Hoşgeldin Misafir ! (GirişÜye Olun)

VERGİ DAVALARI KARAR ÖRNEKLERİ
Konuyu Açan Kişi: g.bilge
Cevap Sayısı: 22
Görüntülenme Sayısı: 22150

Cevapla 
 
Değerlendir:
  • 1 Oy - 5 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
VERGİ DAVALARI KARAR ÖRNEKLERİ
Yazar Mesaj
g.bilge
ÜSTAD
******
Mesajlar: 2,569
Tarih: Sep 2007
Üye no: 243
Nerden: samsun
Rep Puanı: 48
Mesaj: #1
VERGİ DAVALARI KARAR ÖRNEKLERİ
Dairesi:VERGİ DAVA DAİRELERİ
Karar Yılı:2006
Karar No: 55
Esas Yılı:2005
Esas No: 327
Karar Tarihi:24/03/2006


KARAR METNİ
MÜKELLEFLERİN VERGİ LEVHALARINI 3568 SAYILI KANUNA GÖRE YETKİ ALMIŞ MESLEK MENSUPLARINA DA TASDİK ETTİREBİLECEKLERİNE DAİR 272 NO.LU VERGİ USUL KANUNU GENEL TEBLİĞİNDE VE SERBEST MALİ MÜŞAVİR OLAN DAVACININ VERGİ LEVHASINI TASDİK ETTİĞİ MÜKELLEFLERE İLİŞKİN LİSTEYİ VERGİ DAİRESİNE VERMEMESİ NEDENİYLE KESİLEN ÖZEL USULSÜZLÜK CEZASINDA YASAL DÜZENLEMEYE AYKIRILIK BULUNMADIĞI HK.<

Temyiz Eden : ?

Karşı Taraf : 1- Maliye Bakanlığı - ANKARA

2- Vergi Dairesi Müdürlüğü - UŞAK

İstemin Özeti : Mükelleflerin vergi levhalarını 3568 sayılı Kanuna göre yetki almış meslek mensuplarına da tasdik ettirebileceklerine dair 13.4.1999 günlü ve 23665 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 272 sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği'nin iptali ve serbest muhasebeci mali müşavir olan davacının, vergi levhasını tasdik ettiği mükelleflere ilişkin listeyi Vergi Dairesine vermemesi nedeniyle Vergi Usul Kanunu'nun mükerrer 355 nci maddesi uyarınca adına kesilen özel usulsüzlük cezasının kaldırılması istemiyle dava açılmıştır.

Danıştay Dördüncü Dairesi 22.9.2005 günlü ve E:2004/257, K:2005/1583 sayılı kararıyla; dava konusu Tebliğin 5 inci bölümünde kazancı basit usulde tespit edilen mükelleflerin vergi levhaları ile ilgili düzenlemenin yer aldığı, bu düzenleme davacının hak ve menfaatini ihlal eder nitelikte bulunmadığından, bu kısmın iptali isteminde davacının dava açma ehliyeti bulunmadığı, anılan Genel Tebliğin diğer bölümleri davacının hukukunu doğrudan etkileyecek düzenlemeler içerdiğinden, Maliye Bakanlığının söz konusu düzenlemenin idari dava konusu olabilecek nitelikte bir düzenleyici işlem olarak nitelendirilemeyeceği yolundaki savunmasının yerinde görülmediği, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun "vergilendirme" başlıklı Birinci Kitabının 5 inci maddesinde "vergi mahremiyetinin" düzenlendiği ve maddenin üçüncü fıkrasında, gelir vergisi mükellefleri (kazancı basit usulde tespit edilenler dahil) ile sermaye şirketlerinin her yıl Mayıs ayının son gününe kadar vergi tarhına esas olan kazanç tutarları ile bunlara isabet eden vergi miktarlarını gösteren levhayı merkezlerine, şubelerine, satış mağazalarına iş sahipleri ile mükellefler tarafından kolayca okunup görülecek şekilde asmak zorunda oldukları, ilan ve levhalara ilişkin diğer hususların Maliye Bakanlığınca belli edileceği belirtilmek suretiyle mükelleflere vergi levhası asma zorunluluğu getirildiği, aynı Kanunun mükerrer 257 nci maddesinin birinci fıkrasının 1 numaralı bendinde, Maliye Bakanlığının, mükellef ve meslek grupları itibarıyla muhasebe usul ve esaslarını tespit etmeye,bu Kanuna göre tutulmakta olan defter ve belgeler ile bunlara ilaveten tutulmasını veya düzenlenmesini uygun gördüğü defter ve belgelerin mahiyet, şekil ve ihtiva etmesi zorunlu bilgileri belirlemeye, bunlarda değişiklik yapmaya; bedeli karşılığında basıp dağıtmaya veya üçüncü kişilere bastırıp dağıtmaya veya dağıttırmaya, bunların kayıtlarını tutturmaya, bu defter ve belgelere tasdik, muhafaza ve ibraz zorunluluğu getirmeye veya kaldırmaya, bu Kanuna göre tutulacak defter ve düzenlenecek belgelerin tutulması ve düzenlenmesi zorunluluğunu kaldırmaya yetkili olduğu, maddenin üçüncü fıkrasında ise, Maliye Bakanlığının, birinci fıkrada yazılı belge ve tasdik işlemini; noterlere, kanunla kurulmuş mesleki kuruluşlara veya uygun göreceği diğer mercilere yaptırmaya, ticari kazançları basit usulde tespit edilen gelir vergisi mükelleflerine özel bir defter tutturmaya ve bu konulara ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye yetkili bulunduğunun belirtildiği, vergi levhası asma zorunluluğunun vergi sistemimize 2365 sayılı Kanunun 2 nci maddesiyle getirildiği, gerek Vergi Usul Kanununun 5 inci maddesinin üçüncü fıkrasında, gerekse aynı Kanunun mükerrer 257 inci maddesinde bu uygulamaya ilişkin usul ve esasları belirleme konusunda da Maliye Bakanlığının yetkili kılındığı, Maliye Bakanlığının da bu konuyla ilgili olarak çeşitli Genel Tebliğlerle düzenlemeler yaptığı, 142 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile vergi levhalarının tasdikinin mükelleflerin bağlı oldukları vergi dairelerince yapılmasının öngörüldüğü, dava konusu Genel Tebliğde ise, tasdik döneminin son günlerinde vergi dairelerinin iş yükünün artması ve mükellefler açısından gereksiz zaman kaybına yol açıldığı hususu dikkate alınarak, mükelleflerin dilerlerse vergi levhalarını 3568 sayılı Kanuna göre yetki almış ve defterlerini tutan veya beyannamelerini imzalayan ya da tasdik eden serbest muhasebeci, serbest muhasebeci mali müşavir veya yeminli mali müşavirlere de tasdik ettirebilmeleri olanağının sağlandığı, yukarıda açıklanan Kanun maddeleri gereği bu konuda Maliye Bakanlığının yetkili olduğunun tartışmasız olduğu, ayrıca, dava konusu düzenlemede mükelleflerin vergi levhalarını meslek mensuplarına tasdik ettirmeleri hususunda bir zorunluluk bulunmadığı, vergi levhaları eskiden olduğu gibi bağlı olunan vergi dairelerine tasdik ettirilebilecekleri, davacı, anılan düzenlemenin Vergi Usul Kanununun 5 inci maddesindeki vergi mahremiyeti ile ilgili düzenlemeye ve 3568 sayılı Serbest Muhasebecilik, Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu'nun 43 üncü maddesinde düzenlenen meslek sırlarının saklanmasına ilişkin yasağa aykırı olduğunu iddia etmekte ise de, vergi levhası asma zorunluluğunun, Vergi Usul Kanunu'nda öngörülen vergi mahremiyetinin istisnalarından biri olarak aynı Kanunda öngörüldüğü, mükelleflerin vergi levhalarını isterlerse defterlerini tutmak üzere sözleşme düzenlendikleri veya işletmelerinde bağımlı olarak çalışan 3568 sayılı Kanuna göre yetki almış serbest muhasebeci veya serbest muhasebeci mali müşavirlere veya 4 sıra No.lu Genel Tebliğ uyarınca beyannamelerini imzalattıkları meslek mensuplarına veya 18 sıra No.lu
Genel Tebliğ uyarınca beyannamelerini tasdik eden yeminli mali müşavirlere tasdik ettirmelerinde anılan hükümlere aykırılık bulunmadığı, dava konusu Genel Tebliğin 4 üncü bölümünde, tasdik işlemini yapan 3568 sayılı kanuna göre yetki almış meslek mensuplarının levhasını tasdik ettikleri mükelleflere ait bilgileri Haziran ayının 25 ine kadar bunların bağlı oldukları vergi dairelerine Vergi Usul Kanununun 149 uncu maddesi uyarınca bir yazı ekinde bildireceklerinin belirtildiği, Vergi Usul Kanununun "Devamlı Bilgi Verme" başlıklı 149 uncu maddesinde, kamu idare ve müesseseleri (kamu hizmeti ifa eden kurum ve kuruluşlar dahil) ile gerçek ve tüzel kişilerin vergilendirmeye ilişkin olaylarla ilgili olarak Maliye ve Gümrük Bakanlığı ve vergi dairesince kendilerinden yazı ile istenecek bilgileri belli fasılalarla ve devamlı olarak yazı ile vermeye mecbur oldukları belirtildiğinden, vergi levhalarını tasdik eden meslek mensuplarının, vergi levhasını tasdik ettikleri kişilerin ad ve soyadları (tüzel kişilerde ünvanları ) ile vergi kimlik numaralarına ilişkin bilgileri Haziran ayının 25 ine kadar bunların bağlı bulundukları Vergi Dairelerine bir yazı ekinde bildirmeleri mecburiyetinin getirilmesinde anılan Kanun hükmüne bir aykırılık görülmediği, serbest muhasebeci mali müşavir olan davacıya, vergi levhasını tasdik ettiği mükelleflere ilişkin bilgileri ihtiva eden listeyi vergi dairesine vermemesi nedeniyle Vergi Usul Kanununun mükerrer 355 inci maddesi uyarınca özel usulsüzlük cezası kesildiği, vergi levhasını tasdik ettiği mükelleflere ilişkin bilgilerin davacı tarafından bir liste ile vergi dairesine verilmediğinin ihtilafsız olduğu, Vergi Usul Kanununun mükerrer 355 inci maddesinde, bu Kanunun 86, 148, 149,150,256 ve 257 inci maddelerinde yer alan zorunluluklar ile mükerrer 257 inci madde uyarınca getirilen zorunluluklara uymayan (kamu idare ve müesseselerinde bilgi verme görevini yerine getirmeyen yöneticiler dahil) kişilere maddede belirtilen miktarlarda özel usulsüzlük cezası kesileceği, ikinci fıkrasında da bu hükmün uygulanabilmesi için, bilgi ve ibraz ödevinin yerine getirilmesiyle ilgili olarak yapılacak tebliğlerde bilginin verilmesi için tayin olunan sürede cevap verilmemesi, eksik veya yanıltıcı bilgi verilmesi veya defter ve belge ibrazı için tayin olunan süre ile defter ve belgelerin süresinde ibraz edilmemesi durumunda haklarında Kanunun ceza hükümlerinin uygulanması cihetine gidileceğinin ilgililere yazılı olarak bildirilmesinin şart olduğunun belirtildiği, vergi levhalarını tasdik eden meslek mensuplarına, tasdike ilişkin bilgileri ilgili vergi dairelerine bir yazı ile bildirme yükümlülüğünü getiren ve buna uymayan meslek mensuplarına uygulanacak özel usulsüzlük cezasını belirten düzenleme Resmi Gazete'de yayımlanmış olduğundan, artık Tebliğde belirtilen yükümlülüğün yerine getirilmemesi durumunda yaptırımının ne olacağının meslek mensuplarına ayrıca bir yazı ile bildirilmesine gerek bulunmadığı, Genel Tebliğin 6 ncı bölümünde de yeni bir ceza öngörülmediği, vergi levhasını tasdik ettikleri mükellefleri zamanında Vergi Dairesine bildirmeyen veya eksik bildiren meslek mensuplarının bu zorunluluğa uymamaları durumunda haklarında uygulanacak yasal müeyyidenin Vergi Usul Kanununun mükerrer 355 inci maddesinde hükme bağlanan özel usulsüzlük cezası olduğunun belirtildiği, dolayısıyla, Vergi Usul Kanununun mükerrer 355 inci maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen, yazılı bildirim koşulu Genel Tebliğin Resmi Gazete'de yayınlanması suretiyle yerine getirilmiş olduğundan, davacının kendisine yasal müeyyideleri de ihtiva eden bir yazı tebliğ edilmediği yolundaki iddiasına itibar edilmediği, bu nedenle davacı hakkında kesilen özel usulsüzlük cezasında anılan Kanun hükmüne aykırılık görülmediği, gerekçesiyle davanın, Genel Tebliğin 5 inci bölümüne yönelik kısmının ehliyet yönünden reddine, Genel Tebliğin diğer bölümlerine ve özel usulsüzlük cezasına yönelik kısmının reddine karar vermiştir.

Karar yükümlü tarafından temyiz edilmiş, tebliğ ile ceza getirilemeyeceği, yasanın özel usulsüzlük cezası için açık bildirim aradığı tasdik işlemi hakkında Uşak Vergi Dairesine bildirimde bulunduğunu, ancak Eşme Vergi Dairesine bildirimde bulunmadığı için adına hiçbir tebligat yapılmadan özel usulsüzlük cezası kesildiğini, kesilen cezada ve dayanağı dava konusu tebliğde yasalara uygunluk bulunmadığı ileri sürülerek kararın bozulması istenmiştir.

Savunmanın Özeti : Maliye Bakanlığı tarafından temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuş, vergi dairesi müdürlüğü tarafından savunmada bulunulmamıştır.

Danıştay Tetkik Hakimi Gülsen BİŞKİN'in Düşüncesi: Davacının temyiz isteminin özel usulsüzlük cezasına yönelik kısmının, Vergi Usul Kanununun mükerrer 355 inci maddesinde aranan bildirim şartına uyulmadığından kabulü gerektiği, genel tebliğde yasal düzenlemeye aykırılık bulunmadığından, bu kısma yönelik istemin reddi gerektiği düşünülmektedir.

Danıştay Savcısı A.Kemal TERLEMEZOĞLU'nun Düşüncesi: Uyuşmazlıkta, mükelleflerin vergi levhalarını 3568 sayılı Kanuna göre yetki almış meslek mensuplarına da tasdik ettireceklerine dair 13.4.1999 günlü ve 23665 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 272. sıra No'lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinin iptali ve serbest muhasebeci ve mali müşavir olan davacının vergi levhasını tasdik ettiği mükelleflere ilişkin listeyi vergi dairesine vermemesi nedeniyle Vergi Usul Kanunu'nun mükerrer 355. maddesi uyarınca kesilen özel usulsuzlük cezasının kaldırılması istemiyle açılan davayı reddeden Danıştay Dördüncü Dairesinin 22.9.2005 gün ve E:2004-257, K:2005-1583 sayılı kararın temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

Temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler temyiz edilen Danıştay Dördüncü Daire kararının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediğinden istemin reddi gerekeceği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunca, dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

Danıştay Dördüncü Dairesinin 22.9.2005 günlü ve E:2004/257, K:2005/1583 sayılı kararı, dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçe ile Kurulumuzca da uygun bulunmuş ve temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, kararın bozulmasını gerektirecek durumda görülmemiştir.
Bu nedenlerle temyiz isteminin reddine, 24.3.2006 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

K A R Ş I O Y

X- Davaya konu yapılan 272 sayılı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği, Vergi Usul Kanununun 5 inci maddesinin üçüncü fıkrasına dayanılarak yürürlüğe konulmuştur. Dayanılan bu kural; sadece kazanç ve iradı elde eden vergi mükelleflerinin, ilgili vergilendirme döneminde beyan edilen kazanç ve irat tutarı ile tahakkuk eden vergi miktarını gösteren vergi levhasını merkez, şube, satış mağazası gibi faaliyetin yürütüldüğü iş yerlerine asma zorunluluğu ile ilgilidir. Maliye Bakanlığına tanınan yetki de bu sınır içindedir.

272 sayılı Genel Tebliğde ise tanınan yetki dışına çıkılarak ve Vergi Usul Kanununun bilgi verme ile ilgili 149 uncu maddesi ile ilgi kurularak, dolaylı biçimde 3568 sayılı Yasaya göre faaliyet gösteren ve kazanç iradı elde edip levha asma zorunluluğu bulunan vergi mükelleflerinin asmaları gereken levhayı onaylayabileceği kabul edilen meslek mensuplarına; levhalarını onayladıkları mükelleflerin isimlerini ilgili vergi dairesine bildirme zorunluluğu öngörülmüştür.

Meslek mensuplarına hangi konularda zorunluluk getirileceğini düzenleyen mükerrer 227 nci maddeye ve 5 inci maddeye aykırı düşen 272 sayılı Genel Tebliğinin (4) ve (6) işaretli bölümlerinin iptali gerekirken, davanın reddi yolunda verilen Daire kararının her iki hüküm fıkrasının da yeniden karar verilmek üzere bozulması gerektiği görüşüyle karara katılmıyorum.
XX- Temyiz istemine konu olan Danıştay Dördüncü Dairesinin 22.9.2005 gün ve K:2005/1583 sayılı kararında yer alan karşı oyda yazılı gerekçeye binaen temyiz isteğinin özel usulsüzlük cezası yönünden kabulü gerekeceği oyu ile kararın bu kısmına katılmıyorum.

(DAN-DER; SAYI:113)

BŞ/Aİ

[Resim: 468x60.jpg]
04-06-2009 01:18 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
g.bilge
ÜSTAD
******
Mesajlar: 2,569
Tarih: Sep 2007
Üye no: 243
Nerden: samsun
Rep Puanı: 48
Mesaj: #2
RE: VERGİ DAVALARI KARAR ÖRNEKLERİ
Dairesi DÖRDÜNCÜ DAİRE
Karar Yılı:2004
Karar No:2587
Esas Yılı:2003
Esas No:1715
Karar Tarihi:22/12/2004


KARAR METNİ

213 SAYILI VERGİ USUL KANUNU'NUN 257'İNCİ MADDESİNİN 2'İNCİ FIKRASI UYARINCA ÇIKARILAN, MÜKELLEFLERİN ÖDEME VE TAHSİLATLARININ BANKA VEYA ÖZEL FİNANS KURUMLARINCA DÜZENLENEN BELGELERLE TEVSİKİNE İLİŞKİN USUL VE ESASLARI DÜZENLEYEN 320 SIRA NO.'LU VERGİ USUL KANUNU GENEL TEBLİĞİNDE YASAYA AYKIRILIK BULUNMADIĞI HK.<

Davacı : ?

Vekili : Av?

Davalı : Maliye Bakanlığı

Davanın Özeti : 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun mükerrer 257 nci maddesinin 2 nci fıkrasına dayanılarak çıkarılan 4.7.2003 tarihli ve 25158 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 320 sıra nolu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinin; tebliğe dayanak olan Yasa maddesinde nihai tüketiciler ve vergiden muaf esnafın yer almamasına karşın tebliğle bunların da kapsama alınmasının ve düzenlemede belirtilen esaslara uymayanlara özel usulsüzlük cezası kesilmesinin yasaya aykırı olması nedeniyle Anayasaya, Vergi Usul Yasasına, ayrıca düzenlemenin dayanağı Vergi Usul Yasasının mükerrer 257 inci maddesinin 2 inci fıkrasının Anayasaya aykırı olduğu ileri sürülerek iptali istenilmektedir.

Savunmanın Özeti : Söz konusu tebliğle getirilen düzenlemelerin idareye verilen takdir yetkisiyle dayanağı olan Vergi Usul Kanununun 257 inci maddesinin 2 inci fıkrasına uygun olduğu, nihai tüketici ve vergiden muaf esnafa yükümlülük getirilmediği, özel usulsüzlük cezasının dayanağının da Vergi Usul Kanunu'nun mükerrer 355 inci maddesi olduğu, davacı iddialarının yasal dayanağı bulunmadığı ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.

Tetkik Hakimi Erkan Kunduracı'nın Düşüncesi: 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun mükerrer 257 inci maddesinin 2 inci fıkrası ile Maliye Bakanlığına verilen yetkiyle, mükelleflere işlemleri ile ilgili tahsilat ve ödemelerini banka, benzeri finans kurumlarınca düzenlenen belgelerle tevsik etme zorunluğunun kapsamı ile uygulamaya yönelik düzenleme konusunda yasaya uygun olarak çıkarılan 320 sıra numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinde Kanuna aykırılık bulunmadığından davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

Danıştay Savcısı İbrahim Erdoğdu'nun Düşüncesi: Uyuşmazlık, 4.7.2003 günlü ve 25158 Sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 320 Seri Nolu Vergi Usul kanunu Genel Tebliğinin; Mükelleflerin ticari işlemleri ile nihai tüketicilerden mal veya hizmet bedeli olarak yapacakları 5.000.000.000 Türk Lirasını aşan tahsilat ve ödemelerini 1.8.2003 tarihinden itibaren banka veya özel finans kurumları aracılığıyla yapmaları ve bu kurumlarca düzenlenen dekont veya hesap bildirim cetvelleri ile tevsik etme zorunluluğuna ilişkin düzenlemeyi içeren genel tebliğin Anayasaya, hukuka, yasalara ve Vergi Usul Kanununun Mükerrer 257 inci maddesinin 2 inci bendi hükmüne aykırı olduğu iddialarıyla iptali istemine ilişkindir.

213 Sayılı Vergi Usul Kanunu'nun Mükerrer 257 inci maddesinin birinci fıkrasının (2) numaralı bendinde, mükelleflere muameleleri ile ilgili tahsilat ve ödemelerini banka, veya benzeri finans kurumlarınca düzenlenen belgelerle tevsik etmeleri zorunluluğunu getirmeye ve bu zorunluluğun kapsamını ve uygulamaya ilişkin usul ve esaslarını belirlemeye Maliye Bakanlığı yetkili kılınmıştır.
Maliye Bakanlığınca bu yetkiye dayanılarak 4.7.2003 tarih ve 25158 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 320 Sıra Nolu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği; ile "Birinci ve ikinci sınıf tüccarlar, kazancı basit usulde tespit edilenler, defter tutmak zorunda olan çiftçiler, serbest meslek erbabı ile vergiden muaf esnafın kendi aralarında yapacakları ticari işlemleri ile nihai tüketicilerden (Türkiye'de mukim olmayan yabancılar hariç) mal veya hizmet bedeli olarak yapacakları 5.000.000.000 Türk Lirasını aşan tahsilat ve ödemelerinin 1.8.2003 tarihinden itibaren banka veya özel finans kurumları aracı kılınarak yapılması ve bu kurumlarca düzenlenen dekont veya hesap bildirim cetveli ile tevsiki zorunludur. Tespit edilen tutarın altında kalan tahsilat veya ödemelerin banka veya özel finans kurumları aracılığıyla yapılması ihtiyarıdır.

Tespit edilen tutarı aşan avansların da banka veya özel finans kurumlarınca düzenlenen belgelerle tevsiki zorunludur." şeklinde açıklanmıştır.
Bu düzenleyici işlem anılan yasa hükmüne dayanılarak çıkartılmış olup yasa hükmünün gerekçesinde de ".....Maliye Bakanlığı mükelleflerin tahsilat ve ödemelerini banka veya diğer finans kurumları aracılığıyla yapmaları ve tahsilat ya da ödemeleri bu kurumların düzenledikleri belgelerle tevsik etmeleri konusunda mecburiyet getirmeye yetkili kılınmıştır. Bakanlık bu yetkisini kullanırken mecburiyet kapsamını da belirleyebileceğinden, zorunluluğun belirli bir mükellef gurubu için getirilebilme olanağı da sözkonusudur.

Bu düzenleme çok yüksek nakit hareketlerinin taraflarının izlenebilmesine imkan sağlayacak dolayısıyla kayıt dışı ekonominin kavranabilmesi mümkün olabilecektir....."
şeklinde bir ifadeye yer verilerek kanunun ilgili maddesi ile güdülen amaç açıklığa kavuşturulmuştur.
Kanunun bu gerekçesinden de anlaşılacağı üzere tevsik zorunluluğunun kapsamı uyuşmazlık konusu genel tebliğ ile tespit edilerek bu kapsamda yer alacaklar Maliye Bakanlığınca Kanunun verdiği yetkiye dayanılarak tespit edilmiştir.

Düzenlemeyle güdülen amaç vergi mükelleflerine yönelik olduğundan, nihai tüketiciler ve vergiden muaf esnaflar sadece ticari işlemlerin tarafı olmaları nedeniyle düzenlemede yer almaktadırlar.
Burada temelde yatan asıl amaç ise, vergi mükelleflerinin nakit hareketlerini tespit etmek olup, vergiden muaf esnaflar ile nihai tüketiciler bu kapsam içine dahil edildiği düşünülemez, çünki vergi mükellefiyetleri yoktur.

Diğer taraftan Vergi Usul Kanununun 331 nci maddesinde, "Vergi Kanunları hükümlerine aykırı hareket edenler, bu kitapta yazılı vergi cezaları (vergi ziyaı cezası ve usulsüzlük cezaları) ve diğer cezalarla cezalandırılırlar." hükmü öngörülmüştür. Aynı kanunun mükerrer 355 inci maddesinde, "Bu Kanunun 86, 148, 149, 150, 256 ve 257 nci maddelerinde yer alan zorunluluklar ile Mükerrer 257 nci madde uyarınca getirilen zorunluluklara uymayan (Kamu İdare ve Müesseselerinde bilgi verme görevini yerine getirmeyen yöneticiler dahil);

Birinci sınıf tüccarlar ile serbest meslek erbabına, ikinci sınıf tüccarlar, defter tutan çiftçiler ile kazancı basıt usulde tespit edilenlerle, bu bentlerde yazılı bulunanlar dışında kalanlar hakkında yine yasada belirtilen miktarlarda özel usulsüzlük cezası kesileceği hükmüne yer verilmiştir.
Uyuşmazlık konusu genel tebliğde belirtilen cezai işlem Genel Tebliği ile getirilen yeni bir ceza uygulaması olmayıp, zorunluluğa uymamanın müeyyidesinin yer aldığı anılan yasa maddesi hükmünün uygulanmasından doğmaktadır.

Bu durumda, Genel Tebliğle getirildiği ileri sürülen tevsik zorunluluğunun, esasen Kanun koyucu tarafından öngörüldüğü, diğer bir anlatımla, Genel Tebliğin kanunla yaratılan hukuki durumdan farklı bir hukuki durum yaratmadığı, yani hukuk düzeninde herhangi bir değişiklik meydana getirmediği, Genel Tebliğ ile amaçlananın Kanunun Mükerrer 257 inci maddesinin 2 numaralı bendinde düzenlenen tevsik zorunluluğundan ibaret olduğu ve bu düzenlemenin Anayasa'ya, hukuka ve anılan yasa hükmünede uygun olduğu anlaşılmaktadır.

Bu nedenle, yukarıda yapılan açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde dava konusu 320 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğin iptalini gerektirecek bir husus bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu Genel Tebliğin iptali hakkında açılan davanın reddi gerekeceği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Dördüncü Dairesince duruşma için belirlenen günde davacı Vekili Av. ? ve Hazine Avukatı ?'nin açıklamaları dinlendikten, Danıştay Savcısının düşüncesi alındıktan sonra davacının Anayasaya aykırılık iddiası ciddi görülmeyerek işin esasına geçilerek gereği görüşüldü:
213 sayılı Vergi Usul Kanununun 4369 sayılı Kanunun 5 inci maddesiyle değişen mükerrer 257 inci maddesinin 2 inci fıkrasında, Maliye Bakanlığının, mükelleflere muameleri ile ilgili tahsilat ve ödemelerini banka veya benzeri finans kurumlarınca düzenlenen belgelerle tevsik etmeleri zorunluluğunu getirmeye, bu konuda uygulama usul ve esaslarını belirlemeye yetkili olduğu, Kanunun 4369 sayılı Kanunun 13 üncü maddesiyle değişen mükerrer 355 inci maddesinde de, bu Kanunun 86, 148, 149, 150, 256 ve 257 inci maddelerinde yer alan zorunluluk ile mükerrer 257 inci madde uyarınca getirilen zorunluluklara uymayanlara özel usulsüzlük cezası kesileceği belirtilmiş, sözü edilen mükerrer 257 inci maddenin gerekçesinde de, Maliye Bakanlığının mükelleflerin tahsilat ve ödemelerini banka veya diğer finans kurumları aracılığıyla yapmaları ve tahsilat ya da ödemeleri bu kurumların düzenledikleri belgelerle tevsik etmeleri konusunda mecburiyet getirmeye yetkili kılındığı, Bakanlık bu yetkisini kullanırken mecburiyet kapsamını da belirleyebileceğinden, zorunluluğun belirli bir mükellef grubu için getirilebilme olanağının da söz konusu olduğu, bu düzenlemenin çok yüksek nakit hareketlerinin taraflarının izlenebilmesine imkan sağlayacağı dolayısıyla kayıt dışı ekonominin kavranabilmesinin mümkün olabileceği belirtilmiştir.

213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun mükerrer 257 inci maddesinin 2 inci fıkrasının verdiği yetki uyarınca Maliye Bakanlığınca çıkarılan 320 sıra numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile birinci ve ikinci sınıf tüccarlar, kazancı basit usulde tespit edilenler, defter tutmak zorunda olan çiftçiler, serbest meslek erbabı ile vergiden muaf esnafın kendi aralarında yapacakları ticari işlemler ile nihai tüketicilerden 5.000.000.000 Türk Lirasını aşan tahsilat ve ödemelerinin 1.8.2003 tarihinden itibaren banka veya özel finans kurumları aracı kılınarak yapılması ve bu kurumlarca düzenlenen dekont veya hesap bildirim cetvelleri ile tevsik zorunluluğu getirilmiş, bu düzenlemenin dayanağı olan yasa gerekçesinde de Maliye Bakanlığı'nın vergilendirme, bilgi toplama ve belge düzenini sağlama konularında mevcut düzenlemelere ek olarak günün ekonomik, mali ve teknolojik gelişmelerine paralel olarak yapılabilecek düzenlemeler konusunda genel anlamda yetkili kılındığından sözedilmiştir.
Dava konusu tebliğ ile, mükelleflerin tahsilat ve ödemelerini banka veya özel finans kurumları aracılığıyla yapmaları ve bu kurumlarca düzenlenmiş dekont veya hesap bildirim cetvelleri ile tevsik etmelerinin zorunlu olması, tebliğin dayanağı olan yetki maddesine aykırı bulunmamaktadır. Sözü edilen tebliğ ile ticari işlemler ve finansal hareketlerin taraflarının izlenmesi ve vergiyi doğuran olayların mali kurumların kayıt ve belgeleri yardımıyla tespit edilmesi yoluyla mükelleflerin nakit hareketlerinin izlenerek kayıt dışı ekonominin önlenmesi amaçlanmış olup, nihai tüketici ve vergiden muaf esnaf sadece ticari işlemlerin tarafı olarak tebliğde yer almışlardır. Tebliğde belirtilen zorunluluğa uyulmaması durumunda uygulanacak olan cezai mueyyide ise, yeni bir ceza uygulaması olmayıp, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 257 inci maddesi ile getirilen zorunluluğa uymayan mükellefler hakkında anılan Kanunun mükerrer 355 inci maddesine göre kesilen özel usulsüzlük cezasıdır.

Belirtilen duruma göre, 320 sayılı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinde yasaya aykırılık görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle davanın reddine, Avukatlık Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen 800.000.000 Lira vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, 22.12.2004 gününde oybirliğiyle karar verildi.

(DAN-DER; SAYI 109)

YÖ/ÖEK

[Resim: 468x60.jpg]
(Bu Mesaj 04-06-2009 01:23 PM değiştirilmiştir. Değiştiren : g.bilge.)
04-06-2009 01:23 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
g.bilge
ÜSTAD
******
Mesajlar: 2,569
Tarih: Sep 2007
Üye no: 243
Nerden: samsun
Rep Puanı: 48
Mesaj: #3
RE: VERGİ DAVALARI KARAR ÖRNEKLERİ
Dairesi: VERGİ DAVA DAİRELERİ
Karar Yılı:2004
Karar No:39
Esas Yılı:2003
Esas No:370
Karar Tarihi:26/03/2004


KARAR METNİ

KESİNLEŞMİŞ KAMU ALACAĞININ TAHSİLİ AMACIYLA MÜŞTEREK VE MÜTESELSİL SORUMLU SIFATIYLA SERBEST MUHASEBECİ, MALİ MÜŞAVİR ADINA ÖDEME EMRİ DÜZENLENEBİLMESİ İÇİN İHBARNAME DÜZENLENMESİNE GEREK BULUNMADIĞINDAN, BORCUN KESİNLEŞİP KESİNLEŞMEDİĞİNİN ARAŞTIRILMASI GEREKTİĞİ HK.<

Temyiz Eden : ? Vergi Dairesi Müdürlüğü

Karşı Taraf : ?

İstemin Özeti : 1998 yılı için, vergi beyannamesini imzaladığı ve işlemlerini takip ettiği yükümlü ? hakkında düzenlenen inceleme raporuna dayanılarak, re'sen salınan ağır kusur cezalı gelir vergisi, fon payı, vergi ziyaı cezalı ek verginin gecikme faiziyle birlikte tahsili amacıyla, müşterek ve müteselsil sorumlu sıfatıyla, serbest muhasebeci mali müşavir olan davacı adına ödeme emri düzenlenip, tebliğ edilmiştir.

Ordu Vergi Mahkemesi 22.3.2002 günlü ve E:2001/274, K:2002/85 sayılı kararıyla; 213 sayılı Vergi Usul Kanununun Vergi Beyannamelerinin İmzalanması ve Yeminli Mali Müşavir Tasdik Raporları başlıklı Mükerrer 227 nci maddesinin Maliye Bakanlığına verdiği yetkiye dayanılarak, Vergi Beyannamelerinin Serbest Muhasebeci ve Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlerce İmzalanması Hakkında (4) sıra No.lu Genel Tebliğin çıkarıldığı, anılan Tebliğde; 1997 yılı aktif toplamı belirlenen ölçütleri aşmayan yükümlülerin, 1998 yılına ilişkin yıllık gelir veya kurumlar vergisi beyannamelerini 3568 sayılı Kanuna göre yetki almış meslek mensuplarına imzalatmak zorunda oldukları ve meslek mensuplarının sorumluluğu kapsamına giren işlemlerden dolayı bir vergi ziyaı ortaya çıktığı takdirde, beyannameyi imzalayan meslek mensubunun, ziyaa uğratılan vergi, ceza ve gecikme faizlerinden mükellefle birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olacağının ifade edildiği, serbest muhasebeci mali müşavir olan davacının beyannamesini imzaladığı ve muhasebe işlemlerini yürüttüğü yükümlünün 1998 yılı işlemlerinin incelenmesi sonucu, sahte fatura kullanılması ve yatırım indirimine ilişkin yeminli mali müşavir tasdik raporu ibraz edilmemesi suretiyle dönem kazancının eksik hesaplanarak vergi ziyaına sebebiyet verildiğinden bahisle resen tarh olunan cezalı vergilerin süresinde ödenmemesi üzerine, Vergi Usul Kanununun Mükerrer 227 nci maddesi uyarınca müşterek ve müteselsil sorumlu sıfatıyla gecikme faiziyle birlikte tahsili amacıyla davacı adına ödeme emri düzenlendiği, ancak, anılan kanun ve genel tebliğ ile serbest muhasebeci ve serbest muhasebeci mali müşavirlere getirilen sorumluluk, vergi ile ilgili ödevleri yerine getirmekten kaynaklanan bir işleve sahip olmayıp, vergilendirmeye esas alınacak belge, kayıt nizamı ve matrah tespitinde dikkate alınması gerekli işlemlerin muhasebe usul ve esaslarına, kanunlarda belirtilen düzenlemelere uygunluğu temin amacına yönelik olduğu, Mükerrer 227 nci maddede, beyannameyi imzalayan serbest meslek mensuplarının, imzaladıkları beyannamelerde yer alan bilgilerin defter kayıtlarına ve bu kayıtların dayanağını teşkil eden belgelere uygun olmamasından dolayı ortaya çıkan vergi ziyaına bağlı olarak salınacak vergi ve cezalardan, mükellefle birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olacakları belirtildiğinden, mükelleflerle birlikte aynı usullere göre takiplerinin gerekeceği; dolayısıyla, davacı adına ihbarname düzenlenmeden, doğrudan ödeme emri düzenlenmesinde isabet görülmediği, gerekçesiyle ödeme emrini iptali etmiştir.

Vergi dairesi müdürlüğünün temyiz istemini inceleyen Danıştay Dördüncü Dairesi 26.6.2003 günlü ve E:2002/2223, K:2003/1868 sayılı kararıyla; 3568 sayılı Kanunla serbest muhasebeci ve serbest muhasebeci mali müşavirlere verilen yetkilere ilişkin mali sorumluluğun, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun Mükerrer 227 nci maddesi ile düzenlendiği, bu maddenin verdiği yetkiye dayalı olarak Maliye Bakanlığınca yayımlanan ( 4 ) sıra No.lu, Vergi Beyannamelerinin Serbest Muhasebeci ve Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlerce İmzalanması Hakkında Genel Tebliğin ( V/B ) bendinde; müşterek ve müteselsil sorumluluğu vergi inceleme raporu ile tespit edilen meslek mensupları hakkında vergi dairelerince yapılacak takibatın, vergi ve ceza tahakkukunun kesinleşmesinden sonra başlatılacağı ve tahakkuku kesinleşen vergi ve cezanın tahsiline yönelik olacağının açıklandığı, bu kanun ve genel tebliğ hükümlerine göre, meslek mensupları için öngörülen sorumluluk çerçevesinde müşterek ve müteselsil sorumluluk nedeniyle takibata geçilebilmesi için, ziyaa uğratılan vergi ve kesilen cezaların asıl mükellef açısından miktar ve mahiyet itibarıyla kesinleşmesi gerektiği, olayda, takibe konu vergi alacağının kesinleşip kesinleşmediği ve kesinleşmiş ise davacının iddialarının, kendisine ödeme emri tebliğ olunan şahsın ileri süreceği iddialar kapsamında olup olmadığı incelenmeden, mahkeme kararında yer alan gerekçelerle ödeme emrinin iptal edilmesinde isabet görülmediği, gerekçesiyle kararı bozmuştur.

Bozma kararına uymayan Ordu Vergi Mahkemesi 19.9.2003 günlü ve E:2003/296, K:2003/294 sayılı kararıyla, ödeme emrinin iptali yolundaki ilk kararında ısrar etmiştir.
Israr kararı vergi dairesi müdürlüğü tarafından temyiz edilmiş, serbest muhasebeci ve mali müşavirlerin sorumluluğu kapsamında davacı adına ödeme emri tanzim ve tebliğinde yasaya aykırılık bulunmadığı ileri sürülerek kararın bozulması istenmiştir.

Savunmanın Özeti : Temyiz isteminin reddi gerektiği yolundadır.

Danıştay Tetkik Hakimi Gülsen BİŞKİN'in Düşüncesi : Vergi Usul Kanununun Mükerrer 227 nci maddesi ile bu maddenin verdiği yetkiye dayanılarak, Maliye Bakanlığınca yayımlanan ( 4 ) sıra No.lu, Vergi Beyannamelerinin Serbest Muhasebeci ve Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlerce İmzalanması Hakkında Genel Tebliğin ( V/B ) bendi gereğince, müşterek ve müteselsil sorumluluğu vergi inceleme raporu ile tespit edilen meslek mensupları hakkında vergi dairelerince yapılacak takibatın, vergi ve ceza tahakkukunun kesinleşmesinden sonra başlatılacağı ve tahakkuku kesinleşen vergi ve cezanın tahsiline yönelik olacağı kurala bağlanmıştır.

Dava konusu olayda asıl mükellef adına yapılan tarhiyatın itirazsız kesinleştiği, idarenin 22.8.2003 tarihinde davacı dilekçesine verdiği cevaptan anlaşılmaktadır. Kesinleşmiş kamu alacağı için meslek mensubu davacı adına, tekrar ihbarname düzenlenmesine gerek bulunmadığından ısrar kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

Danıştay Savcısı Ahmet ALAYBEYOĞLU'nun Düşüncesi : İdare ve vergi mahkemelerince verilen kararların temyizen incelenerek bozulabilmesi için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49 uncu maddesinin 1 inci fıkrasında belirtilen nedenlerin bulunması gerekmektedir.
Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, söz konusu maddede yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddi ile temyiz edilen ısrar kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Vergi Dava Daireleri Genel Kurulunca, dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

1998 yılı için, vergi beyannamelerini imzaladığı ve işlemlerini takip ettiği yükümlü ? hakkında düzenlenen inceleme raporuna dayanılarak, resen salınan ağır kusur cezalı gelir vergisi, fon payı, vergi ziyaı cezalı ek verginin gecikme faiziyle birlikte tahsili amacıyla, müşterek ve müteselsil sorumlu sıfatıyla, serbest muhasebeci mali müşavir olan davacı adına düzenlenip tebliğ edilen ödeme emrinin iptali yolundaki vergi mahkemesi ısrar kararı temyiz edilmiştir.

3568 sayılı Serbest Muhasebecilik, Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanununun serbest muhasebeci ve serbest muhasebeci mali müşavirlere vermiş olduğu yetkiye ilişkin mali sorumluluğu düzenleyen 213 sayılı Vergi Usul Kanununun Mükerrer 227 nci maddesinde; Maliye Bakanlığının; vergi beyannamelerinin 3568 sayılı Kanuna göre yetki almış serbest muhasebeci, serbest muhasebeci mali müşavir veya yeminli mali müşavirler tarafından da imzalanması mecburiyetini getirmeye, bu mecburiyeti beyanname çeşitleri, mükellef grupları ve faaliyet konuları itibarıyla ayrı ayrı uygulatmaya bu uygulamalara ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkili olduğu belirtilmiş, aynı maddede beyannameyi imzalayan veya tasdik raporunu düzenleyen meslek mensuplarının, imzaladıkları beyannamelerde veya düzenledikleri tasdik raporlarında yer alan bilgilerin defter kayıtlarına ve bu kayıtların dayanağını teşkil eden belgelere uygun olmamasından dolayı ortaya çıkan vergi ziyaına bağlı olarak salınacak vergi, ceza ve gecikme faizlerinden mükellefle birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulacağı kurala bağlanmıştır.

213 sayılı Vergi Usul Kanununun Mükerrer 227 nci maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak Maliye Bakanlığınca yayımlanan ( 4 ) sıra No.lu Vergi Beyannamelerinin Serbest Muhasebeci ve Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlerce İmzalanması Hakkında Genel Tebliğin "Müşterek ve Müteselsil Sorumluluğun Tesbiti" başlıklı (V) işaretli bölümünün ( B ) bendinde; müşterek ve müteselsil sorumluluğu vergi inceleme raporu ile tespit edilen meslek mensupları hakkında vergi dairelerince yapılacak takibatın, vergi ve ceza tahakkukunun kesinleşmesinden sonra başlatılacağı ve tahakkuku kesinleşen vergi ve cezanın tahsiline yönelik olacağı belirtilmiştir.

Söz konusu düzenlemelerin birlikte değerlendirilmesinden, meslek mensuplarının sorumluluğunun, vergi ve ceza tahakkukunun kesinleşmesinden sonra başlayacağı, kesinleşmiş bir kamu alacağı için de, müsterek ve müteselsil sorumlu tutulan meslek mensupları adına yeniden ihbarname düzenleme zorunluluğunun bulunmadığı anlaşılmaktadır.

Bu durumda, takibe konu vergi alacağının miktar ve mahiyet itibarıyla kesinleşip kesinleşmediği araştırılmadan ve davacının iddialarının, kendisine ödeme emri tebliğ olunan kişi tarafından ileri sürülebilecek iddialar kapsamında olup olmadığı incelenmeden, ödeme emri düzenlenmeden önce söz konusu alacağın ihbarname ile istenilmesi gerektiği, gerekçesiyle ödeme emrinin iptali yolunda verilen ısrar kararında isabet bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, temyiz isteminin kabulü ile Ordu Vergi Mahkemesinin 19.9.2003 gün ve E:2003/296, K:2003/294 sayılı ısrar kararının bozulmasına, yeniden verilecek kararda karşılanacağından yargılama giderleri hakkında hüküm kurulmasına gerek bulunmadığına, 26.3.2004 gününde esasta ve gerekçede oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY

X - Temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar vergi mahkemesi ısrar kararının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediğinden karara katılmıyoruz.

KARŞI OY

XX - Vergi Mahkemesi ile Danıştay'ın uzman dava dairesi arasındaki uyuşmazlık, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun Mükerrer 227' nci maddesi uyarınca, serbest muhasebeci mali müşavir hakkında takibat yapılabilmesi için, öncelikle, ihbarname gönderilmesinin zorunlu olup olmadığı ile ilgilidir.
Anılan maddenin ikinci fıkrasında; ilk fıkra hükümlerine göre beyannameyi imzalayan veya tasdik raporunu düzenleyen meslek mensuplarının, imzaladıkları beyannamelerde veya düzenledikleri tasdik raporlarında yer alan bilgilerin defter kayıtlarına ve bu kayıtların dayanağını teşkil eden belgelere uygun olmamasından dolayı ortaya çıkan vergi ziyaına bağlı olarak salınacak vergi, ceza, gecikme faizlerinden mükellefle birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulacakları hükme bağlanmıştır.
Düzenlemenin yer aldığı Vergi Usul Kanunu, vergi alacağının doğduğu tarihten tahakkuk edeceği; yani, tahsili olanaklı hale geleceği tarihe kadar, yapılacak vergilendirme işlemleri ile ilgili usul ve esasları belirleyen, mükelleflerin hak ve ödevleri ile vergi idaresinin görev ve yetkilerini düzenleyen "idari usul yasası" dır. Oysa; başka bir idari usul yasası olan 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunda, tahakkuk eden, ancak vadelerinden ödenmeyen (vergiler dahil) kamu alacaklarının kamu gücü kullanılarak tahsiline ilişkin yöntemler düzenlenmektedir. Başka anlatımla; bu iki usul yasası, düzenleme alanları bakımından, birbirini izleyen farklı iki sürece ilişkin bulunmaktadırlar. Bunun anlamı; serbest muhasebeci mali müşavirin müştereken ve müteselsilen sorumluluğuna gidildiği tarihte, kamu alacağı (vergi, ceza ve gecikme faizleri) hangi usul yasasının düzenleme alanına giren süreçte ise, o süreç için geçerli olan işlemlerin, serbest muhasebeci mali müşavir hakkında da yapılmasının gerekeceğidir. Daha açık olarak; eğer serbest muhasebeci mali müşavirin takip edildiği tarihte, kamu alacağı asıl borçlu bakımından henüz tahsil edilebilir hale gelmemişse; tarhiyatın serbest muhasebeci mali müşavire de ihbarname ile tebliği; aksi halde, yani asıl borçlu yönünden, tahsil edilebilir kamu alacağı bulunması durumunda ise, serbest muhasebeci mali müşavir hakkında 6183 sayılı Kanunda öngörülen işlemlerin tesisi yoluna gidilmesi, sorumluluğun "müşterek ve müteselsil" niteliği gereğidir.

Öte yandan; sözü edilen ikinci fıkrada Maliye Bakanlığına herhangi bir düzenleme yapma yetkisi de verilmediğinden; adı geçen Bakanlığın genel tebliğler yürürlüğe koyarak, sorumluluğun nasıl işletilmesi gerektiği konusunda yapmış olduğu açıklamalar da, hukuki değerden yoksun bulunmaktadır.
Dosyanın incelenmesinden; davada iptali istenilen ödeme emrinin konusu olan kamu alacağının asıl borçlu yönünden tahsil edilebilir hale geldiği anlaşıldığından; davacı adına, ihbarname gönderilmeden, doğrudan ödeme emri düzenlenip, tebliğ olunmasında, açıklanan hukuki duruma aykırılık yoktur.
Bu nedenle, temyize konu direnme kararının açıklanan gerekçe ile bozulması gerektiği oyu ile kararın gerekçesine katılmıyoruz.

(DAN-KAR-DER; SAYI:5)

BŞ/ŞGK

[Resim: 468x60.jpg]
04-06-2009 01:33 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
Y.ERCAN
YÖNETİCİ
******
Mesajlar: 18,411
Tarih: May 2008
Üye no: 4845
Nerden: İstanbul
Rep Puanı: 87
Mesaj: #4
RE: VERGİ DAVALARI KARAR ÖRNEKLERİ
T.C.
ANKARA
5. VERGİ MAHKEMESİ
ESAS NO : 2008/1599
KARAR NO : 2008/2350
DAVACI__________ : ………….
DAVALI__________ : …….VERGİ DAİRESİ MÜDÜRLÜĞÜ ANKARA
DAVANIN ÖZETİ____: Davacının 2008/2 dönemi gelir geçici vergi beyannamesinin elektronik ortamda yasal süresi içinde verilmediği gerekçesiyle 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun mükerrer 355/1. maddesi uyarınca kesilen özel usulsüzlük ve aynı Kanun'un 352/1-1 maddesi uyarınca kesilen usulsüzlük cezasının; tek fiile iki ayrı ceza kesilmesinin kanuna aykırı olduğu, 213 sayılı Kanun'un 355. maddesine göre ceza kesilebilmesi için ceza kesileceği yönünde mükellefe bilgi verilmesi gerektiği ileri sürülerek kaldırılması istenilmektedir.

SAVUNMANIN ÖZETİ : Davacının yasal süresi içinde, yasa ile belirlenen usul ve şekilde elektronik ortamda beyanname verme zorunluluğuna uymadığı gerekçesiyle kesilen dava konusu cezalarda hukuka aykırılık olmadığı, ayrıca davacının kesilen usulsüzlük cezasını Vergi Usul Kanunu'nun 376. maddesi uyarınca ödeyerek indirim hakkından faydalandığı belirtilerek davanın reddi gerektiği savunulmaktadır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Ankara 5. Vergi Mahkemesi Hakimliği'nce gereği düşünüldü: Dava, davacının 2008/2 dönemi gelir geçici vergi beyannamesinin elektronik ortamda yasal süresi içinde verilmediği gerekçesiyle 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun mükerrer 355/1. maddesi uyarınca kesilen özel usulsüzlük ve aynı Kanun'un 352/1-1 maddesi uyarınca kesilen usulsüzlük cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.

213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun mükerrer 257. maddesinin 4. fıkrasında; Vergi Usul Kanunu'nun 149. maddesine göre devamlı bilgi vermek zorunda olanlardan istenilen bilgiler ile vergi beyanaameleri ve bildirimlerin, şifre, elektronik imza veya diğer güvenlik araçları konulmak suretiyle internet de dahil olmak üzere her türlü elektronik bilgi iletişim araç ve ortamında verilmesi, beyanname ve bildirimlerin yetki verilmiş gerçek veya tüzel kişiler aracı kılınarak gönderilmesi hususlarında izin vermeye veya zorunluluk getirmeye, beyanname, bildirim veya bilgi çeşitleri, mükellef grupları ve faaliyet konulan itibariyle ayrı ayrı uygulatmaya Maliye Bakanlığı'mn yetkili olduğu; mükerrer 355. maddesinde ise, bu Kanunun 86, 148, 149, 150, 256 ve 257. maddelerinde yer alan zorunluluklar ile mükerrer 257. madde uyarınca getirilen zorunluluklara uymayan (Kamu idare ve müesseselerinde bilgi verme görevini yerine getirmeyen yöneticiler dahil) birinci sınıf tüccarlar ile serbest meslek erbabı hakkında 100.000.000 (1.390,OO.YTL) lira özel usulsüzlük cezası kesileceği, aynı maddenin ikinci fıkrasında, bu hükmün uygulanması için, bilgi ve ibraz ödevinin yerine getirilmesiyle ilgili olarak yapılacak tebliğlerde bilginin verilmesi için tayin olunan sürede cevap verilmemesi, eksik veya yanıltıcı bilgi verilmesi veya defter ve belge ibrazı için tayin olunan süre ile defter ve belgelerin süresinde ibraz edilmemesi durumunda haklarında Kanunun ceza hükümlerinin uygulanması cihetine gidileceğinin ilgililere yazılı olarak bildirilmesinin şart olduğu hükme bağlanmıştır.

Bu hükmün uygulanması için, bilgi ve ibraz ödevinin yerine getirilmesiyle ilgili olarak yapılacak tebliğlerde; bilginin verilmesi için tayin olunan süre içerisinde yerine getirilmemesi, ayrıca eksik veya yanıltıcı bilgi verilmesi halinde ceza hükümlerinin uygulanacağının ilgililere belirtilmesi gerekmektedir.
213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 352/1-1. maddesinde; vergi ve harç beyannamelerinin süresinde verilmemiş olması halinde birinci derece usulsüzlük cezası kesileceği hükmü yer almıştır.

Dosyanın incelenmesinden; davacının 2008/2 dönem gelir geçici vergi beyannamesinin elektronik ortamda yasal süresi içinde verilmediği gerekçesiyle 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun mükerrer 355/1. maddesi uyarınca kesilen özel usulsüzlük ve aynı Kanun'un 352/1-1 maddesi uyarınca, usulsüzlük cezasının kaldırılması istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Yukarıda anılan mükerrer 355. madde gereğince, davacıya bilgi ve ibraz ödevinin yerine getirilmesiyle ilgili olarak yapılacak tebligat üzerine söz konusu beyannamenin belirlenen süre içinde verilmemesi halinde özel usulsüzlük cezası kesilmesi gerekirken bu hususa uyulmaksızın davacı adına kesilen özel usulsüzlük cezasında hukuka uyarlık görülmemiştir.

Diğer taraftan, davacının ilgili dönem beyannamesini kanuni süresi geçtikten sonra verdiği ihtilafsız olduğuna göre kesilen usulsüzlük cezasında hukuka aykırılık görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle; davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine, dava konusu özel usulsüzlük cezasının kaldırılmasına, usulsüzlük cezasının onanmasına, aşağıda dökümü yapılan 41,00 Y TL yargılama giderinden haklılık oranı dikkate alınarak, 10,00 YTL'nin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, kalan 31,00 YTL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, reddedilen tutar üzerinden hesaplanan nispi karar harcı maktu tutarın altında kaldığından 14,00 YTL maktu karar harcının davacıdan tahsiline, artan posta ücretinin istemi halinde davacıya iadesine, kararın tebliğini izleyen günden itibaren otuz (30) gün içinde Ankara Bölge İdare Mahkemesi nezdinde itiraz yolu açık olmak üzere, 29.12.2008 gününde karar verildi.

Muhasebe ve Mevzuat Grubu

Hüseyin Ust Mevzuat Forumu Facebook Sayfası

Kişisel Blog Sayfam
22-07-2009 01:23 PM
Web Sayfasını Ziyeret Edin Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
Y.ERCAN
YÖNETİCİ
******
Mesajlar: 18,411
Tarih: May 2008
Üye no: 4845
Nerden: İstanbul
Rep Puanı: 87
Mesaj: #5
VERGİ DAİRESİNE BAŞVURULMASI, ÖDEME EMRİNE KARŞI DAVA AÇMA SÜRESİNİ ETKİLEMEZ
Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu

Tarih: 20.06.2008

Esas No : 2008/124

Karar No : 2008/372



*1- Ödeme emrinin tebliği üzerine vergi idaresine başvurulmasının, ödeme emrine karşı dava açılabilmesi için geçerli ve yedi gün olan dava açma süresini etkilemeyeceği,

2- Vergi mahkemesinde dava açılabileceğinin ödeme emrinde yazılı olduğundan; dava açma süresi geçtikten sonra ödeme emrinin iptali istenerek açılan davanın, vergi idaresine yapılan başvurunun zımnen reddine ilişkin işleme karşı açılmış bir dava olarak incelenemeyeceği hakkında.

İstemin Özeti: Ekim ila Aralık 1996 dönemleri için salınan katma değer vergisi ile kesilen ağır kusur cezasının ve hesaplanan gecikme faizinin tahsili amacıyla … ve Ortağı adına düzenlenen ödeme emrinin ve dayanağı takip ve vergi işlemlerinin iptali istemiyle açılan davayı inceleyen (…Wink Vergi Mahkemesi, kararıyla davayı; yedi gün olan dava açma süresi geçirildiğinden, 2577 sayılı Yasa’nın 15. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi uyarınca reddetmiştir.

Davacının temyiz istemini inceleyen Danıştay Dokuzuncu Dairesi; 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 116 ila 126. maddelerinde yer alan vergi hatalarının düzeltilmesine ilişkin düzeltme yolunun kamu alacaklarının tahsili aşamasında da izlenebileceği, istemin reddedilmesi halinde yine dava açma süresine bağlı kalınarak yargı yerlerine başvurulabileceği; davacının, yedi gün olan dava açma süresi içinde düzeltme istemiyle vergi dairesi müdürlüğüne başvurduğu ve bu istemin zımnen reddi üzerine otuz gün içinde açılan bu davada, düzeltme yoluna başvurulabilmesinin koşullarının bulunup bulunmadığı incelendikten sonra karar verilmek üzere kararı bozmuştur.

(…Wink Vergi Mahkemesi; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 7. maddesinde, dava açma süresinin, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştay’da ve idare mahkemelerinde altmış ve vergi mahkemelerinde otuz gün olduğunun; bu sürenin, vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezalarından doğan uyuşmazlıklarda tebliğ yapıldığı tarihi izleyen günden başlayacağının düzenlendiği, 6183 sayılı Amme Alacaklarımın Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 55. maddesinde, amme alacağını vadesinde ödemeyenlere 7 gün içinde borçlarını ödemeleri veya mal bildiriminde bulunmaları lüzumunun bir ödeme emri ile tebliğ olunacağı, 58. maddesinde ise kendisine ödeme emri tebliğ olunanların ödeme emriyle istenebilecek borçlarının olmadığı veya kısmen ödendiği veya zamanaşımına uğradığı hakkında tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içinde dava açabileceklerinin öngörüldüğü; dava dilekçesi ve eklerinin incelenmesinden, 10.06.2005 tarihli ödeme emri 13.06.2005 tarihinde davacıya tebliğ edildiği halde, 7 gün olan dava açma süresi geçirildikten sonra 05.07.2005 tarihinde kayda giren dilekçe ile ödeme emrine karşı açılan davada süre aşımı bulunduğu gerekçesiyle ilk kararında ısrar etmiştir.

Karar, davacı tarafından temyiz edilmiş ve 20.06.2005 tarihinde ödeme emriyle istenen vergi ve cezalara ait tarh ve tahakkuk belgelerinin verilmesi istemiyle vergi dairesine yapılan başvurunun dava açma süresini kesen başvuru niteliğinde olduğu, ödeme emrinin usulüne uygun düzenlenmediği ileri sürülerek, bozulması istenmiştir.

Karar: Dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçesi yukarıda açıklanan (…Wink Vergi Mahkemesinin kararı, aynı hukuksal nedenler ve gerekçe ile Kurulumuzca da uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, kararın bozulmasını gerektirecek durumda görülmediği gibi dava dilekçesine (Ek-3) işaretiyle eklenerek davacı tarafından dosyaya sunulan ödeme emrinde; Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 55, 60, 111 ve 114. maddelerine ilişkin açıklamalara yer verilen bölümünün 5. maddesinde, ödeme emrine karşı vergi mahkemesinde dava açılabileceği ve yargılama sonunda tamamen veya kısmen haksız çıkan borçludan aynı Yasanın 58. maddesine göre alacağın %10 zamla tahsil edileceğinin duyurulduğu da saptanmaktadır.

Bu nedenlerle, temyiz isteminin reddine, oyçokluğu ile karar verildi

———————————————————————————————

Muhasebe ve Mevzuat Grubu

Hüseyin Ust Mevzuat Forumu Facebook Sayfası

Kişisel Blog Sayfam
07-08-2009 02:52 PM
Web Sayfasını Ziyeret Edin Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
g.bilge
ÜSTAD
******
Mesajlar: 2,569
Tarih: Sep 2007
Üye no: 243
Nerden: samsun
Rep Puanı: 48
Mesaj: #6
RE: VERGİ DAVALARI KARAR ÖRNEKLERİ
T.C.
ZONGULDAK
VERGİ MAHKEMESİ




ESAS NO:2008\496

KARAR NO:2008\894



DAVACI :


DAVALI : BARTIN VERGİ DAİRESİ MÜDÜRLÜGÜ Bartın


DAVANIN ÖZETİ : 2007 yılı gelir vergisi 2007/12 dönemi muhtasar ve katma değer vergisi beyannameleri 2008/1-2-3 dönem katma değer vergisi beyannameleri ile 2008/1. dönem geçici vergi beyannamesini yasal süresinden sonra elektronik ortamda e-beyanname olarak vermesi nedeniyle davacı adına 213 sayılı V.U.K`nun mükerrer 355 maddesi uyarınca kesilen özel usulsüzlük cezalarına karsı açılan davada 213 sayılı V.U.K`nun mükerrer 355.maddesi gereğince özel usulsüzlük cezası kesilebilmesi için ortada verilmeyen yada eksik veya yanıltıcı verilen bilgi olması ve adına ceza kesileceğine ilişkin ilgiliye yazılı bildirimde bulunulması gerektiği belirterek kesilen özel usulsüzlük cezalarının kaldırılması talep edilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ : Yapılan yasal düzenleme nedeniyle yükümlülüklerini yerine getirmeyen mükelleflere ayrıca yazı tebliğ edilmesine gerek olmadığı yayınlanan tebliğlerde bildirimin verilme zamanının açıklaması ve bilgi verme zorunluluğuna uymayanlara verilecek cezaların açıkça belirtilmiş olması karşısında yasal süresi içinde elektronik ortamda verilmeyen 2007 yılı gelir vergisi 2007/12 dönemi muhtasar ve katma değer vergisi beyannameleri 2008/1-2-3 dönem katma değer vergisi beyannameleri ile 2008/1. dönem geçici vergi beyannamesi nedeniyle kesilen özel usulsüzlük cezalarının yerinde olduğu belirtilerek davanın reddi savunulmaktadır.



TÜRK MİLLETİ ADINA


Karar veren Zonguldak Vergi Mahkemesi Hakimliği’nce dava dosyası incelenerek işin gereği düşünüldü.

Uyuşmazlık davacının 2007 yılı gelir vergisi 2007/12 dönemi muhtasar ve katma değer vergisi beyannameleri 2008/1-2-3.dönem katma değer vergisi beyannameleri ile 2008/1. dönem geçici vergi beyannamesini elektronik ortamda vermediğinden bahisle 213 sayılı Vergi Usul Kanunu`nun mükerrer 355.maddesi uyarınca kesilen özel usulsüzlük cezalarına ilişkindir.

213 sayılı Vergi Usul Kanunu`nun mükerrer 257/4 maddesinde Vergi beyannameleri ile bu kanunun 149.maddesine göre devamlı bilgi vermek zorunda olanlardan, istenilen bilgilerin yazı yerine mikro fiş mikro film manyetik kayıt ortam ve araçların ve benzeri vasıtalarla verilmesine izin vermeye veya zorunluluk getirmeye maliye bakanlığı`nın yetkili olduğu bu yetkiye istinaden çıkarılan 351 seri no`lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği`nde beyannamelerini elektronik ortamda verme zorunluluğu getirilen mükelleflerin elektronik ortamda vermek zorunda oldukları beyannamelerini kanuni süresi içerisinde vermemekle beraber kanuni süresinin sonundan başlayarak birinci ve ikinci 15 günlük sürelerin her ikisinde ve elektronik ortamda vermemeleri veya birinci ve ikinci 15 günlük sürelerin dolmasından sonra elektronik ortamda göndermeleri durumunda ise vergi
Usul Kanununun mükerrer 355. maddesinin 1,2 ve 3 numaralı bentlerinde yazılı olan ve mükelleflerin durumuna uyan özel usulsüzlük cezası uygulanmak suretiyle işlem yapılacağı kuralına yer verilmiştir.


Ceza kesilmesi ile ilgili 213 sayılı Vergi Usul Kanunu`nun mükerrer 355.maddesinde ceza kesilmesini erekli kılan haller sayıldıktan sonra “bu hükmün uygulanması için bilgi ve ibraz ödevinin yerine getirilmesi ile ilgili olarak yapılacak tebliğlerde bilginin verilmesi için tayin olunan sürede cevap verilmemesi eksik veya yanıltıcı bilgi verilmesi veya defter ve belge ibrazı için tayin olunan süre ile defter ve belgelerin süresinde ibraz edilmemesi durumunda haklarında kanunun ceza hükümlerinin uygulanması cihetine gidileceğinin ilgililere yazılı olarak bildirilmesinin şart olduğu” hükme bağlanmıştır.


Uyuşmazlıkta, beyannamesini elektronik ortamda vermediğinden özel usulsüzlük cezası ile cezalandıran yükümlüye, beyannamesini elektronik ortamda vermesi için yapılmış bir tebligat bulunmamaktadır.

Bu durumda; yukarıda yazılı yasal düzenlemeye göre mükellefler hakkında bilgi vermeme fiilinden dolayı özel usulsüzlük cezası uygulanabilmesi için öncelikle bu bilginin yetkili makamlarca yazılı olarak istenilmesi, buna ilişkin yazıda münasip bir süre tayin edilmesi, süresince cevap verilmediği veya eksik veya yanıltıcı mahiyette bilgi verildiği takdirde haklarında Kanunun ceza hükümlerinin uygulanacağı hususunun yazılı olarak tebliği gerekli olduğu halde, idarece bu gereğe uyulmadığı ve Kanunda belirtilen ve ceza kesmeyi gerekli kılan unsurlar mevcut olmadan, söz konusu bildirimin süresinde verilmediği gerekçesiyle davacı adına kesilen özel usulsüzlük cezalarında yasal isabet görülmemiştir.


Kaldı ki, elektronik ortamda beyanname verilmesi yükümlüler ve idare açısından bir kolaylık olup, beyannamesini elektronik ortam yerine elden veya posta kanalı ile süresi içerisinde bağlı olduğu vergi dairesine vermekle vergi ödevini yerine getiren yükümlüye şekli bir noksanlıktan dolayı ve ayrıca Kanun hükmüne aykırı olarak ceza kesilmesini gerekli kılan fiilin tüm unsurları oluşmadan ceza kesilemez.


Açıklanan nedenlerle, DAVANIN KABULÜNE, dava konusu özel usulsüzlük cezalarının TERKİNİNE, aşağıda dökümü yapılan 33,00-YTL yargılama giderinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, dava açılırken peşin yatırılan 14,00-YTL karar harcının davalı idarece davacıya ödenmesine, artan posta avansının istemi halinde Mahkememizce davacıya iadesine, kararın tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde Zonguldak Bölge İdare Mahkemesi nezdinde itiraz yolu açık olmak üzere, 23/09/2008 tarihinde karar verildi.

[Resim: 468x60.jpg]
10-08-2009 05:22 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
Y.ERCAN
YÖNETİCİ
******
Mesajlar: 18,411
Tarih: May 2008
Üye no: 4845
Nerden: İstanbul
Rep Puanı: 87
Mesaj: #7
Defter ve belgelerin çalınmasından dolayı ibraz edilememesi durumunda ispat yükü
T.C.
DANIŞTAY
VERGİ DAVA DAİRELERİ GENEL KURULU
Esas No : 2004/145
Karar No : 2004/204
Tarihi : 24.12.2004
ÖZET
YARGI KARARIYLA ÇALINDIĞI SAPTANMIŞ OLAN DEFTER VE BELGELERİN İNCELEMEYE İBRAZ EDİLEMEMESİ YÜKÜMLÜYÜ, KATMA DEĞER VERGİSİ İNDİRİMİNE İLİŞKİN KOŞULLARDAN İKİNCİSİ OLAN "İNDİRİM KONUSU YAPILAN VERGİLERİN ALIŞ BELGELERİNDE AYRICA GÖSTERİLMİŞ OLMASI"NI KANITLAMA SORUMLULUĞUNDAN KURTARMAZ. TİCARİ İCAPLARA GÖRE KENDİSİNE MAL VE HİZMET SUNAN KİŞİ VE KURULUŞLARI BİLMEK DURUMUNDAKİ BİR ALICININ, GEREKLİ GİRİŞİMLERDE BULUNARAK EMTİA ALIMINA İLİŞKİN BELGELERİN VARLIĞINI İSPAT OLANAĞINA SAHİP OLDUĞUNUN KABULÜ GEREKMEKTEDİR. MAHKEMECE, YÜKÜMLÜDEN İBRAZ EDEBİLECEĞİ FATURA VE BENZERİ VESİKALAR İSTENEREK; 3065 SAYILI KATMA DEĞER VERGİSİ KANUNUNUN 29 VE 34 ÜNCÜ MADDELERİ UYARINCA İHTİLAFLI DÖNEMDE İNDİRİM KONUSU YAPILAN KATMA DEĞER VERGİLERİNİN, DAVACI ŞİRKETE YAPILAN TESLİM VE HİZMETLER DOLAYISIYLA DÜZENLENEN FATURA VE BENZERİ VESİKALARDA YER ALIP ALMADIĞININ TESPİTİ İÇİN, İBRAZ EDİLECEK BU FATURALARDAN VERGİ DAİRESİ DE HABERDAR EDİLİP, GERÇEK MAL TESLİMİ VE HİZMET ALIMINA İLİŞKİN OLUP OLMADIKLARININ ARAŞTIRILMASI SURETİYLE DAVA HAKKINDA KARAR VERİLMESİ GEREKİRKEN, TARHİYATIN TERKİNİNDE YASAYA UYGUNLUK BULUNMAMAKTADIR.
İSTEMİN ÖZETİ : Yükümlü şirketin iş merkezinde 17.6.2001 tarihinde meydana gelen hırsızlık sonucu 1995-2001 yıllarına ait defter ve belgelerinin çalındığından bahisle incelemeye ibraz edilmemesi üzerine düzenlenen inceleme raporu uyarınca katma değer vergisi indirimleri kabul edilmeyerek 1998 yılının tüm dönemleri için salınan katma değer vergisine karşı açılan davada, İstanbul 4.Vergi Mahkemesi 15.10.2002 günlü ve E.2002/1580, K:2002/2431 sayılı kararıyla; olayda mücbir sebep hali olduğu inceleme elemanınca kabul edilerek ceza önerilmediği, iradesi dışında defter ve belgeleri zayi olan yükümlü şirketin olaydan sonra da iyi niyetle kendiliğinden vergi dairesine başvurarak vergi dairesini bilgilendirdiği, bu başvurusu üzerine inceleme başlatıldığı, başkaca re'sen tarh nedeninin bulunmadığı, bu durumda olayın niteliği ve yükümlü şirketin vergi ödevlerini zamanında yerine getiren düzgün bir mükellef olduğu gözönüne alındığında yapılan tarhiyatın hakkaniyet ve vergi adaletine aykırı olduğu gerekçesiyle tarhiyatı kaldırmıştır.
Vergi dairesi başkanlığının temyiz istemi üzerine Danıştay Dokuzuncu Dairesi 16.3.2004 günlü ve E:2003/112, K:2004/2107 sayılı kararıyla; 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 30 uncu, 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 29 ve 34 üncü maddeleri hükümleri karşısında, katma değer vergisinin indirim konusu yapılabilmesi için, indirim konusu yapılacak verginin fatura veya benzeri belgeler ile gümrük makbuzu üzerinde ayrıca gösterilmesi ve söz konusu belgelerin defterlere kaydedilmiş olması gerektiği, öte yandan, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 3 üncü maddesinin ( b ) bendinde ifade edildiği gibi, vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyetinin saptanması gerektiği, ayrıca idari yargıda re'sen araştırma ilkesinin esas olduğu, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 20 inci maddesinde; Danıştay, idare ve vergi mahkemelerinin bakmakla yükümlü oldukları davalara ait her çeşit incelemeyi kendiliklerinden yapmalarının öngörüldüğü, buna göre, bakılan davalarla ilgili dosyada mevcut bilgi ve belgelerin gerçeğe ulaşılmasında yeterli görülmemesi halinde, mahkemelerce madde hükmünde öngörülen her türlü incelemenin yapılmasının, gerek re'sen araştırma ilkesi, gerekse sözü geçen kanun hükmü karşısında zorunluluk arzettiği, gerçeğe ulaşılma doğrultusunda yapılan araştırma ve incelemelerin idarenin yerine geçme olarak düşünülemeyeceği, olayda, çalınması nedeniyle ibraz edilemeyen defter ve belgeler nedeniyle vergi matrahının tamamen veya kısmen maddi delillere dayanılarak saptanması olanağı ortadan kalkmış olduğundan, re'sen takdir nedeninin varlığının kabulünün zorunlu hale geldiği, ancak defter ve belgelerin çalınmış olmasının, yukarıda belirtilen ispat ve ibraz yükümlülüğünü ortadan kaldırmaya dayanak sayılabilecek hukuki bir neden olarak düşünülemeyeceği, zira, ticari icaplara göre emtia satın aldığı kişi veya kuruluşları tanımak ve bilmek durumundaki bir alıcının, gerekli girişimleri yaparak emtia alımına ilişkin belgelerin mevcudiyetini ispat olanağına her zaman sahip bulunduğu, bu durumda, ispat külfeti kendisine düşen yükümlüler tarafından ibraz edilebilen fatura ve benzeri vesikalara ilişkin katma değer vergisinin indirim konusu yapılabileceği, aksi halde indirimlerin kabul edilemeyeceği, bu açıklamalar karşısında, mahkemece öncelikle yükümlülere, emtia alışı yaptığı kişi veya kuruluşlardan ihtilaflı yılla ilgili olarak sağlayacağı belgelerin ibrazı için uygun bir süre verilmesi, bunun sonucunda ibraz edilen belgelerden davalı vergi dairesi müdürlüğünün de haberdar edilmesi suretiyle söz konusu faturaların gerçekten alış yaptığı emtialara ait alış faturaları olup olmadığının araştırılması ve gerçek alış faturaları göz önüne alınarak ödenmesi gereken verginin tespiti, gerekirse bu konuda bilirkişi incelemesi yaptırılarak varılacak sonuca göre karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle kararı bozmuştur.
Bozma kararına uymayan İstanbul 4.Vergi Mahkemesi 4.6.2004 günlü ve E:2004/1161, K:2004/141S sayılı kararıyla, tarhiyatın terkini yolundaki kararında ısrar etmiştir.
Israr kararı vergi idaresi tarafından temyiz edilmiş, vergi inceleme raporuna dayalı tarhiyatta yasaya aykırılık bulunmadığı ileri sürülerek bozulması istenmiştir.




SAVUNMANIN ÖZETİ : Temyiz isteminin reddi gerektiği yolundadır.
Danıştay Tetkik Hakimi Gülsen BİŞKİN'in Düşüncesi : Temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar ısrar kararının bozulmasını sağlayacak durumda bulunmadığından temyiz isteminin reddi gerektiği düşünülmektedir.
Danıştay Savcısı Zerrin GÜNGÖR'ün Düşüncesi: İdare ve Vergi mahkemelerince verilen kararların temyizen incelenerek bozulabilmesi için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirtilen nedenlerin bulunması gerekmektedir.
Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, söz konusu maddede yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddi ile temyiz edilen Mahkeme ısrar kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay Vergi Dava Daireleri Genel Kurulunca, dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
KARAR : Yükümlü şirketin işyerinde 17.6.2001 tarihinde meydana gelen hırsızlık sonucu 1995-2001 yıllarına ilişkin defter ve belgelerinin çalındığından bahisle incelemeye ibraz edilememesi üzerine katma değer vergisi indirimleri kabul edilmeyerek 1998 yılı için adına salınan katma değer vergisini kaldıran vergi mahkemesi ısrar kararı vergi dairesi başkanlığı tarafından temyiz edilmiştir.
3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 29 uncu maddesinin 1 inci fıkrasının a bendinde, mükelleflerin yaptıkları vergiye tabi işlemleri üzerinden hesaplanan katma değer vergisinden, kanunda aksine hüküm olmadıkça faaliyetlerine ilişkin olarak kendilerine yapılan teslim ve hizmetler dolayısıyla hesaplanarak düzenlenen fatura ve benzeri vesikalarda gösterilen katma değer vergisini indirebilecekleri, aynı Kanunun 34 üncü maddesinin 1 inci bendinde de, yurt içinden sağlanan veya ithal olunan mal ve hizmetlere ait katma değer vergisinin, alış faturası veya benzeri vesikalar ve gümrük makbuzu üzerinde ayrıca gösterilmek ve bu vesikalar kanuni defterlere kaydedilmek şartıyla indirilebileceği belirtilmiştir. Öngörülen bu koşullarla, vergilendirmede belge düzeninin yerleştirilmesi amaçlanmıştır.
Yargı kararıyla çalındığı saptanmış olan defter ve belgelerin incelemeye ibraz edilememesi yükümlüyü, katma değer vergisi indirimine ilişkin koşullardan ikincisi olan "indirim konusu yapılan vergilerin alış belgelerinde ayrıca gösterilmiş olması"nı kanıtlama sorumluluğundan kurtarmaz.
Ticari icaplara göre kendisine mal ve hizmet sunan kişi ve kuruluşları bilmek durumundaki bir alıcının, gerekli girişimlerde bulunarak emtia alımına ilişkin belgelerin varlığını ispat olanağına sahip olduğunun kabulü gerekmektedir.

Mahkemece, yükümlüden ibraz edebileceği fatura ve benzeri vesikalar istenerek; 3065 sayılı Katma Değer vergisi Kanununun 29 ve 34 üncü maddeleri uyarınca ihtilaflı dönemde indirim konusu yapılan katma değer vergilerinin, davacı şirkete yapılan teslim ve hizmetler dolayısıyla düzenlenen fatura ve benzeri vesikalarda yer alıp almadığının tespiti için, ibraz edilecek bu faturalardan vergi dairesi de haberdar edilip, gerçek mal teslimi ve hizmet alımına ilişkin olup olmadıklarının araştırılması suretiyle dava hakkında karar verilmesi gerekirken, tarhiyatın terkininde yasaya uygunluk bulunmamaktadır.
SONUÇ : Bu nedenlerle, temyiz isteminin kabulüne, İstanbul 4.Vergi Mahkemesinin 4.6.2004 günlü ve E:2004/1161, K:2004/1418 sayılı ısrar kararının bozulmasına, yeniden verilecek kararda hüküm altına alınacağından yargılama giderleri yönünden hüküm kurulmasına gerek bulunmadığına, 24.12.2004 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

Muhasebe ve Mevzuat Grubu

Hüseyin Ust Mevzuat Forumu Facebook Sayfası

Kişisel Blog Sayfam
31-08-2009 11:44 AM
Web Sayfasını Ziyeret Edin Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
Y.ERCAN
YÖNETİCİ
******
Mesajlar: 18,411
Tarih: May 2008
Üye no: 4845
Nerden: İstanbul
Rep Puanı: 87
Mesaj: #8
KULLANDIRILAN PARADAN DOLAYI MATRAH HESABI
T.C.
DANIŞTAY
DAIRE 3
Esas No : 1999/3615
Karar No : 2001/1821
Tarihi : 10.05.2001

ÖZET
Karşılıksız olarak kullandırılmış olan paraların şirketten çekildiği tarihler arasındaki süreler için adat uygulaması yapılması ve hesaplamada bu tarihler arasında merkez bankası reeskont oranının esas alınması gerekmektedir.
İstemin Özeti : Beyaz eşya, kağıt ve tekstil ticaretiyle uğraşan davacı şirket adına, 1997 yılında finansal açıdan güç durumda bulunmasına rağmen ortaklarının hissedarı oldukları bir başka kuruma alım satım ilişkileri vasıtasıyla çıkar sağlamak ve yine aynı kurumun iflasına yönelik davada şirketin iflasına karar verilmesini önleme açısından yüksek tutarda borçlarını ödemek suretiyle doğan önemli tutardaki alacaklarına faiz tahakkuk ettirmemek suretiyle örtülü kazanç dağıtımında bulunduğundan söz edilerek bulunan matrah farkı üzerinden re'sen, ayrıca taşıt alımında kullanılan araç kredileri nedeniyle aynı yıl için tahakkuk eden faiz tutarlarının taşıt maliyeti ile ilişkilendirilmeksizin doğrudan gider yazılmasının mümkün bulunmadığından bahisle bulunan matrah farkı üzerinden ikmalen salınan kurumlar vergisi fon payı ile bunlara bağlı olarak kesilen ağır kusur cezalarına karşı açılan davayı; 5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 17'nci maddesinin 1'inci fıkrasında şirketin kendi ortakları, ortaklarının ilgili bulunduğu gerçek ve tüzel kişiler, idaresi, murakabesi veya sermayesi bakımlarından vasıtalı vasıtasız olarak bağlı bulunduğu veya nüfuzu altında bulundurduğu gerçek ve tüzel kişiler ile olan münasebetlerinde emsaline göre göze çarpacak derecede yüksek veya düşük fiyat veya bedeller üzerinden yahut bedelsiz olarak alım satım, imalat, inşaat muamelelerinde ve hizmet ilişkilerinde bulunması, 3'üncü fıkrasında da şirketin 1 numaralı fıkrada yazılı kimselerle olan münasebetlerinde emsaline göre göze çarpacak derecede yüksek veya düşük komisyonlarla ödünç para alıp vermesi halinde kazancın tamamen veya kısmen örtülü olarak dağıtılmış sayılacağının kurala bağlandığı, her iki şirketin ortaklık durumunu gösteren belgelerin incelenmesinden ... Holding A.Ş.'nin üç ortağının alacağın temliki sözleşmeleriyle ... A.Ş.'nin bazı hissedarlarının hisselerini kendi adına devraldığı, ... A.Ş. nin bunun dışında 5 ortağının daha bulunduğu, her iki şirket kaydının ayrı tüzel kişilik olarak devam ettiği, .... Holding A.Ş.'ne ait 3.12.1997 tarihli ayrıntılı bilançoda ... A.Ş.'nin ... Holding A.Ş.'ye devredildiğini gösteren herhangi bir kayda rastlanılmadığı, ... A.Ş.'nin davacı şirket bünyesinde yer alan bir şirket olmadığı, ortakların ilişkide bulunduğu başka bir ortaklık olduğu, bu nedenle iki şirket arasında kanunun aradığı anlamda bir ilişkinin mevcut olduğu, olayda davacı şirketin ortaklarının ortağı bulunduğu ... A.Ş. adına başka kişi ve kurumlara ödeme yapmak suretiyle aktardığı paralar için geri ödeme yapılmadığı hususu da dikkate alındığında faiz tahakkuk ettirmemek suretiyle ona çıkar sağlamak maksadıyla hareket ettiği sonucuna ulaşıldığından Kurumlar Vergisi Kanununun 17 maddesinin 3. fıkrası uyarınca örtülü kazanç dağıtımında bulunduğundan bahisle ödemelerin Merkez Bankasınca ilan edilen döviz alış kurlarına göre Alman Markı cinsinden yapıldığı kabul edilerek bulunan matrah farkı üzerinden yapılan tarhiyatta isabetsizlik bulunmadığı, öte yandan ...'dan ve az miktarda da olsa başka bir şirketten vade farkı ödemek suretiyle satın alınan kağıtların yine ... A.Ş. ne maliyet fiyatına, vade farklarının da dikkate alınması durumunda zararına satılmak suretiyle Kurumlar Vergisi Kanununun 17'nci maddesinin 1. fıkrası gereğince örtülü kazanç sağlandığı anlaşıldığından, ...'ya ödenen vade farkının matrah farkı olarak dikkate alınması suretiyle re'sen yapılan tarhiyatta da yasaya aykırılık bulunmadığı, ikmalen yapılan tarhiyata gelince; davacı şirketin aldığı araçların finansmanı için kullandığı krediler nedeniyle araçların aktife girdiği tarihten sonra tahakkuk eden ve ödenen faiz giderlerini araçların maliyetine intikal ettirmeden doğrudan gider kaydetmesinde yasalara aykırılık bulunmadığından aksi yöndeki düşünceden hareketle bulunan matrah farkı üzerinden ikmalen yapılan tarhiyatta yasalara uyarlık bulunmadığı, matrah farkının tamamen davacının defter ve belgeleri üzerinden tespit edilmiş olması nedeniyle tarhiyata kusur cezası uygulanmasının hukuka uygun olacağı gerekçesiyle kısmen kabul ederek, ikmalen yapılan cezalı kurumlar vergisi ve fon payı tarhiyatını kaldıran, re'sen yapılan tarhiyata uygulanan ağır kusur cezalarını kusur cezalarına çeviren davanın re'sen yapılan kurumlar vergisi ve fon payı tarhiyatına ilişkin kısmını ise reddeden ... Vergi Mahkemesinin 31.5.1999 gün ve E: 1998/557, K: 1999/270 sayılı kararının; Vergi Dairesi Müdürlüğü tarafından, inceleme raporuna dayalı tarhiyatta yasalara aykırılık bulunmadığı, davacı şirket tarafından ise; Kurumlar Vergisi Kanununun 17. maddesinde öngörülen örtülü kazanca ilişkin yasal unsurların gerçekleşmediği, kullandırılan kaynağın kendilerine herhangi bir maliyeti olmadığı, somut herhangi bir tespitte bulunmadan yapılan tarhiyatta yasalara uyarlık bulunmadığı ileri sürülerek bozulması istemleridir.
Savunmanın Özeti: Davalı idare tarafından kararın kendi lehine bozulması gerektiği savunulmuştur.
Tetkik Hakimi: ...
Düşüncesi: Temyiz dilekçelerinde ileri sürülen iddialar Vergi Mahkemesi kararının bozulmasını sağlayacak durumda bulunmadığından, temyiz istemlerinin reddi gerektiği düşünülmektedir.
Savcı: ...
Düşüncesi: Temyiz dilekçelerinde öne sürülen hususlar, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasasının 49.maddesinin 1. fıkrasında belirtilen nedenlerden hiçbirisine uymayıp Vergi Mahkemesince verilen kararın dayandığı hukuki ve yasal nedenler karşısında anılan kararın bozulmasını gerektirir nitelikte görülmemektedir.

Açıklanan nedenlerle temyiz istemlerinin reddiyle Vergi Mahkemesi kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay Üçüncü Dairesince işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Temyize konu Vergi Mahkemesi kararının araç alımında kullanılan krediler için ödenen faiz giderlerinin araç maliyetine eklenmesi gerektiğinden bahisle tespit edilen matrah farkı üzerinden ikmalen salınan vergi ve cezaya ilişkin hüküm fıkrası ile davacı şirketin ortaklarının ortak olduğu bir başka şirkete maliyet bedeli üzerinden kağıt satışı yapılmak suretiyle örtülü kazanç dağıtımında bulunulduğundan söz edilerek bulunan matrah farkı üzerinden re'sen salınan vergi ve cezaya ilişkin hüküm fıkrası aynı gerekçe ve nedenlerle Dairemizce de uygun görülmüştür. 5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 17. maddesinde, kazancın tamamen veya kısmen örtülü olarak dağıtılmış sayılacağı haller belirtilmiş ve bunlar arasında şirketlerin ortaklarının ilgili bulunduğu gerçek ve tüzel kişiler ile olan münasebetlerinde emsaline göre göze çarpacak derecede yüksek veya düşük faiz ve komisyonlarla ödünç para almaları veya vermeleri de örtülü kazanç dağıtımı olarak kabul edilmiş bulunduğundan ve davacı şirket tarafından da ihtilaflı dönemde şirket ortaklarının ortağı bulunduğu başkaca bir şirkete karşılığında faiz tahakkuk ettirilmeksizin o şirketin üçüncü kişilere olan borçlarının ödenmesi yoluyla ödünç para verilmesi suretiyle örtülü kazanç dağıtımı yapıldığı hususu saptanmış olduğundan re'sen takdir yoluyla tarhiyat yapılmasında yasaya aykırılık görülmemiş ise de; matrah farkının hesaplanmasında, davacı şirketin ortaklarının ortağı bulunduğu ... A.Ş.'ye karşılıksız olarak kullandırılmış olan paraların şirketten çekildiği tarihler ile 31.12.1997 tarihi arasındaki süreler için adat uygulaması yapılması ve hesaplamada o tarihler arasında ... Bankası tarafından uygulanmış olan reeskont faiz oranının esas alınması gerekmektedir. Bu nedenle, matrah farkının ... A.Ş.'ye ve onun adına üçüncü şahıslara yapılan ödemeler yoluyla verilen paraların döviz cinsinden verilen borç olarak düşünülmesi ve yıl sonunda oluşan kur farkının esas alınması suretiyle belirlenmesinde hukuka uygunluk görülmemiştir.
SONUÇ : Açıklanan nedenlerle davacı temyiz isteminin kısmen kabulü ile ... Vergi Mahkemesinin 31.5.1999 gün ve E: 1998/557, K: 1999/270 sayılı kararının karşılıksız olarak borç verilen paraların örtülü kazanç olarak dağıtılması yönünden bulunan matrah farkına ilişkin hüküm fıkrasının bozulmasına, tarafların öteki hususlara yönelik temyiz istemlerinin ise reddine ve kararın bu hususlara ilişkin hüküm fıkralarının onanmasına, davacıdan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı ( 3 ) sayılı tarife uyarınca nispi harç alınmasına, yeniden verilecek kararda karşılanacağından yargılama giderleri yönünden hüküm verilmesine gerek olmadığına 10.5.2001 gününde fon payı yönünden oyçokluğu, diğer kısımlarda ise oybirliğiyle karar verildi.

Muhasebe ve Mevzuat Grubu

Hüseyin Ust Mevzuat Forumu Facebook Sayfası

Kişisel Blog Sayfam
01-09-2009 03:33 PM
Web Sayfasını Ziyeret Edin Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
Y.ERCAN
YÖNETİCİ
******
Mesajlar: 18,411
Tarih: May 2008
Üye no: 4845
Nerden: İstanbul
Rep Puanı: 87
Mesaj: #9
ANABAYİYE NORMALİNDEN DAHA DÜŞÜK BEDELLİ SATIŞLARIN ÖRTÜLÜ KAZANÇ DAĞITIMI OLMAYACAĞI
T.C.
DANIŞTAY
DAIRE 4
Esas No : 2003/245
Karar No : 2004/59
Tarihi : 20.01.2004

ÖZET
Ana bayi konumundaki bir firmaya diğer bayilerden daha düşük bedelle mal satılması halinde örtülü kazanç dağıtımından söz edilemeyeceği hk.
İstemin Özeti : 1999 yılı işlemleri incelenen davacı şirketin ana bayii konumundaki ... Dış Ticaret Anonim Şirketine yaptığı bazı satışlarda emsaline göre düşük fiyat uygulamak suretiyle örtülü kazanç dağıttığı ileri sürülerek re'sen kurumlar vergisi salınmış, fon payı hesaplanmış, vergi ziyaı cezası kesilmiştir. İstanbul 8. Vergi Mahkemesi 18.9.2002 günlü ve E:2002/58, K:2002/1521 sayılı kararıyla; davacı şirket tarafından; ... Dış Ticaret Anonim Şirketinin ana bayii durumunda olduğu, toplam ciro içinde % 45.79 payı bulunduğu, bu nedenle diğer bayilerle emsal karşılaştırılması yapılamayacağı ileri sürülmüşse de, yapılan tarhiyatın emsal satış bedelindeki farklılıktan kaynaklandığı, şirket yetkilisinin, toplam bayi sayısının 394 adet olduğu, ... Dış Ticaret, Anonim Şirketi hariç kalan 393 bayii için birim satış fiyatlarının sabit olduğu yolundaki ifadesi dikkate alındığında, davacı şirketin aynı emtiayı ... Dış Ticaret Anonim Şirketine bilerek ve isteyerek diğer firmalara göre daha düşük fiyatla sattığı ve bu şekilde örtülü kazanç dağıtımında bulunduğu sonucuna ulaşıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir. Davacı şirket, tüm bayilerin aynı durumda olmadığını, ana bayii konumundaki ... Dış Ticaret Anonim Şirketinin davacı şirketin yıllık satış tutarının % 45.79'unu gerçekleştirdiğinden daha düşük fiyat uygulanmasının ticari icaplara uygun olduğu, dolayısıyla nitelikleri gereği diğer firmaların emsal araştırmasına konu olamayacağını, örtülü kazanç dağıtımı bulunmadığını ileri sürmekte ve kararın bozulmasını istemektedir.
Savunmanın Özeti: Yasal dayanağı bulunmayan temyiz isteminin reddi gerektiği yolundadır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay Dördüncü Dairesince gereği görüşüldü:
KARAR : 5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 17. maddesinin 2362 sayılı Kanununun 12 nci maddesiyle değişik 1 numaralı bendinde, şirketin kendi ortakları, ortaklarının ilgili bulunduğu gerçek ve tüzel kişiler, idaresi, murakabesi veya sermayesi bakımlarından vasıtalı vasıtasız olarak bağlı bulunduğu veya nüfuzu altında bulundurduğu gerçek ve tüzel kişiler ile olan münasebetlerinde emsaline göre göze çarpacak derecede yüksek fiyat veya bedeller üzerinden yahut bedelsiz olarak alım, satım, imalat, inşaat muamelelerinde ve hizmet ilişkisinde bulunması halinde kazancın tamamen veya kısmen örtülü olarak dağıtılmış sayılacağı belirtilmiştir. Bu durumda örtülü kazanç dağıtımı; kurum kazancının tamamının veya belli bir kısmının vergiye tabi olmaksızın ve 17 nci maddede belirlendiği üzere belli ilişkiler içide bulunan gerçek ve tüzel kişilere kurum varlığından bedelsiz kıymet verilmesi veya mal ve hizmet alım satımlarına emsalinden çok farklı fiyatlar uygulanması suretiyle aktarılmasıdır. Yine aynı Kanunun 15'inci maddesinin 3 üncü bendinde sermaye şirketlerince dağıtılan örtülü kazançların kurum kazancının tespitinde indirim konusu yapılamyacağı ifade edilmiştir.
Mobil telefon ithalatı ile toptan ticareti konusunda faaliyet gösteren davacı şirketin 1999 yılı işlemlerinin incelenmesi sonucu şirketin ana bayii konumunda olan ve aynı holdingin bünyesinde faaliyette bulunan ... Dış Ticaret Anonim Şirketi % 45.79 ile toplam ciro içindeki payı en yüksek bayi durumundadır. Ana bayii konumundaki bu şirket de iki şube kurmuş, bu şubeler davacı şirketten satın alınan ürünleri tüm bayilere uygulanan liste fiyatından satması şartıyla bayii olarak hizmete başlamıştır. Bir başka deyişle iki şube ile diğer bayilere aynı satış fiyatı uygulanmaktadır. İnceleme elemanı ... Dış Ticaret Anonim Şirketi ile diğer bayilere uygulanan satış fiyatlarını karşılaştırarak örtülü kazanç dağıtıldığını sonucuna ulaşmıştır. Emsal karşılaştırması sırasında ölçü alınacak fiyatların, işletme içi emsaller arasından seçilmesi halinde; bu birimlerin niteliğinin ve iş hacimlerinin somut olarak ortaya konularak, bunların birbirine uygulandığının karşılaştırmada dikkate alınması gerekmektedir. Olayda, ... Dış Ticaret Anonim Şirketinin hem ana bayi konumunda olması, hem de davacı şirketin toplam cirosunun yarıya yakın kısmının gerçekleştirilmesi nedeniyle daha düşük fiyatla mal satın alması, şubeleri ile diğer bayilerin aynı fiyat üzerinden satış yapacak şekilde hizmet vermesi, ticari icaplara uygundur. Bu haliyle diğer bayilere uygulanan satış fiyatı emsal alınarak daha düşük fiyatla satış yapıldığından ve örtülü kazanç dağıtıldığından söz etmek mümkün olmadığından aksi yöndeki mahkeme kararında isabet görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle ykümlü kurum temyiz isteminin kabulü ile vergi mahkemesi kararının bozulması gerekeceği düşünülmektedir.
SONUÇ : Açıklanan nedenlerle ... 8. Vergi Mahkemesinin 18.9.2002 günlü ve E: 2002/58, K:2002/1521 sayılı kararının bozulmasına 20.1.2004 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

Muhasebe ve Mevzuat Grubu

Hüseyin Ust Mevzuat Forumu Facebook Sayfası

Kişisel Blog Sayfam
01-09-2009 03:37 PM
Web Sayfasını Ziyeret Edin Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
Y.ERCAN
YÖNETİCİ
******
Mesajlar: 18,411
Tarih: May 2008
Üye no: 4845
Nerden: İstanbul
Rep Puanı: 87
Mesaj: #10
Ortağa Aktarılan Kredi
T.C.
DANIŞTAY
DAIRE 3
Esas No : 2000/2317
Karar No : 2003/3286
Tarihi : 28.05.2003

ÖZET
Bankadan aldığı ihracatlı döviz kredisinin bir kısmını faiz almaksızın şirket ortağına kullandıran davacı kurumun örtülü kazancı dağıttığının kabulü gerekmektedir.
istemin Özeti: 1998 yılı işlemlerinin incelenmesi sonucu bankadan aldığı ihracatlı döviz kredisinin şirket ortağına kullandırılan kısmının örtülü kazanç dağıtımı olduğu belirtilip bankanın uyguladığı faiz oranlarının ortalaması esas alınarak bulunan matrah farkı üzerinden davacı adına re'sen salınan ağır kusur cezalı kurumlar vergisi ve fon payı ile Vergi Kanununun 353. maddesinin 6. bendine göre kesilen özel usulsüzlük cezasını; kullandığı kredinin 241.918- Dolarlık kısmını yasal kayıtlarına intikal ettirerek bu tutara isabet eden faiz ödemelerini gider kaydettiği, şirket ortağınca kullanılan 258.082- Dolarlık kısmın şirketle hiç bir Şekilde ilişkilendirilmediği anlaşılan olayda Kurumlar Vergisi Kanununun 17. maddesinin 3. bendine göre örtülü kazancın varlığından söz edilemeyeceği, özel usulsüzlük cezası kesilmesini gerektiren fiilin somut olarak saptanmadığı gerekçesiyle kaldıran Antalya Vergi Mahkemesinin 30.12.1999 gün ve E: 1999/608, K: 1999/753 sayılı kararının; kullandığı kredinin büyük bir kısmını şirket ortağına aktarmak suretiyle örtülü kazanç dağıttığı vergi inceleme raporuyla belirlenen davacı adına yapılan cezalı tarhiyatta yasaya aykırılık bulunmadığı ileri sürülerek bozulması istemidir.
Savunmanın Özeti: Savunma verilmemiştir.
Tetkik Hakimi:
Düşüncesi: Ticari amaçlı olarak bankadan kullandığı ihracatlı döviz kredisinin bir kısmını faiz almaksızın şirket ortağına devrederek örtülü kazanç dağıttığı anlaşılan davacı adına yapılan cezalı tarhiyatta yasaya aykırılık bulunmadığı, bu nedenle temyize konu vergi mahkemesi kararının bozulmasının uygun olacağı düşünülmektedir.
Savcı:
Düşüncesi: Temyiz başvurusu, davacı şirketin uyuşmazlık dönemine ilişkin işlemlerinin incelenmesi sonucu düzenlenen inceleme raporuna dayanılarak adına re'sen salınan vergi, fon payı ile bunlara bağlı olarak kesilen ağır kusur cezaları ve özel usulsüzlük cezasına karşı açılan davayı kabul eden vergi mahkemesi kararının bozulması istemine ilişkindir.
5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 17. maddesinin 3. fıkrasında; şirketin kendi ortaklarıyla münasebetlerinde emsaline göre göze çarpacak derecede yüksek veya düşük faizle ödünç para alır veya verirse, kazancın örtülü olarak dağıtılmış sayılacağı öngörülmüş olup, bu fıkra hükmü uyarınca şirket bünyesi içinde oluşan veya oluşması gereken kazancın normal yollar dışında şirketin ortaklarına aktarılması, dolayısıyla hangi nedene bağlı olursa olsun ortaklarına menfaat sağlanmış bulunması örtülü kazanç dağıtımı konusundaki iradenin var sayılması için yeterli olduğu kabul edilmiştir.
Olayda, davacı şirketin ... Bankası ... Şubesinden aldığı ihracat kredisinin 258.082-Dolarlık kısmını ortağı ve kanuni temsilcisine faiz alınmaksızın devrettiği sabittir.
Bu durumda, şirketçe işletilmeyip yanlızca bankalara vadeli olarak yatırılması halinde dahi büyük miktarda faiz ve kur farkı geliri sağlayacağı kesin olan bu paranın, bedelsiz olarak şirket ortağı ve kanuni temsilcisine kullandırılmasının davacı şirketin örtülü kazanç dağıtımında bulunduğunu gösterdiğinden, ortakça bankadan çekilen 258.082- Dolar kredinin şirket kayıtlarına intikal etmediği ve buna ilişkin faizin de kanuni defterlerine gider olarak yazılmadığından borç paranın şirket tarafından değil bankaca verildiğinin kabulü gerektiği gerekçesiyle cezalı tarhiyatın kaldırılması yolunda verilen vergi mahkemesi kararında yasal isabet görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle temyiz isteminin kabulü ile temyize konu vergi mahkemesi kararının bozulmasının uygun olacağı düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay Üçüncü Dairesince işin gereği görüşülüp düşünüldü: 1998 yılında örtülü kazanç dağıttığı görüşüyle davacı adına yapılan cezalı tarhiyat ile kesilen özel usulsüzlük cezasını kaldıran vergi mahkemesi kararı temyiz edilmiştir.
Gelir Vergisi Kanunu ve Kurumlar Vergisi Kanunu; gelirin ve kurum kazancının vergilendirilmesinde işletme ile işletme sahibini ve kurum ile paydaşlarını, işletme ve kurumdan ayrı tutmuş; sistemi bu ayrılığı temel alarak kurmuştur.
İşletme ve kurum ile işletme sahipleri ya da paydaşlarının ilişkisinden doğan işlemler hakkındaki hukuksal durum, Gelir Vergisi Kanununun 41. maddesiyle, Kurumlar Vergisi Kanununun 15, 16 ve 17. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu kurallarla, işletmenin geliri veya kurum kazancının bir kısmının vergilendirme dışında bırakılması önlenmek istenmiştir. Vergi Usul Kanunundaki tüm kurallar da bu esasa ilişkin düzenlemeler içermektedir.
Teşebbüs sahibi, eşi ve çocuklarının işletmeden çektiği değerlerin; teşebbüs sahibinin işletmeye koyduğu sermayeye yürütülecek faizlerin; cari hesap yoluyla alacaklandırılmaları nedeniyle hesaplanan faizlerin; işletmenin gideri kabul edilmemesinin nedeni budur. Aynı şekilde Kurumlar Vergisi Kanunumuzda da özsermaye üzerinden hesaplanan faizler; örtülü sermayeye yürütülen faizler gibi sermaye şirketlerince dağıtılan örtülü kazançlar da kurumun gayrisafi kazancından indirilemeyen ödemeler olarak kabul edilmiştir.

Sistemin bu şekilde kuruluşu nedeniyle tanımları Kurumlar Vergisi Kanununun 16 ve 17. maddelerinde yer alan örtülü sermaye ve örtülü kazanç dağıtımı, kurum kazancının dolaylı yollarla ve yasaya aykırı olarak aşındırılmasına yol açan durumlardan kabul edilmiştir. Kurumlar Vergisi Kanunundaki bu düzenlemelerden dolayı kurum ile paydaşları arasındaki ilişkinin, kurumun üçüncü kişilerle olan ilişkisinden farklı bir içerik kazanması önlenmiştir.
Kurumlar Vergisi Kanununun 15, 16 ve 17. maddelerindeki kurallar karşısında ticari yaşamın olağan işleyişi içinde kurumların, paydaşları ya da sıkı ekonomik ilişkide bulunduğu gerçek ve tüzel kişilere belli ölçüleri aşmamak üzere borçlu kalabilecekleri gibi onlardan alacaklı da kalabileceklerinin ilke olarak kabul edildiği anlaşılmaktadır. Ancak, kuruma ait kaynakların kurum kayıtları dışında tutularak paydaşlara veya belirtilen kimselere karşılıksız kullandırılması, Vergi Usul Kanununun 3. maddesi gereği iktisadi, ticari ve teknik gereklere uygun düşmeyen ve olağan görülemeyecek alışılmamış durumlardan olduğu gibi Vergi Usul Kanununun kayıt ve belge düzenine ilişkin kurallarına da aykırıdır.
İşlemleri incelenen davacı kurumun Nisan 1998 ayında bir bankadan sağladığı 500.000- ABD Doları döviz kredisinin sadece yarısına yakınını işletme kayıtlarıyla ilgilendirdiği, yarısını aşan kısmını paydaşına aktararak kayıtları dışında bıraktığında tartışma bulunmamaktadır. Bu durum, dönem kayıtlarının Vergi Usul Kanununa uygun düzenlenmediğini göstermektedir.
Yukarıda açıklandığı gibi kurumun tüzel kişiliğinden ayrı bir varlık olması nedeniyle üçüncü kişi konumundaki paydaşına, izleyen yıla da yansıyacak şekilde yüksek miktarda nakit kaynağını karşılıksız kullandırması, ticari gereklere aykırı düşen davacı, bu işlemin nedenini; paydaşının kefil olduğu bir başka kişinin borcunu ödeyememesi nedeniyle paydaşın cebren takibinin önlemek olarak dava dilekçesinde açıklamıştır. Bu açıklamada yukarıdaki yargıyı doğrulamaktadır.
Kuruluş amacı mermer işletmeciliği olan ve yüksek miktarlardaki işletmeye ait nakit kaynağını karşılıksız olarak ve izleyen yılda da devam edecek şekilde paydaşının kullanımına bırakan ve bu işlemi kurum kayıtları dışında tutan davacı kurumun bu borç verme işleminden doğacak kazançtan yoksun bırakıldığı açıktır. Kredinin paydaşa aktarılan kısmına isabet eden faizlerin kurum tarafından gider yazılmamasının, bu durumu değiştirici bir yönü bulunmamaktadır.
Kurum bu işlemler yoluyla paydaşına, yoksun kaldığı düzeyde kazancını aktardığı gibi söz konusu kaynağın tümünü işletmenin gereksinmesinde kullanmaktan da yoksun kaldığı açık olduğundan, Kurumlar Vergisi Kanununun 17. maddesinde öngörülen koşulların gerçekleşmediği görüşüyle verilen kararda hukuka uygunluk görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle temyiz isteminin kabulü ile Antalya Vergi Mahkemesinin 30.12.1999 gün ve E: 1999/608, K: 1999/753 sayılı kararının matrahın miktarı hakkında karar verilmek üzere bozulmasına, 492 sayılı Harçlar Kanununun 13. maddesinin ( j ) bendi parantez içi hükmü uyarınca alınması gereken harç dahil olmak üzere yargılama giderlerinin yeniden verilecek kararda karşılanması gerektiğine 28.05.2003 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

Muhasebe ve Mevzuat Grubu

Hüseyin Ust Mevzuat Forumu Facebook Sayfası

Kişisel Blog Sayfam
05-09-2009 01:43 PM
Web Sayfasını Ziyeret Edin Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
« Önceki | Sonraki »
Cevapla 



Forum'a Git: