Her daim birlik ve beraberlik içinde, huzur ve sevgi dolu bayramlar geçirmek ümidiyle, üyelerimizin ve tüm islam aleminin Kurban Bayramını en içten dileklerimizle kutlarız.
  • Menü
  • Hoşgeldin Misafir ! (GirişÜye Olun)

    İzale-İ Şüyu Yoluyla İktisap Edilen Gayrimenkullerin Satışında Özellik Arz Eden Du
    Konuyu Açan Kişi: hust59®
    Cevap Sayısı: 0
    Görüntülenme Sayısı: 294

    Cevapla 
     
    Değerlendir:
    • 0 Oy - 0 Yüzde
    • 1
    • 2
    • 3
    • 4
    • 5
    İzale-İ Şüyu Yoluyla İktisap Edilen Gayrimenkullerin Satışında Özellik Arz Eden Du
    Yazar Mesaj
    hust59®
    İmtiyaz Sahibi
    *******
    Mesajlar: 5,513
    Tarih: Jul 2007
    Üye no: 4
    Nerden: İstanbul / Bolu
    Rep Puanı: 26
    Mesaj: #1
    İzale-İ Şüyu Yoluyla İktisap Edilen Gayrimenkullerin Satışında Özellik Arz Eden Du
    Kaynak : Kenan AKBULUT

    Tarih : 01.07.2017

    Konu : İzale-İ Şüyu Yoluyla İktisap Edilen Gayrimenkullerin Satışında Özellik

    Arz Eden Durumlar
    1. Giriş
    İzale-i şüyu, ortaklığın giderilmesi amacıyla açılan dava anlamına gelmektedir. Bir başka ifadeyle, herhangi bir malın kendisinin veya satılarak bedelinin paylaştırılması suretiyle, bu mal üzerindeki ortaklığın (paydaşlığın) giderilmesine izale-i şüyu davası denir. Bu davada amaç ortaklar arasındaki anlaşmazlığa çözüm bulmaktır. Son dönemlerde özellikle varislere miras kalan taşınmazların paylaşımında yahut değerlendirilmesinde yaşanan sorunların çoğalması izale-i şüyu ifadesini sıklıkla duymamıza neden olmuştur. Bu saikten yola çıkarak kaleme alınan makalemiz içerisinde bu dava türünün ne anlam ifade ettiği ve dava sonucunda iktisap edilen gayrimenkullerin satılması gündeme geldiğinde yürürlükteki mevzuat kapsamında yapılması gerekenler üzerinde durulacaktır.
    2. İzale-i Şüyu Davası
    Taşınmaz üzerinde hak sahibi olan malikler arasında anlaşmazlıkların çıkmasını engellemek için oluşturulan davaya izale-i şüyu davası denir. İzale gidermek anlamına gelir. Şüyu ise ortaklık anlamındadır. Bu, genellikle arsa, daire gibi mülklerde yaşanan sorunların ortadan kaldırılması için açılan davalara verilen isimdir. Örneğin bir dairenin sahibi, maliki ve hissedarı 3 kişi olduğunu düşünelim. Bu 3 kişinin bu daireyi birlikte değerlendirme imkânı yoksa aralarındaki anlaşmazlığı gidermek için bu dava açılır.
    İzale-i şüyu davasını paydaş veya paydaşlar açar. Bir taşınmaz malda, mülkiyet hissesi olmayıp intifa hakkı bulunan şahsın ortaklığın giderilmesi davası açması mümkün değildir. İştirak halindeki mallarda tasfiye memurunun dava açma hakkı vardır. Müşterek mülkiyette, borçlu paydaşın payı belli olduğundan, alacaklının bu payı müstakil olarak haczettirip satması mümkün olduğundan izale-i şüyu davasını açmaya gerek yoktur.
    6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Sulh Hukuk Mahkemeleri’nin görevini açıklayan 4. maddesi’nin (b) bendinde taşınır ve taşınmaz mal veya hakkın paylaştırılması ve ortaklığın giderilmesi davalarına Sulh Hukuk Mahkemeleri’nin bakacağı ifade edilmiştir. Söz konusu kanunun (12. Maddesi’nde “taşınmaz üzerindeki ayni hakka ilişkin veya ayni hak üzerinde değişikliğe yol açabilecek davalar ile taşınmazın zilyetliğine yahut alıkoyma hakkına ilişkin davalarda, taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinin kesin yetkili olduğu” belirtilmiştir.
    İzale-i şüyu davasını Medeni Kanun düzenler. Medeni Kanun’da 699. madde esas alınır. Bu dava sonucunda paylar paydaşlara da satılabilir. Paydaşlara satılabilmesi için tüm ortakların onay vermesi gerekir. Taşınmaz malın paydaşları tapu sicil müdürlüğü tarafından tespit edilir. Buradaki kayıtlarda hak sahipleri belirlenir.
    Söz konusu dava türüne bir mahkeme kararı ile örnek verilebilir. Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin 2003/952 esas, 2003/2378 sayılı kararında, ortaklığın satış yolu ile giderilmesi istenilmiştir. Söz konusu karar sonucu verilen hükme göre;
    Satış yolu ile ortaklığın giderilmesi istenilen taşınmaz üzerinde bina vs. gibi muhdesat varsa bunlar Medeni Kanun’un 619. maddesi uyarınca arzın mütemmim cüzü (tamamlayıcı parçası) sayıldığından arzla birlikte satışına karar verilecektir. Bunların bir kısım paydaşa aidiyetine ilişkin tapuda şerh varsa veya bu konuda tüm paydaşlar ittifak ediyorsa o takdirde değerlere göre oran kurulması ve satış parasının bu oran esas alınarak dağıtılması gerekecektir. Oran kurulurken muhdesatın ve arzın dava tarihi itibariyle ayrı ayrı değerleri tespit edilecek ve bu değerler toplanarak taşınmazın tüm değeri saptanacak, bulunan değer, muhdesat ve arzın değerine ayrı ayrı oranlanarak yüzde itibariyle ne kadarının muhdesata, ne kadarının arza isabet ettiği belirlenecektir. Satış bedelinin dağıtımında bulunan bu yüzde oranlar gözönünde tutularak muhdesata isabet eden kısmın sadece muhdesat sahibine veya payları oranında sahiplerine, arza düşen kısım da yine payları oranında tüm paydaşlara verilecektir. Muhdesatın bir kısım paydaşlara aidiyetine ilişkin tapuda şerh yoksa veya bu hususta paydaşların ittifakı söz konusu değilse, sorunun mahkemede çözülmesi icap edeceğinden bunun için iddia sahiplerine süre verilerek sonucu beklenmesi uygun olacaktır.
    Somut olayda, davalı yargılamanın çeşitli aşamalarında binanın 1,5-2 katının kendisi tarafından yapıldığını savunduğuna göre, mahkemece bu konuda tarafların ittifakını araması, savunma taraflarca kabul görmediği takdirde davalıya süre verilerek, bağımsız bölümün yapıldığına dair delillerin toplanması ve yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda dağıtılacak paylara uygulanacak oranların belirlemesi ve buna göre karar verilmesi gerekir.
    Bu hususlar dikkate alınmadan, taşınmazın üzerindeki yapı ile birlikte satışı sonunda elde edilecek bedelin paylar oranında dağıtımına karar verilmiş olması da usul ve yasaya aykırıdır. Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK’nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 27.3.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.
    3. İzale-i Şüyu Yoluyla İktisap Edilen Gayrimenkullerin Satışı
    193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun 37'nci maddesinde, her türlü ticari ve sınai faaliyetten doğan kazançların ticari kazanç olduğu, aynı maddenin dördüncü bendinde de gayrimenkullerin alım, satım ve inşa işleriyle devamlı olarak uğraşanların bu işlerinden elde ettiği kazançların da ticari kazanç sayılacağı hüküm altına alınmıştır.
    Ticari faaliyet emek ve sermaye organizasyonuna dayanmakta olup, kazanç sağlama niyet ve kastının bulunup bulunmaması böyle bir organizasyon tarafından icra edilen faaliyetin ticari faaliyet olma niteliğine etki etmemektedir. Ancak, bir faaliyetin ticari faaliyet sayılabilmesi için kazanç sağlama niyet ve kastı gerekmemekle birlikte, faaliyeti icra eden organizasyonun bütün unsurlarıyla birlikte değerlendirildiğinde kazanç sağlama potansiyeline sahip olması, şahsi ihtiyaç kapsam ve sınırlarını aşması gerekmektedir.
    Gayrimenkul alım satımı ticari bir organizasyon içinde yapıldığında alım satımın ticari faaliyetin bir unsuru sayılması, ancak ticari organizasyonun şekli ve maddi unsurları ile açıkça belli olmadığı hallerde ise faaliyetin devamlılık kasıt ve niyeti ile yapıldığını belirleyen objektif ölçü olarak, muamelede çokluk olup olmadığına bakılması gerekmektedir.
    Devamlılık unsuru, bir hesap dönemi içinde aynı veya ayrı faaliyet alanlarında ticari mahiyet arz eden işlemlerin birden fazla yapılmasını ifade etmektedir. Aynı hesap döneminde tek işlem nedeniyle ticari faaliyetin devamlılık unsurunun oluştuğunu kabul etmek mümkün olmamakla birlikte, faaliyetin organizasyon gerektirmesi veya amacının ticari olması durumunda devamlılık unsurunun varlığı kabul edilir.
    Ticari organizasyon, sermaye tahsisi, işyeri açılması, personel istihdamı, ticaret siciline kaydolmak gibi unsur ve şartlardan tümü veya bir kısmı yerine getirilmek suretiyle belirli şekilde kurulmuş olacaktır. Bu takdirde bu organizasyon içinde bir takvim yılında veya iki veya üç yılda tek bir işlem yapılmış olsa dahi, ticari faaliyetin varlığı kabul edilecektir.
    Diğer taraftan, Gelir Vergisi Kanunu'nun "Değer Artışı Kazançları" başlıklı mükerrer 80'inci maddesinde;
    "Aşağıda yazılı mal ve hakların elden çıkarılmasından doğan kazançlar değer artışı kazançlarıdır...
    6. İktisap şekli ne olursa olsun (i-vazsız olarak iktisap edilenler hariç) 70'inci maddenin birinci fıkrasının (1), (2), (4) ve (7) numaralı bentlerinde yazılı mal (gerçek usulde vergiye tâbi çiftçilerin ziraî istihsalde kullandıkları gayrimenkuller dahil) ve hakların, iktisap tarihinden başlayarak beş yıl içinde elden çıkarılmasından doğan kazançlar (Kooperatiflerin ortaklarına bu sıfatları dolayısıyla tahsis ettikleri gayrimenkulleri tahsis tarihinde ortak tarafından satın alınmış sayılır.).
    Bu maddede geçen "elden çıkarma" deyimi, yukarıda yazılı mal ve hakların satılması, bir ivaz karşılığında devir ve temliki, trampa edilmesi, takası, kamulaştırılması, devletleştirilmesi, ticaret şirketlerine sermaye olarak konulmasını ifade eder.
    Bir takvim yılında elde edilen değer artışı kazancının, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının elden çıkarılmasından sağlananlar hariç, 6.000 TL (2017 takvim yılı için 11.000 TL) Yeni Türk Lirası gelir vergisinden müstesnadır." hükmü yer almaktadır.
    Gayrimenkul ve benzeri kıymetlerin elden çıkarılmasından doğan kazancın değer artışı kazancı olarak vergilendirilmesi için ilgili mal ve hakların arızi olarak iktisap ve elden çıkarılmaları gerekmekte olup, iktisabın ivazsız olarak yapılması halinde değer artışı kazancından bahsetmek mümkün olmayacaktır.
    Bu çerçevede, izale-i şüyu davası neticesinde ihale yoluyla satın alınan gayrimenkullerin ivazsız olarak intikal ettiğinden bahsetmek mümkün olmayıp, söz konusu arsaların beş yıl içerisinde elden çıkarılmasından doğan kazançların değer artışı kazancı olarak vergilendirilmesi gerekmektedir.
    Öte yandan, bahse konu arsaların satışının ticari bir organizasyon içerisinde yürütülmesi veya bu tür bir organizasyon içinde yürütülmemekle beraber;
    a. Aynı kişiye farklı tarihlerde,
    b.Farklı kişi ve tüzel kişilere aynı tarihte,
    c. Değişik kişi ve tüzel kişilere, değişik tarihlerde veya birbirini izleyen yıllarda,
    d. Bir kısmının teslim alındığı takvim yılı içinde toplu olarak diğer kısmının ise takip eden takvim yılı içinde satılması,
    Durumunda ise yapılan satışlar devamlı olarak gayrimenkul alım satım işiyle uğraşıldığına karine teşkil edeceğinden, elde edilen kazancın Gelir Vergisi Kanunu'nun 37'nci maddesi çerçevesinde ticari kazanç olarak vergilendirilmesi gerekmektedir.
    Diğer taraftan, izale-i şüyu ile iktisap edilen ve birden fazla ortağı bulunan taşınmazların satışı nedeniyle elde edilecek kazancın Gelir Vergisi Kanunu'nun 37'nci maddesine göre ticari kazanç veya aynı Kanunun mükerrer 80'nci maddesine göre değer artışı kazancı olarak vergilendirilmesinde her bir ortağın durumunun hisseleri oranında ayrı ayrı değerlendirileceği tabiidir.
    4. Sonuç
    Taşınmaz üzerinde hak sahibi olan malikler arasında anlaşmazlıkların çıkmasını engellemek için oluşturulan davaya izale-i şüyu davası denir. İzale-i şüyu genellikle arsa, daire gibi mülklerde yaşanan sorunların ortadan kaldırılması için açılan davalara verilen isimdir. Bir taşınmaz malda, mülkiyet hissesi olmayıp intifa hakkı bulunan şahsın ortaklığın giderilmesi davası açması mümkün değildir. İştirak halindeki mallarda tasfiye memurunun dava açma hakkı vardır. Müşterek mülkiyette, borçlu paydaşın payı belli olduğundan, alacaklının bu payı müstakil olarak haczettirip satması mümkün olduğundan izale-i şüyu davasını açmaya gerek yoktur.
    İzale-i şüyu davası neticesinde ihale yoluyla satın alınan gayrimenkullerin ivazsız olarak intikal ettiğinden bahsetmek mümkün olmayıp, söz konusu arsaların beş yıl içerisinde elden çıkarılmasından doğan kazançların değer artışı kazancı olarak vergilendirilmesi gerekmektedir. Ayrıca izale-i şüyu ile iktisap edilen ve birden fazla ortağı bulunan taşınmazların satışı nedeniyle elde edilecek kazancın Gelir Vergisi Kanunu'nun 37'nci maddesine göre ticari kazanç veya aynı Kanunun mükerrer 80'nci maddesine göre değer artışı kazancı olarak vergilendirilmesinde her bir ortağın durumunun hisseleri oranında ayrı ayrı değerlendirileceği tabiidir.

    Hüseyin ÜST
    S.M.M.M.
    14-08-2017 12:53 PM
    Web Sayfasını Ziyeret Edin Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
    « Önceki | Sonraki »
    Cevapla 



    Forum'a Git: