Hoşgeldin Misafir ! (GirişÜye Olun)

ŞÜPHELİ VE DEĞERSİZ ALACAKLARIN DURUMU
Konuyu Açan Kişi: Feride
Cevap Sayısı: 0
Görüntülenme Sayısı: 1284

Cevapla 
 
Değerlendir:
  • 0 Oy - 0 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
ŞÜPHELİ VE DEĞERSİZ ALACAKLARIN DURUMU
Yazar Mesaj
Feride
Müdavim Üye
******
Mesajlar: 3,442
Tarih: Jul 2007
Üye no: 13
Nerden: İZMİR
Rep Puanı: 16
Mesaj: #1
Exclamation ŞÜPHELİ VE DEĞERSİZ ALACAKLARIN DURUMU
ŞÜPHELİ VE DEĞERSİZ ALACAKLARIN DURUMU



Ekonomik faaliyetlerin doğal bir sonucu olarak ortaya çıkan ve işletmenin alışları sırasında ödediği, işletme alacaklarının bir unsurunu teşkil eden ve doğrudan doğruya mal (veya hizmet) tesliminden (veya ifasından) kaynaklanan bir alacaktır.Ticari Haytta Teslim edilen mal veya hizmetin bedeli çeşitli yollar ile tahsil edilebilmekte ise de Ticari Hayatın neler getireceği her zaman için önceden kestirilemez.Kimi alacaklar alınamaz ve akabinde kimi fimaları çok zor durumlara ; hatta iflasa kadar sürüklemektedir.Devlet açısından da olaya baktığızmızda devlet satış anında firmaların mükellef sıfatıyla görevelerini yapmasını ister(irsaliye,fatura...vs) tabi bu onun en doğal hakkı çünki kamu hizmetinin en büyük finansman kaynağı vergiler olsa gerek,buraya kadar her şey normal devlet sonuçta ver bakalım benim vergimi diyecek mi ? evet diyecek. Mükellef açısından mal ve hzmet karşılığı parasını tahsil edebiliyorsa mükellef açısından da herhangi bir sorundan da söz edilebilir mi ? tabi edilemez ama bir de parasını alamaz ise o zaman vay mükellefin haline! tamam yasada alacağınızı tahsil edemezseniz bu tutarı şüpheli alacaklar hesabına atıp karşılık ayırabilirsiniz denmektedir.Tamam iyi güzel de bu duruma düşen firmalar bu satış için katlanmış olduğu hammadde,ticari mal ve diğer maliyetlerin finansman kaynağı banka kanalı ile temin etmiş ise acaba nasıl dayancak firmalar bu duruma ve akabinde sürekli bankalar faiz üstüne faiz ödemesi firmaları terletmeyecek mi? Bu tür firmalar bir anlamda bankanın tekelinde ki gizli çalışanı olmaktadır.Zaten bankalarda bu tür müşterileri daha çok sever neden mi çünki bankalara daha çok para kazandırır da ondan ! .Sonuç ne olur nasıl olur bilinmez ama tablo ortada ..Tabi







Şuphelı hale dusen alacaklara ıhtıyatlılık ılkesı geregınce karsılık ayrılmalıdır Şüpheli alacaklar karşılığı, alacağın şüpheli hale geldiği dönemlerde ayrılır. Şüpheli duruma geldiği dönemde karşılık ayrılmayan alacaklar için sonraki dönemlerde karşılık ayrılamaz İşletme şüpheli duruma düşen senetli ve senetsiz alacakları için karşılık ayırarak gider yazabilir.ancak karşılık ayırarak zarar yazacağı tutarın vergi matrahından düşülebilmesi için 213 sayılı VUK’nun 323. maddesinde yer alan hükümlere uyulması gerekir.



Ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olmak şartıyla;



1. Dava veya icra safhasında bulunan alacaklar;

2. Yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenilmesine rağmen borçlu tarafından ödenmemiş bulunan dava ve icra takibine değmeyecek derecede küçük alacaklar;Şüpheli alacak sayılır Ve değerleme gününün tasarruf değerine göre pasifte karşılık ayrılabilir. Bu karşılığın hangi alacaklara ait olduğu karşılık hesabında gösterilir. Teminatlı alacaklarda bu karşılık teminattan geri kalan miktarainhisar eder. Şüpheli alacakların sonradan tahsil edilen miktarları tahsil edildikleri dönemde kâr-zarar hesabına intikal ettirilir.







Örnek

İşletme, 10.01.2008 tarihinde ödenmesi gereken 200.000.00.-Tl tutarlı senetsiz alacağı iki kez yazı ile istemesine rağmen tahsil edememiştir. İşletme bu alacağın tamamı için Ticaret Mahkemesinde Dava Açmıştır



Şüpheli Alacağın

------------------------------- / ------------------------

128.ŞÜPHELİ TİCARİ ALACAKLAR 200.000,00



120.ALICILAR 200.000,00 -------------------------------- / --------------------------------

Karşılık Ayrılması

-------------------------------- / --------------------------------

654.KARŞILIK GİDERLERİ 200.000,00





129.ŞÜPHELİ TİCARİ

ALACAKLAR KARŞILIĞI 200.000,00

-------------------------------- / --------------------------------

Alacağın Kısmen Tahsili

-------------------------------- / --------------------------------

100.KASA 100.000,00





128.ŞÜPHELİ TİCARİ

ALACAKLAR 100.000,00

-------------------------------- / -------------------------------

129.ŞÜPHELİ TİCARİ ALACAKLAR

KARŞILIĞI 100.000,00





644.KONUSU KALMAYAN

KARŞILIKLAR 100.000,00

-------------------------------- / --------------------------------

Şüpheli alacağın tahsilinin olanaksız olduğu kesinleştiği durumda ise 129.ŞÜPHELİ TİCARİ ALACAKLAR KARŞILIĞI” hesabına borç, “128.ŞÜPHELİ TİCARİ ALACAKLAR” hesabına ise alacak kaydedilir.

Örnekte belirtilen alacağın kalan yarısının tahsilinin olanaksız hale geldiği saptanmıştır.

Tahsilin imkansız hale gelmesi

------------------------------- / --------------------------------

129.ŞÜPHELİ TİCARİ ALACAKLAR

KARŞILIĞI 100.000.000





128.ŞÜPHELİ TİCARİ

ALACAKLAR 100.000.000

-------------------------------- / --------------------------------



Dönem sonunda gelir tablosu hesapları olan “654. KARŞILIK GİDERLERİ” hesabının borç bakiyesi ile “644. KONUSU KALMAYAN KARŞILIKLAR” hesabının alacak bakiyesi “690. DÖNEM KARI veya ZARARI” hesabına aktarılarak bu hesaplar kapatılır.



Dönemsonu kayıtları

-------------------------------- / --------------------------------

690.DÖNEM KARI veya ZARARI 200.000,00



654.KARŞILIK GİDERLERİ 200.000,00

-------------------------------- / --------------------------------

644.KONUSU KALMAYAN

KARŞILIKLAR 100.000,00



690.DÖNEM KARI veya ZARARI 100.000,00

-------------------------------- / --------------------------------



DANIŞTAY VERGİ DAVA DAİRELERİ GENEL KURULU E. 1999/102



T.C.

DANIŞTAY

VERGİ DAVA DAİRELERİ GENEL KURULU

E. 1999/102

K. 1999/480

T. 12.11.1999



o ŞÜPHELİ ALACAKLAR KARŞILIĞI AYRILMA ZAMANI (Alacağın Şüpheli Hale Geldiği Yılda Ayrılması Gerektiği - Şüpheli Hale Gelen Yılda Ayrılmayan Karşılığın Daha Sonraki Yıllarda Ayrılamayacağı - Dönemsellik İlkesine Aykırılık Olacağı)

o RE'SEN VE İDARECE VERGİ TARHI (Mahsup Dönemi Geçen Geçici Vergi Aslının Terkin Olacağı - Geçici Vergiye Ait Gecikme Faizinin ve Kusur Cezasının Aranılacağı)

o DÖNEMSELLİK İLKESİ (Şüpheli Alacak Karşılığının Ayrılma Dönemi - Alacağın Şüpheli Hale Geldiği Dönemde Karşılık Ayrılabileceği - İzleyen Yıllarda Karşılık Ayrılmasının Dönemsellik İlkesine Aykırı Düşeceği)

Özet : Şüpheli hale geldiği yılda karşılık ayrılmayan alacak için izleyen yıllarda karşılık ayrılamayacaktır.

İstemin Özeti: 1993 takvim yılında icra takibi yapılmasına karşın tahsil edilemeyen alacak için 1994 takvim yılında karşılık ayırması eleştirilen kurum adına ayrılan karşılık matraha alınarak ikmalen kaçakçılık cezalı kurumlar vergisi ve geçici vergi salınmıştır.

Tarhiyata karşı açılan davayı inceleyen Kocaeli 2. Vergi Mahkemesi, 6.6.1996 günlü ve E: 1995/524, K: 1996/325 sayılı kararıyla; 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 323 üncü maddesinin, alacağın şüpheli hale geldiği tarihte karşılık ayrılmasını zorunlu kılmadığı, alacağın, maddede gösterilen niteliklere sahip olup olmadığının önemi bulunmadığı, dönemin değişmesiyle alacağın şüpheli olma niteliğini kaybettiği kabul edilemeyeceği gibi alacağın şüpheli hale geldi dönemin geçirilmesi halinde yeni değerleme günlerinde de tasarruf değerini muhafaza edecek olan alacak için karşılık ayırma imkanın kalkacağının kabulü halinde kanunda öngörülmeyen bir nedenle kanunla tanınan bir hakkın bertaraf edilmesi sonucu doğacağı, alacağın icra takibine konu edildiği tartışmasız olduğuna göre şüpheli hale geldiği dönemde karşılık ayrılmamış olması nedeniyle müteakip dönemin değerleme gününün tasarruf değerine göre şüpheli alacak kaydında isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle tarhiyatın kaldırılmasına karar vermiştir.

Vergi idaresinin temyiz istemini inceleyen Danıştay Üçüncü Dairesi, 17.9.1997 günlü ve E: 1996/5260, K: 1997/2930 sayılı kararıyla; 213 sayılı Yasanın 174 ve 323 üncü maddeleri uyarınca, yükümlülerin diledikleri yılda şüpheli alacak karşılığı ayırmayacakları, alacağın şüpheli hale geldiği yılda karşılık ayırabilecekleri ya da alacağın değersiz hale geldiği yılda zarara atabilecekleri, zira şüpheli alacak karşılığı ayırma zamanının yükümlülerin ihtiyarına bırakılmasının, onları en çok kar sağladıkları yılda şüpheli alacak karşılığı ayırıp yoluna iteceği, bunun ise yasa yapıcının amacına aykırı düşeceği gerekçesiyle, mahkeme kararını bozmuştur.

Bozma kararına uymayan Kocaeli 2. Vergi Mahkemesi, 29.1.1999 günlü ve E: 1998/233, K: 1999/33 sayılı kararıyla ilk kararında direnmiştir.

Direnme kararı vergi idaresince temyiz edilmiş ve inceleme raporuna dayanılarak salınan cezalı vergide yasaya aykırılık bulunmadığı ileri sürülerek kararın bozulması istenmiştir.

Savunmanın Özeti: İstemin reddi gerektiği yolundadır.

Danıştay Tetkik Hakimi Ali ALPAN'ın Düşüncesi:

213 sayılı Vergi Usul Kanununun 323 üncü maddesinde şüpheli alacaklarla ilgili düzenlemeye yer verilmiş, şüpheli alacaklar için değerleme gününün tasarruf değerine göre pasifte karşılık ayrılabileceği kurala bağlanmıştır.

Şüpheli alacaklar için ancak şüpheli hale geldikleri hesap döneminde karşılık ayrılabilecektir.

1993 takvim yılında şüpheli hale gelen alacak için 1994 yılında karşılık ayrılması Yasanın amacına aykırılık oluşturacağı gibi, gelir ve giderlerin hesap dönemi itibarıyla kayıtlara intikalini öngören 213 sayılı Yasanın 174 üncü maddesine de aykırı düşecektir.

Ancak, olaya kaçakçılık cezası yerine kusur cezası uygulanması gerekmektedir.

Geçici vergi aslının, mahsup döneminin geçmiş olması nedeniyle, kaldırılması yasal gereklilik olup, cezanın kusura dönüştürülmesi gereklidir.

Bu nedenle, temyiz isteminin kabulüyle ısrar kararının bozulması gerektiği düşünülmüştür.

Danıştay Savcısı Ahmet ALAYBEYOĞLU'nun Düşüncesi:

1993 yılında şüpheli hale gelen alacak için 1994 yılında karşılık ayrılmasının kanuna uygun olmadığından bahisle düzenlenen inceleme raporuna göre davacı kurum adına yapılan tarhiyatın kaldırılmasına ilişkin Kocaeli Vergi Mahkemesinin ısrar kararı temyiz edilmektedir.

213 sayılı Vergi Usul Kanununun 323 üncü maddesine göre şüpheli hale geldiği kabul edilen alacak için karşılık ayrılması, bir zorunluluk değil kullanılması mükelleflerin ihtiyarına bırakılmış bir haktır. Tanınan hakkın kanunda öngörülen zamanda kullanılmaması halinde müteakip yıllarda bu haktan yararlanılması söz konusu olamayacağından davacı kurum adına yapılan kurumlar vergisi tarhiyatında kanuna aykırılık bulunmamakta ve bu nedenle ısrar kararının bozulması gerekmektedir.

Ancak, Kurumlar Vergisi Kanununun Mükerrer 40 ncı maddesinin atıfta bulunduğu Gelir Vergisi Kanununun Mükerrer 120 nci maddesinde yer alan ve yıllık beyanname verme süresi geçtikten sonra ikmal en veya re'sen tarhedilen geçici vergi aslının aranmayacağı yolundaki hüküm karşısında geçici vergi aslının; fon payına ilişkin 3824 sayılı Kanuna göre de ikmalen ve re'sen tarhlarda fon payı hesaplanması mümkün olmadığından fon payı ve buna bağlı cezanın terkini gerekmekte olması nedeniyle temyize konu mahkeme kararında sonucu itibariyle bu yönlerden kanuna aykırılık görülmemiştir.

Bu nedenle, temyiz isteminin kurumlar vergisi tarhiyatı ve geçici vergi cezası yönünden kabulüyle mahkeme kararının bu yönden bozulması, geçici vergi aslı ve fon payı yönünden reddi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Vergi Dava Daireleri Genel Kurulunca, dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

1993 takvim yılında icra takibi yapılmasına karşın tahsil edilemeyen alacak için 1994 takvim yılında karşılık ayırması eleştirilen kurum adına ayrılan karşılık matraha alınmak suretiyle ikmalen salınan kaçakçılık cezalı kurumlar vergisi ve geçici vergiyi kaldıran vergi mahkemesi ısrar kararı vergi idaresince temyiz edilmiştir.

213 sayılı Vergi Usul Kanununun 174 üncü maddesinde, defterlerin hesap dönemi itibarıyla tutulacağı, hesap döneminin normal olarak takvim yılı olduğu, 323 üncü maddesinde, ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olmak şartıyla, dava veya icra safhasında bulunan alacaklar ile yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenmesine rağmen borçlu tarafından ödenmemiş bulunan dava ve icra takibine değmeyecek alacaklar şüpheli alacak sayılmış, bunlar için değerleme gününün tasarruf değerine göre pasifte karşılık ayrılabileceği kurala bağlanmıştır.

Ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idamesi ile ilgili alacaklardan şüpheli hale gelenler için hesap döneminin son günü olan değerleme gününün tasarruf değerine göre pasifte karşılık ayrılabilecektir. Maddedeki karşılık ayrılabilir şeklindeki ihtiyarı hüküm, seçimlik hakkının kullanılmaması halinde şüpheli alacağa ait verginin ilgili bulunduğu dönemde istenmesi sonucunu doğurur.

Yasa yapıcı öngördüğü düzenlemeyle icra takibi veya dava safhasında olmakla birlikte tahsil imkanı da bulunan alacak için karşılık ayırma imkanı sağladığına göre karşılığın, alacağın şüpheli hale geldiği dönemde ayrılması gereklidir.

Mükellefin şüpheli hale gelen alacak için ilgili dönemi izleyen yılda karşılık ayırması, 213 sayılı Yasanın 174 üncü maddesinde öngörülen dönemsellik ilkesine de aykırılık oluşturacaktır.

Gelir Vergisi Kanununun Mükerrer 120 nci maddesinin 1.1.1994 tarihinde yürürlükte olan 4 üncü fıkrasında, yapılan incelemeler sonucunda geçmiş dönemlere ait geçici verginin eksik beyan edildiğinin tespiti halinde, eksik beyan edilen bu kısım için resen veya ikmalen geçici vergi tarh edileceği, ancak yıllık beyanname verme süresi geçtikten sonra geçici vergi aslının aranmayacağı, bu vergiye gecikme faizi ve ceza uygulanacağı öngörüldüğünden 1994 takvim yılına ilişkin beyanname verme süresinin geçtiği ve mahsup imkanı kalmadığı göz önüne alınarak geçici vergi aslının aranmaması ancak, ceza hakkında yeniden karar verilmesi gerekmektedir.





Değersiz alacak uygulamasında kanaat getirici vesika

Maliye Bakanlığı Özelgesi
Tarih : 19.07.2004
Sayı : B.07.0.GEL.0.31/3185-97/034100
VUK Md. 324
DEĞERSİZ ALACAK UYGULAMASINDA KANAAT GETİRİCİ VESİKA


Şirketten alacaklı olanların alacağından feragat ettiğine dair alacaklı ve borçlu şirket tarafından karşılıklı imzalanacak Mutabakat, Protokol ve İbraname noter tarafından onaylanması halinde, anılan belge alacaklı açısından kanaat verici bir vesikaya göre tahsiline artık imkan kalmayan değersiz alacak haline gelecektir. Borçlu şirket açısından ise bu belgeye göre feragat edilen tutar vazgeçilen alacak olarak kabul edilecektir.

İlgide kayıtlı dilekçenizde, iflası 1 yıl ertelenen ve faaliyetleri üç kişilik kayyım heyetinin gözetim ve denetiminde bulunan Şirketinizin borçlarının yapılandırıldığı, bu yapılandırma sonucu alacaklıların bir kısım alacağından feragat etmek suretiyle geri kalan alacaklarını tahsil edecekleri, feragat edilen alacak için alacaklının feragat ettiğine dair Mutabakat, Protokol ve İbranamenin alacaklı ve borçlu şirket tarafından karşılıklı imzalandığı belirtilerek, alacaklıların feragat ettikleri tutarlar için karşılık ayırarak vergi matrahından mahsup edip edemeyecekleri ile şirketinizin alacaklı firmaların feragat ettiği tutarları nasıl muhasebeleştireceği hususunda Bakanlığımız görüşünün bildirilmesi istenilmektedir.

Bilindiği üzere, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 324. maddesinde “Konkordato veya sulh yoluyla alınmasından vazgeçilen alacaklar, borçlunun defterlerinde özel bir karşılık hesabına alınır. Bu hesabın muhteviyatı alacaktan vazgeçildiği yılın sonundan başlayarak üç yıl içinde zararla itfa edilmediği takdirde kar hesabına naklolunur.” hükmü yer almaktadır.

Anılan Kanun’un 322. maddesinde ise, kazai bir hükme veya kanaat verici bir vesikaya göre tahsiline artık imkan kalmayan alacakların değersiz alacak olduğu, değersiz alacakların, bu mahiyete girdikleri tarihte tasarruf değerlerini kaybedecekleri ve mukayyet kıymetleriyle zarara geçirilerek yok edilecekleri ile işletme hesabı esasına göre defter tutan mükelleflerin bu madde hükmüne giren değersiz alacaklarını gider kaydetmek suretiyle yok edecekleri hüküm altına alınmıştır.

Yukarıda yapılan açıklamalara göre, anılan şirketten alacaklı olanların alacağından feragat ettiğine dair alacaklı ve borçlu şirket tarafından karşılıklı imzalanacak Mutabakat, Protokol ve İbraname noter tarafından onaylanması halinde, anılan belge alacaklı açısından kanaat verici bir vesikaya göre tahsiline artık imkan kalmayan değersiz alacak haline gelecektir. Borçlu şirket açısından ise bu belgeye göre feragat edilen tutar vazgeçilen alacak olarak kabul edilecektir.

Öte yandan, tekdüzen muhasebe sisteminin uygulanmasına ilişkin açıklamalar, 26.12.1992 tarih ve 21447 mükerrer sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 1 Sıra No.lu Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliği ve daha sonra bu konuda yayımlanan diğer tebliğlerde yapılmış bulunmaktadır.

Dilekçenizde bahsedilen olayda, alacaklı ve borçlu firma tarafından imzalanan mutabakat, protokol ve ibranamenin noter tarafından onaylanması halinde, anılan belge alacaklı açısından Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre kanaat verici bir vesikaya göre tahsiline imkan kalmayan değersiz alacak haline geleceğinden vazgeçilen alacak miktarı alacaklı yönünden değersiz alacak olarak dikkate alınacak olup, alacaklının yapması gereken muhasebe kayıtları şu şekilde olacaktır.



İlgi dilekçenizde; şirketinizin 01/10/2004 tarihinde Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 38-39. maddeleri hükümlerine göre bölünmesi sonucunda kurulduğunu, bu bölünme ile ötedenberi………………………………... olarak İMKB’de aracılık faaliyetinde bulunan şirketin ünvanının …………………olarak değiştiğini, İMKB’de aracı kurum olarak faaliyete başladığınızı bölünen şirketin ünvanını ve faaliyet konusunu değiştirerek bu faaliyetine son vermesi ve İMKB’de aracılık faaliyetinin şirketiniz faaliyet konusuna alınması dolayısı ile ötedenberi menkul kıymet alım-satımında bulunan şirket müşterilerine ait cari hesapların da şirketinize devredilmesinin mevcut sermaye piyasası mevzuatına göre zorunlu hale geldiğini belirterek, şirketiniz tarafından taahhütlü mektupla talep edilen fakat ödenmeyen her bir müşteri itibarı ile 30-60 YTL arasında değişen toplam tutarı 1.161.541,54 YTL olan alacağınızın şüpheli alacak olarak muhasebeleştirilmesinin mümkün olup olmadığı hususu sorulmaktadır.



Bilindiği gibi 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 322. maddesinde “Değersiz Alacaklar”; 323. maddesinde de “Şüpheli Alacaklar” düzenlenmiştir. 322’nci maddede;



“ Kazai bir hükme veya kanaat getirici bir vesikaya göre tahsiline artık imkân kalmayan alacaklar değersiz alacaklardır.



Değersiz alacaklar, bu mahiyete girdikleri tarihte tasarruf değerlerini kaybederler ve mukayyet kıymetleriyle zarara geçirilerek yok edilirler…” hükmü yer almaktadır.



Şu halde, değersiz alacak, alacağın tahsil olanağının kalmaması, tahsili için yasalarda öngörülen tüm başvuru yollarının denenmiş bulunmasına karşın, hukuki başvuru yollarının tıkanması veya borçlunun borç ödemeyecek duruma düşmesi nedenleriyle alacağın tahsil edilememesi ve bundan böyle de tahsil edilemeyecek olmasıdır.



Maddede belirtilen “kazai hüküm”den kasıt, alacağın tahsil edilme imkanının tamamen ortadan kalktığını hükme bağlayan bir mahkeme kararının varlığıdır. Yine aynı maddede ifade edilen “kanaat verici bir belge”den söz edebilmek için ise, alacaktan açıkça vazgeçildiğini gösteren bir belgenin ya da tahsil imkansızlığını gösteren bir delilin varlığı şarttır. Vergi mevzuatımızda, kanaat verici belgelerin neler olduğu hususunda kesin bir hüküm olmamakla birlikte, gerek Danıştay’a intikal eden ihtilaflar sonucu verilen kararlarda gerekse Gelir İdaremizin uygulamalarında; alacaktan vazgeçildiğini gösteren ve inandırıcı olan anlaşmalar ve benzeri vesikalar (mektup, muhabere evrakı ve yazılı her türlü belge gibi), borçlunun kesin olarak yurt dışına çıkmış olduğunu gösteren belgeler, mahkemelerce borçlu hakkında verilmiş “Gaiplik Kararı” gibi belgelerin kanaat verici belge olarak kabul edildiği görülmektedir.



Buna göre, bir alacağın değersiz alacak olarak kabul edilebilmesi için mutlak surette alacağın tahsil imkansızlığını gösteren bir mahkeme kararına veya resmi bir belgeye dayanması gerekir. Bir alacağın uzun süre tahsil edilememiş olması, sadece bu gerekçe ile değersiz alacak olarak nitelendirilmesi için yeterli değildir.



Öte yandan, şüpheli alacak niteliğinde olan bir alacağın, değersiz alacak olarak kabul edilerek zarar yazılması mümkün değildir. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 2365 sayılı Kanunla değişik 323. maddesinde;



Ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olmak şartıyla;



1- ( 2455 sayılı kanunun 3’üncü maddesiyle değişen bent ) Dava veya icra safhasında bulunan alacaklar;

2- Yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenilmesine rağmen borçlu tarafından ödenmemiş bulunan dava ve icra takibine değmeyecek derecede küçük alacaklar;



şüpheli alacak sayılır.



Yukarıda yazılı şüpheli alacaklar için değerleme gününün tasarruf değerine göre pasifte karşılık ayrılabilir…” hükmü yer almaktadır.



Şu halde, şüpheli alacak, nitelik ve miktar itibariyle tahsili şüpheli duruma giren, fakat değersiz hale geldiği kesin olarak bilinemeyen, buna karşın kısmen tahsil olanağı kalmayan alacaklardır.



Buna göre, bir alacağın şüpheli alacak olarak kabul edilip karşılık ayrılabilmesi için Vergi Usul Kanunu’nun 323’üncü maddesinde sayılan şartların gerçekleşmiş olması gerekir.



Bir alacağın dava safhasında olduğunun kabulü için, mahkemece davaya başlanılmış olması ve alacaklının da davayı ciddiyetle takip etmesi gerekir. Diğer taraftan, bir alacağın icra safhasında sayılabilmesi için de, alacaklının başvurusu üzerine İcra Müdürlüğünce “ödeme” emrinin gönderilmiş ve bunun da borçlu tarafından tebellüğ edilmiş olması gerekir. Borçlu tarafından tebellüğ edilemeyen bir ödeme emrine istinaden, alacağın icra safhasında olduğunu kabul etmek mümkün değildir.



Vergi Usul Kanunu’nun 323/2’nci maddesinde bir alacağın şüpheli sayılarak karşılık ayrılabilmesinin bir diğer şartı belirtilmiştir. Bu bende göre karşılık ayrılabilmesi için, burada belirtilen iki şartın birlikte gerçekleşmesi gerekir. Diğer bir ifade ile, söz konusu alacağın hem yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenilmesine rağmen borçlu tarafından ödenmemiş olması hem de bu alacağın dava ve icra takibine değmeyecek ölçüde “küçük alacak” olması gerekir. Alacağın küçük alacak olmasından kasıt, dava veya icra için takipçilere verilecek dava veya icra masraflarının alacağın tutarından büyük olmasıdır. Ancak işletmenin alacakları tek tek küçük alacaklardan oluşuyorsa veya bu tür alacağın, toplam alacaklar içerisindeki payı yüksekse, bunların icra veya dava takibine değmeyeceğinden söz edilemez. Diğer bir ifadeyle, “küçüklük” itibariyle değerlemenin, hem tek tek alacaklar itibariyle hem de bu tür alacakların toplamı itibariyle yapılması gerekir.







ÖNDER ÖZSOY

info@onderozsoy.com

Feride Nihal Tunçsiper
03-03-2009 10:36 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
« Önceki | Sonraki »
Cevapla 



Forum'a Git: