden söz edilir (BK m. 16).

Kanunun geçerlilik şartı olarak şekli aradığı durumlarda, üç tür şekil öngörülmüştür:Sözlü şekil / yazılı şekil / resmi şekil.
Resmi şekilden amaç, işlemin yetkili bir makam veya şahıs (örneğin noter, tapu memuru, sulh yargıcı vs.) önünde yasaların aradığı usul ve koşullara uyularak yapılmasıdır.
Yazılı (adi yazılı) şekilde ise önemli olan, sözleşmenin tüm esaslı noktalarını kapsayan metnin borç altına giren taraf (veya taraflarca) imzalanmış olmasıdır (BK m. 13/I). Metin el yazısıyla veya daktiloda yazılmış, hatta basılmış olabilir.
BK m. 11/II’ye göre, kanunun öngördüğü bir şeklin kapsamı ve sonuçları hakkında başka bir hüküm konulmamışsa, bu şekle uyulmadan yapılan akit (sözleşme) “sahih olmaz”, yani “geçersiz”dir.
Klasik ve yerleşmiş görüşe göre ,buradaki “geçersizlik”ten “butlan” yaptırımını anlamak gerekir. Yani Yasanın emrettiği şekilde yapılmayan sözleşmeler, -aksine bir hüküm mevcut değilse- batıldır (kesin hükümsüzdür). Ancak zamanla “butlan görüşü”
yumuşatılarak, şu iki halde şekil noktası nedeniyle sözleşmenin geçersizliğini ileri sürmenin“dürüstlük kuralı”na aykırı düşeceği ve dolayısıyla, “hakkın kötüye kullanılması” sayılacağı kabul edilmiştir:

a) Tarafların kendi rızaları ile sözleşmenin başlıca borçlarını ifa etmiş olmaları;
b) Butlanı ileri süren tarafın şekil noksanına kendi hileli davranışı ile kasden sebep olması

Buraya kadar, geçerlilik şartı olarak öngörülmüş şekilden söz edildi. Bunun dışında şekil, ispat işlevine de sahip olabilir(ispat şartı olarak şekil). Anlaşmazlık halinde işlemin ispatlanabilmesi (daha doğrusu işlemden doğan hakkın ispatlanabilmesi) ancak belli bir şekilde yapılmış olmasına bağlı ise, ispat şartı olarak şekilden söz edilir. Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrar ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin yapıldıkları zamanki miktar veya değeri kırkmilyon lirayı geçtiği takdirde, senetle ispat olunması gerekir. (HUMK m. 288/I) (bkz. Kuru/Arslan/Yılmaz.
Medeni Usul hukuku, s. 466). Örneğin A, B’ye 50 milyon TL. ödünç vermiştir. Bu sözleşmenin geçerliliği herhangi bir şekle tabi değildir, fakat anlaşmazlık çıktığında 50 milyon TL’nın ödünç verildiğinin kanıtlanabilmesi için yazılı delile (senede) gereksinim
vardır. Görüldüğü gibi, Usul Hukukunda öngörülmüş olan bu ispat şartı (“yazılı delille/senetle ispat” zorunluluğu), adeta Borçlar Hukukundaki “şekil serbestisi” ilkesini ortadan kaldırmıştır.

D) SÖZLEŞMENİN YORUMU
Bir sözleşmenin meydana gelmesi, için, karşılıklı irade beyanlarının birbirine uygun olması gerekir. İrade beyanlarının anlamlarının açık olduğu durumlarda, bu uygunluğun araştırılması sorun yaratmaz. Ancak irade beyanlarının anlamları açıkça anlaşılamıyorsa, o zaman bu beyanların yorumlanması ve gerçek anlamlarının saptanması gerekir. BK m. 18, “bir sözleşmenin şekil ve şartlarının tayininde (belirlenmesinde), tarafların gerek yanlışlıkla gerekse gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları deyim ve isimlere bakılmaz, aksine onların gerçek ve ortak amaçları araştırılır” demektedir. Bu gerçek ve ortak amaç
araştırılırken, güven ilkesi gereğince, beyan muhatabının dürüstlük kuralı (MK m. 2) çerçevesinde bildiği ve bilmesi gereken tüm olguları değerlendirerek beyana vermesi gereken anlam esas alınacaktır.

E) SÖZLEŞMEDE, İRADE İLE BEYAN ARASINDAKİ UYGUNSUZLUK HALLERİ


Yukarıda belirtildiği gibi, sözleşmenin kurulması için açıklanan karşılıklı iradelerin (irade beyanlarının) birbirine uygun olması gerekir (BK m. 1/I).

Hata, hile, korkutma nedeniyle irade ile beyan arasında istenmeden meydana gelen uygunsuzluk hallerine, irade Sakatlığı denilmektedir. Bunun dışında, irade ile beyan arasındaki uygunsuzluk hali kasden (bilerek, isteyerek) meydana getirilmiş olabilir. İrade ile beyan arasındaki uygunsuzluğu, ya sadece bir taraf istemiştir veya her iki taraf bu konuda anlaşmıştır:

Tek tarafın isteği ile meydana getirilen uygunsuzluk hallerini “şaka beyanı” ve “zihni kayıt” olmak üzere iki kısımda incelemek mümkündür. Beyanda bulunan kimse, karşı tarafın beyanını ciddiye almayacağı kanısından hareket ederek, gerçek iradesine uymayan bir beyanda bulunursa “şaka beyanı” söz konusu olur. Bu tür beyanlar kural olarak bağlayıcı değildir. Fakat beyanın niteliğine ve yapılış şekline göre karşı tarafça ciddiye alınması mümkün olan beyanlar bağlayıcıdır. Bir kimse beyan ettiği şeyi istemiyorsa, örneğin kefil olduğunu veya otomobil satın aldığını beyan ettiği halde, içinden arzu etmiyorsa “zihni
kayıt”tan söz edilir. Bu tür beyanlar geçerli olup beyanda bulunan şahsı bağlar.

İki tarafın isteğiyle yaratılan uygunsuzluk ise, muvazaa (danışıklılık) halidir.

- Muvazaa (Danışıklılık)
Muvazaa (danışıklılık), tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacıyla gerçek iradelerine uymayan bir işlem yapmaları ve görünürdeki bu işlemin kendilerini bağlamayacağı konusunda anlaşmalarıdır.

Taraflar bazen bu görünürdeki işlemin altında, gerçek iradelerin uyan başka bir işlemi de gizleyebilirler. Bu nedenle, iki çeşit muvazaa halinden söz edilmektedir:
Birincisi, tarafların gerçek iradelerine uymayan bir işlem yapmaları ve görünürdeki bu işlemin kendilerini bağlamayacağı konusunda anlaşmalarını ifade eden mutlak (adi) muvazaa halidir.
Örnek: A, icra takibinden kurtulmak için mallarını muvazaalı olarak B’ye devretmiş, fakat bu devrin hukuki bir sonucu olmadığı hususunda taraflar anlaşmıştır.

İkincisi ise, tarafların gerçek iradelerine uyan işlemi bir görünürdeki işlem altında gizledikleri nisbi (mevsuf, katmerli) muvazaa halidir. Böylece nisbi muvazaa halinde, mutlak muvazaadan farklı olarak, görünürdeki işlemin altında gizlenmiş bir de gizli işlem mevcuttur. Ancak her iki muvazaa halinde de taraflar arasında, görünürdeki işlemin hüküm taşımayacağı konusunda bir muvazaa anlaşması vardır:
Örnek: Taraflar aslında bir bağışlama sözleşmesi yaptıkları halde, mirasçıların ileride hak talep etmelerine engel olmak amacıyla, dış görünüşte satış sözleşmesi yapmışlardır. Bu örnekte Görünürdeki işlem satım sözleşmesi, gizli işlem ise bağışlama sözleşmesidir.

Muvazaa durumunda (ister mutlak, ister nisbi olsun), tarafların gerçek iradesine uymayan görünürdeki işlem batıldır (kesin hükümsüzdür). Buna karşılık nisbi muvazaada gizli işlem, tarafların gerçek iradelerini yansıttığı için, yasanın aradığı diğer geçerlilik şartlarını (şekil şartı vs.) sağlamış olmak kaydıyla geçerlidir

Muvazaalı işlemin butlanını, taraflardan her biri ve hukuki yararı bulunan üçüncü şahıslar ileri sürebilir. Yargıç, muvazaayı kendiliğinden dikkate alır. Üçüncü şahıslar, muvazaa iddiasını tanıkla da ispatlayabilirler.

- İrade sakatlığı halleri (hata, hile, korkutma)




a) Hata:
Sözleşmenin taraflarından birisinin yanılarak, gerçek iradesine uymayan bir beyanda bulunmasıdır. Ancak esaslı hatalar, hataya düşene sözleşmeyi iptal hakkı verir (m.23). Bu nedenle esaslı hata, sözleşmeyi iptal hakkı veren hata olarak tanımlanabilir. Hata, ne zaman esaslı sayılacaktır? BK, bazı geleneksel beyan hatası hallerini, başlıca esaslı hata halleri olarak dikkate almıştır. Bunlar, sözleşmenin niteliğinde hata/konusunda hata / şahısta hata / ve miktarda hata (esaslı miktar hatası) halleridir (m. 24 b. 1, 2 ve 3). Ancak esaslı hata, bu sayılan durumlar dışında kalan beyan hatası hallerinde ve saik hatası hallerinde de söz konusu olabilir. Bu durumda hatanın esaslı sayılabilmesi için hem objektif hem de subjektif koşulun (unsurun) gerçekleşmesi gerekir. Yani üzerinde hataya düşülen nokta, ticari doğruluk ilkelerine (MK m. 2) göre bu sözleşme için objektif açıdan esaslı (vazgeçilmez) olmalıdır ve bizzat hataya düşen tarafın da subjektif açıdan bu noktada hataya düşmeseydi sözleşmeyi yapmayacağı kabul edilebilmelidir (BK m. 24 b.4). Her iki koşul (unsur) da gerçekleşmişse, hata esaslıdır ve iptal hakkı verir. Saik hatası, kişinin beyanda bulunurken yaptığı değerlendirmeler ve tahminlerde yanılmasını ifade eder. Saikte hata hallerinde de yukarıdaki iki koşul sağlanmışsa, hataya düşen sözleşmeyi iptal edebilir. Buna karşılık adi
hesap yanlışlığı esaslı hata sayılmaz, düzeltilmekte yetinilir (m. 24, son fıkra).

b) Hile:
Bu durumda ise, sözleşmenin taraflarından biri, karşı tarafın hilesi sonucu yanılmıştır (yanıltılmıştır). BK m.28/I’e göre, karşı tarafın hilesi sonucu yanıltılan tarafın yanılması (hatası) esaslı olması bile, yanıltılan kişi sözleşmeyi iptal edebilir.

c) Tehdit (Korkutma, İkrah):
Taraflardan biri yapmak istemediği bir sözleşmeyi, kendisine veya yakınlarından birine ağır ve derhal meydana gelecek bir zarar verileceği tehditi altında yapmışsa, korkutma hali söz konusudur. Korkutulan taraf, korkutma fiilini üçüncü bir kişi işlemiş olsa bile sözleşmeyi iptal edebilir (BK m. 29).
Hata, hile ve korkutma hallerinde yapılan sözleşme, iptal edilebilir (feshedilebilir) bir sözleşmedir. Burada, tek taraflı bağlamazlıktan da söz edilmektedir.

LİNKEDİN
http://www.linkedin.com/profile/edit?trk...b_pro_top]

Zaman kimseyi beklemez...
18-01-2012 01:30 AM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
« Önceki | Sonraki »
Cevapla 



Forum'a Git: