Hoşgeldin Misafir ! (GirişÜye Olun)

Vergi Ve Muhasebe Uygulamalarında Sıklıkla Yapılan Hatalar- I
Konuyu Açan Kişi: Feride
Cevap Sayısı: 4
Görüntülenme Sayısı: 20408

Cevapla 
 
Değerlendir:
  • 2 Oy - 5 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Vergi Ve Muhasebe Uygulamalarında Sıklıkla Yapılan Hatalar- I
Yazar Mesaj
Feride
Müdavim Üye
******
Mesajlar: 3,442
Tarih: Jul 2007
Üye no: 13
Nerden: İZMİR
Rep Puanı: 16
Mesaj: #1
Vergi Ve Muhasebe Uygulamalarında Sıklıkla Yapılan Hatalar- I
Vergi Ve Muhasebe Uygulamalarında Sıklıkla Yapılan Hatalar

1. GİRİŞ


Bu çalışmanın birinci amacı, şirketlerin muhasebe kayıtlarında yer alan vergisel hataların neler olduğunu göstermek ve bu konularda bilgi sahibi olunması sağlanarak, bu tür hataların 2006 hesap döneminden başlamak üzere tekrarlanmamasını sağlamaktır. Çalışmanın ikinci amacı da grup şirketleri arasında aynı işlem ile ilgili olarak farklı yapılan muhasebe kayıtlarının tespiti ile grup şirketlerin muhasebe kayıtlarında tekdüzelik sağlanması yoluyla konsolidasyonun daha etkin bir biçimde yapılmasını sağlamaktır.

Bu amaçla çalışmada öncelikle vergisel hatalar ile ilgili olan bölüm düzenlenmiş, daha sonraki bölümde de muhasebesel hata ve farklılıklar ele alınmıştır.


2. VERGİSEL DÜZENLEMELERDE DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN (GENELDE HATA YAPILAN) UYGULAMALAR

2.1 MEVDUAT VE KREDİ FAİZİ TAHAKKUKLARI

5228 sayılı Kanunun 59/1-b ve 59/1-c hükümleri ile, mevduat veya kredi sözleşmelerine dayanan alacak ve borçların, değerleme gününe kadar işlemiş faizleriyle birlikte dikkate alınacağı hükme bağlanmıştır. Dolayısıyla ilgili dönem sonları (geçici vergi ya da hesap dönemi sonu) itibariyle yapılacak değerlemede ;

• TL ya da döviz cinsinden Türkiye’de ya da yabancı ülkelerde (off-shore dahil) açılmış her türlü vadeli ya da vadesiz mevduat hesapları için işlemiş sayılan faiz tutarı hesaplanarak gelir yazılacak ve vergi matrahına dahil edilecektir.

• Repo işlemlerinden doğan ve değerleme gününe kadar geçen süreye isabet eden gelirlerin de hesaplanarak matraha dahil edilip edilmeyeceği tartışmalıdır. Maliye Bakanlığı’nın açıklamaları yakından takip edilmelidir.

• Kredi faizlerinin hesaplanarak gider yazılması ve vergi matrahından düşülmesi uygulamasına eskiden olduğu gibi devam edilecektir.

Stopaja tabi mevduat faizlerinin stopaj dahil brüt tutarı üzerinden tahakkuk ettirilmesi gerekmekte olup, bu gelire isabet eden stopaj tutarının da belli şartlarla mahsubu mümkün bulunmaktadır.

2.2 TAHSİLAT – ÖDEME SINIRININ AŞILMASI


8.000.- YTL’lık Tahsilat - Ödeme sınırını aşan bir hareket, banka ya da finansal kurumlar dışında (tahsilat – tediye makbuzları vb.) gerçekleştirildiğinde bu tür işlem yapanlara 337 nolu VUKGT uyarınca, birinci sınıf tüccarlar (dolayısıyla kurumlar) ile serbest meslek erbabı için bundan böyle 2006 yılında her bir işlem için, 1.290.-YTL’ndan az olmamak üzere, işleme konu tutarın %5’i nispetinde özel usulsüzlük cezası kesilecektir. Bu cezanın uygulanmasında, mükellef bazında yıllık üst limit yoktur. (1.290.-YTL olan asgarî maktû ceza tutarı, izleyen yıllarda yeninde değerleme oranında artarak uygulanacaktır.)

Ayrıca kasa hesabımızda işletme faaliyetleri ile örtüşmeyen büyük tutarların bulunması, tahsilat ya da ödemelerin yapılması halinde olası incelemelerde dikkat çekecek konulardan biri haline gelebilecek olduğundan dönem sonlarında kasa hesabının bakiyesi gözden geçirilmelidir.

Vadeli Satışlarda : Örnek: Mükellef A, 30.000.-YTL bedelindeki bir malını satmış ve bunun faturasını düzenlemiştir. Ancak malın bedeli 5 taksit halinde ödenecektir. Fatura bedeli belirlenen limiti aştığından taksit tutarları banka, özel finans kurumları ve PTT aracılığıyla ödenecektir.

Cari Hesap Kullanılmasında: İşletmelerin kendi ortakları ile diğer gerçek ve tüzel kişilerle olan ve herhangi bir ticari içeriği olmayan nakit hareketlerinde işlem tutarı 8.000.- Yeni Türk Lirasını aşıyor ise bunlar da tevsik kapsamında olacağından banka, özel finans kurumları veya PTT aracılığıyla tahsilat ve ödemeler yapılacaktır.

Örnek: A işletmesi ortağı olan B işletmesinden nakit olarak borç almıştır. Bu borç ticari bir içeriği olmamakla beraber nakit hareketi söz konusu olduğundan bedelin 8.000.- Yeni Türk Lirasını aşması halinde tahsilat ve ödemeler banka, özel finans kurumları ve PTT aracılığıyla yapılacaktır.

Burada belirsiz olan konu cari hesaplarda mahsup yapılması halinde (tahsilat ya da ödemenin söz konusu olmadığı hallerde) bu tür hareketlerinde bankalar üzerinden gerçekleştirilmesinin zorunlu olup olmadığıdır. (limiti geçen tutarların) MB’ı alacağın temliki halinde bu tür sözleşmelerin noterden olması gerektiğini savunmaktadır. İstanbul Defterdarlığı Usul Gelir Müdürlüğü tarafından verilen 10.03.2004 tarihli ve B.07.4.DEF.0.34.20/VUK-Mük.257 sayılı muktezası aşağıdaki gibidir.

“323 sıra numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinin Tevsiki Zorunlu Olmayan Ödemeler ve Tahsilatlar başlıklı 4’üncü maddesinde ise,“ Tevsik zorunluluğu kapsamına giren kişiler ile nihai tüketicilerin genel ve katma bütçeli idareler ile döner sermaye işletmelerine yapacakları ödeme veya tahsilat işlemlerine ilave olarak aşağıdaki kurum ve kuruluşlarda yapılan işlemler de ilave edilmiştir.
1- Sermaye piyasası aracı kurumlarında,
2- Yetkili döviz müesseselerinde,
3- Noterlerde,
4- Tapu idarelerinde

yapılan işlemlere konu ödeme ve tahsilatların belirtilen kurumlar aracı kılınarak yapılması zorunlu bulunmamaktadır.” denilmektedir.

Bu durumda, yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde şirketinizce 10.000.000.000.-Türk Lirasını aşan bir alacağınızın Borçlar Kanununun 162’nci maddesine göre düzenlenen temlik sözleşmesi ile bir başkasına devir edilmesi halinde söz konusu temlik sözleşmesinin noterde düzenlenmesi koşulu ile yapılacak borç ödemesinin banka, özel finans kurumu veya PTT aracı kılınmadan tevsik edilmesi mümkün bulunmaktadır.”

2.3 BELGE DÜZEN VE KONTROLÜ

İşletmemize mal – hizmet sağlayan firmalardan gelen faturaların varlığı tek başına anlam ifade etmemektedir. Böyle bir fatura geldiğinde faturayı düzenleyen firmanın faaliyet konusunun tarafımıza kesmiş olduğu fatura içeriği ile uyumunun, fiyat ve KDV tutarlarının kontrolü yapılmalıdır. Ayrıca bir mal hareketi söz konusu olduğunda sevk irsaliyesinin kontrolü yapılmalı (sevk irsaliyesinde malların teslim edildiğini tevsik eden imzaların varlığı şarttır), harekete ilişkin ödemelerin ( banka, çek, nakit vb.) çok açık bir şekilde belgelendiriliyor ve ilgili fiş eklerinde yer alıyor olmasına özen gösterilmelidir.

Faturası gelen firma ile ilgili herhangi bir şüphe oluşması durumunda müşavirinizden ilgili firmanın sahteciler listesinde yer alıp almadığı mutlaka kontrol ettirilmelidir.

Sevk irsaliyelerinde yapılan usul hatalarından dolayı (fiili sevk tarihinin yazılmaması, eksik nüsha, aracın durmaması, irsaliyenin tevsik edilememesi vb.) ilgili yıl içerisinde tarafımıza üç defa ceza kesilmesi halinde oluşabilecek işyeri kapatma cezası kaldırılmış olduğundan dava açılmasına gerek bulunmamakta olup, sadece Özel Usulsüzlük cezası kesilecektir. Bu cezayı da VUK’nun 376. maddesi uyarınca indirimli olarak ödeme imkanı bulunmaktadır.

Ayrıca masraf yansıtma faturalarında, hizmetin ne olduğu belirtilmeli, dağıtım anahtarları kullanılıyorsa yıllar itibari ile aynı prensipler devam ettirilmelidir.

2.3.1 FATURADA BULUNMASI GEREKEN UNSURLAR


• Fatura numarası
• Fatura tarihi

Fatura , irsaliye sevk tarihinden itibaren 7 gün içerisinde kesilmesi ve fatura tarihinin irsaliye sevk tarihini 7 günden daha fazla aşmaması gerekmekte olup, her halükarda ay sonu atlanmadan sevk irsaliyesi faturaya bağlanmalıdır.

• İrsaliye numarası
• İrsaliye düzenlenme ve sevk tarihi
• Maliye bakanlığı soğuk damgası
• Faturayı kesen - alan tarafın tam ünvanı
• Faturayı kesen - alan tarafın adresi
• Faturayı kesen - alan tarafın tarafın telefon ve faks numarası
• Faturayı kesen - alan tarafın vergi dairesi
• Faturayı kesen - alan tarafın vergi numarası
• Faturayı kesen tarafın yukardaki bilgileri gösteren kaşesi ve üstüne sorumlu kişinin imzasının vurulması
• Açıklamalar kısmında satılan malın veya verilen hizmetin anlaşılır biçimde açıklama olarak belirtilmesi

Birden çok farklı mal satışında her malın diğerinden farklı olduğunu gösteren tam tarifinin (kodunun) detaylı olarak yazılması. Daha önce alınan mal veya hizmetlere dair alınan faturaya istinaden kesilen satış faturalarının açıklamasında ‘.... nolu faturaya istinaden’ açıklamasının yer alması. Açıklamalarda belirtilen her malın miktar olarak ifadesinin kg, adet, kutu, paket, çuval, m3, cm3... olarak ifadesi. Her bir malın birim fiyatının, tutarının, toplam tutarın, iskontoların, KDV tutarı ve / veya tutarlarının TL,USD,Euro... olarak yazılması

• Fatura üzerinde yukarıda yazılan bilgiler üzerinde sonradan tükenmez kalemle yapılan düzeltmeler ve çizikler faturanın şekil şartlarını bozacağı için düzeltme yapılan tarafın uygun bir boşluğuna paraf atılarak ‘düzeltmeler tarafımızdan yapılmıştır’ yazısının yazılması, şirket damgası ve sorumlu imzasının atılması gerekir.

Mahsup fişlerine ekinde yer alan faturaların mutlaka orjinallerinin bulundurulması ve üzerinde bariz yırtık, çizik...gibi tahrifat bulunmaması gerekir. Faturalar mürekkeple, makine ile veya kopya kurşun kalemi ile doldurulmalıdır.

2.3.2 SEVK İRSALİYESİNDE BULUNMASI GEREKEN UNSURLAR

• İrsaliye numarası
• Fatura numarası
• İrsaliye düzenlenme tarihi
• İrsaliye sevk tarihi
• İrsaliyeyi kesen - alan tarafın tam ünvanı
• İrsaliyeyi kesen - alan tarafın adresi
• İrsaliyeyi kesen - alan tarafın tarafın telefon ve faks numarası
• İrsaliyeyi kesen - alan tarafın vergi dairesi
• İrsaliyeyi kesen - alan tarafın vergi numarası
• İrsaliyeyi kesen - alan tarafın yukardaki bilgileri gösteren kaşesi ve üstüne sorumlu kişinin imzasının vurulması
• Açıklamalar kısmında satılan malın veya verilen hizmetin anlaşılır biçimde açıklama olarak belirtilmesi

Birden çok farklı mal satışında, irsaliyeye konu olan her bir malın diğerinden farklı olduğunu gösteren tam tarifinin (kodunun) detaylı olarak yazılması. Faturada belirtilen mallar için yapılan açıklamalarla aynen örtüşmesi gerekir.

Faturalara ekli irsaliyelerin mutlaka orjinallerinin bulundurulması ve üzerinde bariz yırtık, çizik...gibi tahrifata uğramaması gerekir. İrsaliyeler; sabit kalemle veya daktiloda karbon kullanılarak veya, bilgisayarda print edilmek suretiyle yazılabilir. 206 seri nolu VUK Genel Tebliği uyarınca sevk irsaliyesi asgari üç nüsha olarak düzenlenmesi ve iki nüshasının taşıtta bulundurulması gerekmektedir. Söz konusu tebliğde en az üç nüsha düzenlenmeyen sevk irsaliyesinin hiç düzenlenmediği varsayılmaktadır.

2.3.3 FATURA VE İRSALİYELERLE İLGİLİ KARŞILAŞILABİLECEK ÖZELLİKLİ DURUMLAR

• Faturanın Mal Tesliminden Önce Düzenlenmesi

Satılan mallara ilişkin faturaların malın tesliminden önce düzenlendiği ve malın daha sonra sevk edildiği durumlarda, faturayı düzenleyenler malın daha sonra sevk edileceğini faturada belirteceklerdir. Malın tesliminden sonra faturaya malın teslim tarihi ve irsaliye numarası şerh verilerek fatura ve sevk irsaliyesi ilişkilendirilmelidir.

• İhracat ve İthalat İşlemlerinde Sevk İrsaliyesi:
İthalat ve ihracat işlemlerinde nakil vasıtalarındaki malların mevcudu tespit edilip mühürlendikten sonra Gümrük İdaresince verilen resmi belgelerin sevk irsaliyesi olarak kabul edilebilir. Ancak uygulamada ithal veya ihraç edilen mallara ilişkin olarak örneğin ithal edilen 300 ton mal için Gümrük İdarelerince tek bir belge düzenlenmektedir. Oysa bu mal 15'er tonluk 20 ayrı kamyonla taşınabilmektedir. Bu durumda Gümrük İdaresince düzenlenmiş resmi belgenin sevk irsaliyesi yerine geçmesi mümkün değildir. Dolayısıyla, ithalatçının her bir nakil vasıtası için ayrı ayrı sevk irsaliyesi düzenlemesi ve taşıtta bulundurması gerekmektedir. (Kanunda, ithal edilmiş olan veya ihraç edilecek olan malların sevk irsaliyesine bağlanmasına ilişkin hüküm bulunmamakla beraber taşınmakta olan ticari nitelikteki tüm mallarda irsaliye aranacağı yolundaki anlayış sonucunda ithal ve ihraç malları da dahil her türlü ticari mal taşınmasında irsaliye sorulmaktadır.)
İhracat işlemlerinde malın depolardan gümrüğe kadarki nakli Türkiye’de gerçekleşmiş bir nakil olduğu için bu işlemlerin sevk irsaliyesiyle ve Türkiye’den çıktıktan sonraki hareketi ise Gümrük İdaresince verilen resmi belgelerle tevsik edilmesi gerekir.
• Satın Alınan Malın Doğrudan Bir Başka Mükellefe Gönderilmesi:
Bir mükellefin başka bir mükellefe teslim edilmek üzere, üçüncü bir şahsa talimat vermek suretiyle mal sevkettirmesi durumunda, irsaliye aşağıdaki örnekte açıklandığı şekilde düzenlenecektir.
Örnek: X A.Ş.’ ni toptancı Y arayarak, perakendeciye kendi adına mal sevkiyatı yapılmasını istemiş olsun. Bu durumda X, irsaliyeyi düzenleyecek, bir nüshasını kendisine saklayacak, diğer iki nüshasını ise alıcı Z'ye verilmek üzere taşıtta bulunduracaktır. (Araçta iki nüsha irsaliye bulundurulması zorunludur.) Bununla birlikte irsaliye üçten fazla nüsha düzenleniyorsa bir örneğini, eğer üç nüsha düzenleniyorsa bir fotokopisini siparişi veren Y'ye yollayacaktır. Sevk irsaliyesinin müşteriler bölümüne ise ''Y adına Z'ye teslim edilmek üzere'' ibaresini yazacaktır. Her üç firmanın da faturalarını kayıtlara alırken bu irsaliyelerle ilişkilendireceği tabiidir.
• Birkaç Noktaya Yapılan Taşımalarda Mal Miktarı ve/veya Çeşidindeki Değişiklikler:
Bir mükellefin birden çok işyerleri ile şubeleri arasındaki mal sevkiyatında yaşanabilecek mal miktar ve/veya çeşit değişikliklerinde, aşağıdaki örnekte açıklandığı gibi sevk irsaliyesi düzenlenmelidir.
Örnek: Gümrükten çekilen ithal makina aksamını merkezden Ankara ve Malatya fabrikalarına götüren X A.Ş.'ne ait kamyonet, Malatya fabrikasına giderken Ankara'dan aldığı bir miktar numune malı da götürecektir. Numune malın Ankara - Malatya arasında sevk irsaliyesi olmaksızın hareket etmesi mümkün değildir. Bu durumda ya sadece numune mal için bir sevk irsaliyesi düzenlenerek makina aksamına ait irsaliye ile birlikte araçta bulundurulmalıdır ya da yeni bir sevk irsaliyesi düzenlenmeli ve bu irsaliyede hem makina aksamı hem de numune mala ait bilgiler yer almalıdır. Diğer taraftan, makina aksamına ait ilk sevk irsaliyesi artık malla birlikte Malatya’ya gitmeyeceğinden üzerinde yazılı olan ''Malatya Fabrikası'' çizilerek o da fiili duruma uydurulmalıdır.

2.4 SORUMLU SIFATI İLE STOPAJ VE KDV’NİN TAHAKKUK ETMESİ GEREKLİ DURUMLAR

Vergi uygulamalarında sorumlu sıfatı ile stopaj ve KDV’nin birlikte veya ayrı ayrı tahakkuk ettirilerek kayıtlara alınması gereken birçok farklı düzenleme bulunmaktadır. Sorumlu sıfatı ile stopaj ve KDV’nin gecikmeli olarak yerine getirilmesi ya da hiç yerine getirilmemesi tarhiyat konusu olmaktadır. Aşağıda firmaların en çok karşılaştığı hususlar özetlenecektir.


1- Serbest meslek faaliyeti çerçevesinde merkezi yurtdışında olan firmalara yapılan ödemelerde SS Stopaj ve KDV olabileceği unutulmamalıdır. (ilgili ülke ile imza altına alınmış çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmaları gözden geçirilmelidir)

2- Royalty bedelleri üzerinden (Gayri maddi hak olarak değerlendirildiğinden) % 22 stopaj oranı dikkate alınarak brütleştirme yapılmalı, ayrıca SS KDV’de kayıtlara aktarılmalıdır. ( royalty bedeli ödenecek olan ülke ile çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmaları çerçevesinde protokol söz konusu ise daha düşük oranda stopaj ödenmesi söz konusu olacağından durum göz ardı edilmemelidir.)

3- Gayrimenkul kiralamalarında (işyerinde sadece SS Stopaj söz konusudur, otomobilde hem SS Stopaj hem de KDV söz konusudur), kiralayan tarafın gerçek kişi olması durumunda kiracı tarafından yapılacak ödemelerden SS stopaj ve KDV hesaplanarak kayıtlara alınması unutulmamalıdır.

4- Esnaf muaflığından yararlananlara mal ve hizmet alımları karşılığında yapılan ödemelerden; GVK’nun 94. maddesinin 13.bendinin a,b,c ve d alt bentleri gereğince Gider Pusulası düzenlemek suretiyle % 2 ile % 20 arasında değişen oranlarda stopaj yapılması gerekmektedir.

5- Çiftçilerden satın alınan zirai mahsuller ve hizmetler için yapılan ödemelerden; GVK’nun 94. maddesinin 11.bendinin a ve b alt bentleri gereğince Mühtahsil makbuzu düzenlemek suretiyle % 1 ile % 4 arasında değişen oranlarda stopaj yapılması gerekmektedir. Ayrıca bazı durumlarda, matrah bedeli üzerinden % 2 oranında borsa tescil ücreti ve gerekli şartların oluşması halinde % 1 oranında bağkur kesintisinin de yapılması gerekmektedir.

6- Uygulamada sıklıkla karşılaşılan konulardan olan; gerçekte serbest meslek faaliyeti çerçevesinde verilmesi gereken ve SMM’na bağlanması gereken hizmetler için ( çeşitli branşlarda çalışan doktorlardan, Üniversite Öğretim Görevlilerinden alınan hizmetler gibi) gider pusulası düzenlenerek % 10 stopaj ile yetinildiği görülmektedir. Ancak doğru olan uygulama her ne kadar gider pusulası ile belgeleme yapılsa dahi gerçek mahiyeti itibariyle bu tür hizmetlerin niteliğine göre % 17 (Öğretim Görevlilerinden alınan hizmetler) veya % 22 stopaja tabi tutulması gerekmekte olup ayrıca SS KDV’nin de kayıtlara alınması gerekmektedir.

7- Yurtdışına, finansal kiralama şirketlerine yapılan ödemeler, %1 oranında brütleştirilmek suretiyle hesaplanan SS Stopaj muhtasar beyannamede gösterilmelidir.


8- 89 no.lu Tebliğ A/1 bölümü ile (91 nolu KDVGT), KDV Kanunu’nun 9 uncu maddesine istinaden bazı kurum ve kuruluşlara bazı hizmet alışları için KDV sorumluluğu getirilmiştir. Buna göre, sorumluluk getirilen mükellefler sorumluluk getirilen işlem bedelleri üzerinden hesaplanan KDV’nin bir kısmını (%50’sini veya 1/3 ünü) satıcılara ödemeyip sorumlu sıfatıyla vergi dairesine ödeyeceklerdir.

9- Hurda metal, plastik, cam ve kağıt teslimlerinde SS KDV uygulamasına son verilmiştir. Ancak buna rağmen bu tür teslimler KDV’sine tabi tutulursa bu işlemden 9/10 KDV tevkifatı yapılmalıdır.

10- 96 nolu KDVGT uyarınca işgücü teslimlerinde 9/10 KDV tevkifatı yapılması unutulmamalıdır.

11- SS KDV hesaplamalarını aylık olarak KDV 2 Beyannamesi ile beyan ederek ödemelerini yapmayı unutmamalıyız. SS KDV hesaplamaları özellikle devreden KDV’si olan firmalarda KDV ödemesinden kaynaklanan finansman yükü oluşturmaktadır.

2.5 İŞLETME İLE İLGİLİ GELEN – GİDEN RESMİ EVRAKLARDA DÜZEN VE TAKİP

İşletmemize gelen ödeme emirleri, haciz bildirimleri, icra takip belgeleri, her türlü ihbarnameler vb. resmi evrakları yetkisiz kişilerin teslim almasını önleyici ve yetkili kişilerce bu evrakların teslim alınmasını ve ilgili departman ya da kişilere iletilmesini sağlayacak sistem ve prosedürler kurulmalıdır. Bu tür bir sistem kurulmadığı taktirde teslim alınan evraklar ile ilgili olarak yasal sürelerinde gerekli itirazlar yapılamayabileceği gibi gerekli davaların açılamaması nedeniyle mali risklerle karşılaşılabileceği unutulmamalıdır.

Ayrıca işletmenin ilişkili olduğu tüm kurum ya da kişilerle yapılan yazışmalar düzgün bir şekilde klase edilerek yasal süreleri içerisinde muhafaza edilmelidir. Özellikle KDV ve Stopaj ile ilgili mahsup işlemlerinde ileride sorunlar ile karşılaşılması istenmiyorsa, sadece mahsup dilekçesinin verilmesi ile yetinilmemeli, ilgili mahsuplar sonuçlanıp dosyalar kapatılıncaya kadar konu üzerinde yeterli titizlik ve çalışma gösterilmelidir.

2.6 KANUNEN KABUL EDİLMEYEN GİDERLER İLE İLGİLİ ÖNEMLİ HUSUSLAR

Bir giderin kanunen kabul edilmeyen gider niteliğinde kabul edilebilmesi için;

- öncelikle işletme faaliyetleri ile ilgili bir giderin oluşması daha sonra,
- vergi kanunlarınca bu tür giderlerin indirimine müsaade edilmemesi gerekmektedir.

Dolayısıyla işletme faaliyetleri ile ilgisi olmayan (ortağın evine aldığı plazma TV, oturma grupları ya da yaptığı tatil gibi ) giderler, KKEG olarak değil, ortaklardan alacaklar hesabında kayıtlara alınmalıdır.

İşletmelerde ağırlıklı olarak KKEG olarak dikkate alınacak gider kalemleri aşağıda özetlenmiştir.

• MTV
• Özel İletişim Vergileri (turkcell ya da turk telekom)
• Özel İşlem Vergileri
• Ödenen gecikme faizi, cezaları ( kamu kurum ve kuruluşlarına)
• Önceki döneme ilişkin giderler
• Nedeni bulunamayan sayım noksanlıkları (kasa, stoklar vb.)
• VUK’na uygun şekilde ayrılmayan karşılıklar ( Şüpheli ticari alacak, stok değer düşüklüğü, menkul kıymet değer düşüklüğü vb.)
• Bağış ve Yardımlar
• Kıdem tazminatı karşılığı
• Belgesiz giderler ( VUK uyarınca tevsiki zaruri olmayan dışında kalan)
• Alınan vadeli çek reeskontundan kaynaklanan giderler,

KKEG’in katma değer vergisininde indirim konusu yapılamayacağı unutulmamalıdır.

KKEG’ler tekdüzen hesap planı iki farklı şekilde muhasebeleştirilmesi mümkündür :

• 689 Diğer Olağandışı Gider ve Zararlar Hesabında muhasebeleştirilebileceği gibi,
• İlgili gider hesapları bazında da muhasebeleştirilebilir.

Ancak her iki türlü muhasebe kayıt tarzında da, KKEG’ler alt hesap bazında detaylandırılmalıdır. Ayrıca nazım hesaplarda da takip edilebilir.

2.7 YATIRIM HARCAMALARI İLE İLGİLİ ÖNEMLİ HUSUSLAR


4842 Sayılı Kanunun 17. maddesiyle Gelir Vergisi Kanunu’na (GVK) eklenen Geçici 61. madde (yürürlük : 24.04.2003), ticari ve zirai kazançlarda yatırım indirimi istisnası başlıklı GVK 19. madde ve konuya ilişkin yayınlanan GVK Sirküleri ile diğer kanun maddeleri gereğince yatırım indirimi istisnasına ilişkin köklü değişikliklere gidilmiştir.

İşletmeler açısından, yatırım indirimi istisna tutarının hesaplanmasında, yapılan ya da yapılacak harcamaların eski veya yeni hükümlere tabi olup olmadığının tespiti önem arz etmektedir. Yatırım harcamalarının hangi hükümlere tabi olduğu tespit edildiğinde, enflasyon düzeltmesi yapılan veya yapılmayan dönemlerde yatırım istisnası tutarı daha sağlıklı bir biçimde hesaplanacaktır.

Dolayısıyla gerek eski hükümlerden gerekse yeni hükümlerden (teşvik belgeli ya da belgesiz olarak) yararlanılarak gerçekleştirilen yatırım harcamalarının değerlendirilmesi ve enflasyon muhasebesi çerçevesinde endekslenmesi ile ilgili uygulamalar için mutlaka müşavir firmanızdan ilgili denetçi ile irtibata geçmeden dönem sonu işlemleri sonuçlandırılmamalıdır.



Yatırım indirimi ile ilgili belge ve dökümanlar ayrı bir dosyada klase edilmelidir. Yatırım İndirimi icmal tablosu dönem sonlarında düzenlenmeli ve ilgili faturalar, gümrük beyannameleri vb. belgeler ekine konulmalıdır. Yatırım indirimine konu işlemler nazım hesaplarda yararlanılabilir yatırım indirimini gösterecek şekilde takip edilmelidir.

Yatırım İndirimi ile ilgili olarak, 193 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici maddeler eklenmiştir.

"GEÇİCİ MADDE 69 – Gelir ve kurumlar vergisi mükellefleri; 31/12/2005 tarihi itibarıyla mevcut olup, 2005 yılı kazançlarından indiremedikleri yatırım indirimi istisnası tutarları ile;

a) 24/4/2003 tarihinden önce yapılan müracaatlara istinaden düzenlenen yatırım teşvik belgeleri kapsamında, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 9/4/2003 tarihli ve 4842 sayılı Kanunla yürürlükten kaldırılmadan önceki ek 1, 2, 3, 4, 5 ve 6 ncı maddeleri çerçevesinde başlanılmış yatırımları için belge kapsamında 1/1/2006 tarihinden sonra yapacakları yatırımları,

b) 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun mülga 19 uncu maddesi kapsamında 1/1/2006 tarihinden önce başlanan yatırımlarla ilgili olarak, yatırımla iktisadi ve teknik bakımdan bütünlük arz edip bu tarihten sonra yapılan yatırımları,

nedeniyle, 31/12/2005 tarihinde yürürlükte bulunan mevzuat hükümlerine göre hesaplayacakları yatırım indirimi istisnası tutarlarını, yine bu tarihteki mevzuat hükümleri (vergi oranına ilişkin hükümler dahil) çerçevesinde sadece 2006, 2007 ve 2008 yıllarına ait kazançlarından indirebilirler.

2.8 MUHTELİF ÜCRET ÖDEMELERİ VE PERSONELE SAĞLANAN MENFAATLER

Çalışanlara ödenen ücretler ile muhtelif menfaatler ile ilgili yasal dayanaklar :

• SSK’nın “Primler” başlıklı 8’inci bölümünün 77’nci maddesinde, prime esas olan ve olmayan ücretler düzenlenmiştir.

• GVK’da ise, muhtelif ücret ödemeleri ve personele sağlanan menfaatlerden yapılacak kesintiler tek bir maddede ele alınmamış, farklı maddelerde düzenlenmeler yapılmıştır.

• DVK’da yapılacak kesintiler ile ilgili tam bir belirleme yapılmamış olmakla beraber, yasanın çeşitli maddelerinde kısmi açıklamalar mevcuttur. Bunlardan DVK’ya ekli 1 sayılı tabloda yer alan kağıtlar damga vergisine tabi, 2 sayılı tabloda yer alan kağıtlar ise damga vergisinden istisna olup, yasanın 19’uncu maddesinde ise, istihkaktan kesinti şekliyle ödeme ile ilgili hususlar düzenlenmiştir.

Bu durumda, muhtelif ücret ödemeleri ve personele sağlanan menfaatlerde gelir vergisine, SSK primi ve damga vergisine esas aylık ücret hesabı yapılırken; 506 sayılı SSK, 193 sayılı GVK ve 488 sayılı DVK’nın ilgili hükümlerinin dikkate alınması gerekmektedir.

Uygulamada ise çoğu firmanın (özellikle üretim işletmelerinin) personele sağladığı ayni yardımların (erzak, giyim vb. yardımlar) kayıtlara direkt olarak gider yazıldığı yani bordroya dahil edilerek gerekli kesintilerinin yapılmadığı görülmektedir. (Ücret mahiyetindeki ayni yardımların KDV’si indirilemez.) Bu durum gerek vergi gerekse SSK elemanlarınca yapılacak incelemelerde çok kolay tespit edilerek gerekli cezalara konu edilebileceği unutulmamalıdır.

2.9 ŞAHIS SİGORTA PRİMLERİ VE BİREYSEL EMEKLİLİK KATKI PAYLARININ VERGİSEL BOYUTU

Şahıs sigorta primleri ve bireysel emeklilik katkı paylarının vergisel boyutu ile vergi kesintileri karşısındaki durumu çok karmaşık bir görünüm sergilemektedir.

Özel şahıs sigortaları ve bireysel emeklilik katkı paylarının:

• gerek ücret matrahından,
• gerekse yıllık beyanname üzerinden indirim konusu yapılmasında ve
• ticari kazancın tespitinde gider niteliği ile vergi kesintileri karşışındaki durumu ile bu işlemlerin kayıtlara alınmasında dikkate alınması gereken bir çok özellik arz eden husus bulunmakta olup, bu hususlar aşağıda kısaca özetlenmiştir.
• İndirim konusu yapılacak prim ve katkı payı toplamı, ödendiği ayda elde edilen ücretle kıyaslanacaktır. Dolayısıyla, hizmet erbabı bakımından, uygulamanın bu şekilde yapılmasının neden olabileceği kayıplardan kaçınmanın yöntemi, prim ve/veya katkı payı ödeme zamanlamasını mümkün olduğunca aylık taksitler halinde bölünmesini ve aylık ödeme makbuzlarının ilgili zamanlarda ilgili aya ait ücret ile kıyaslanmak üzere işverene ibraz edilmesi gerekmektedir.

Dolayısıyla, prim ve/veya katkı payı ödeme taksitlerinin, aylık ücret düzeyleri göz önünde bulundurulmak suretiyle uzun taksitlere bölünmesinin sağlanması daha avantajlı sonuçlar vermektedir.

• İndirim konusu yapılabilecek üst sınırda ikili bir ayırıma gidilmiştir. Bunlardan birincisi, brüt ücretin şahıs sigorta primleri için % 5’i, bireysel emeklilik katkı payları için % 10’dur. İkinci ayırım ise, yıllık asgari ücretin tutarıdır. Her ne kadar bu sınırları 2 katına kadar artırmaya ilişkin olarak Kanunda Bakanlar Kuruluna yetki verilmiş olmakla birlikte, her iki sınırında, günümüz koşulları ve geliştirilmeye çalışılan bireysel emeklilik sistemi göz önüne alındığında oldukça yetersiz olduğu görülmektedir. Bu bağlamda Bakanlar Kurulu vakit geçirmeden yetkisini kullanarak bir düzenlemeye gitmelidir.

• Uygulamada bir çok bordro programı, gerek şahıs sigorta prim ödemelerine gerekse bireysel emeklilik katkı paylarına ilişkin vergi kesintilerini doğru şekilde hesaplamak suretiyle bordroya aktaramamaktadır. Dolayısıyla personel ile ilgili çalışan bir çok kişi ilgili kesintileri doğru hesaplayabilmek için bordro dışında manuel hesaplamalara yönelmektedir. Bu bağlamda ilgili bordro programlarında, hesaplamaları doğru şekilde bordro üzerinde gösterilebilmesini sağlayacak gerekli geliştirme çalışmaları yapılmalıdır.

• Kendi gelirleri için ayrı beyanname veren eşlere ve çocuklara ilişkin şahıs sigortası primleri ve bireysel emeklilik katkı payları, ilgili şahısların beyannamelerinde indirim konusu yapılmalıdır. Ayrıca, çalışan eş ve çocuklara ilişkin olarak yapılan prim ve katkı payı ödemeleri, ilgili kişilerin ücret matrahlarının tespitinde dikkate alınmalıdır.

Ödenen şahıs sigorta primleri ile bireysel emeklilik katlı paylarının vergi kesintileri karşısındaki durumu aşağıda yer alan tablolarda gösterilmiştir.

Ödenen Şahıs Sigortası Primlerinin Vergi Kesintileri Karşısındaki Durum Tablosu

ÖDEMENİN VEYA SAĞLANAN MENFAATİN NEV’İ GV SS DV
1- a- Personel lehine yaptırılan şahıs sigortası primlerin işverence karşılanması ( 7.10.2001 tarihinden sonra düzenlenen poliçelerde sınır brüt ücretin % 5’i olup yıllık asgari ücret tutarını geçemez. ) - - +
b- Personel lehine yaptırılan şahıs sigortası primlerin işverence karşılanması (limiti aşan kısım) + - +
2- Şahıs sigorta primlerinin personelce karşılanması - - -
3- Şahıs sigorta primlerinin kısmen işverenlerce kısmen personelce karşılanması
a- Personelce karşılanan kısım - - -
b- İşverenlerce karşılanan kısım (limit dahilinde) - - +
c- İşverenlerce karşılanan kısım (limiti aşan kısım) + - +

Ödenen Bireysel Emeklilik Katkı Paylarının Vergi Kesintileri Karşısındaki Durum Tablosu

ÖDEMENİN VEYA SAĞLANAN MENFAATİN NEV’İ GV SS DV
1- a- Personel lehine yaptırılan bireysel emeklilik katkı paylarının işverence karşılanması ( 7.10.2001 tarihinden sonra düzenlenen poliçelerde sınır brüt ücretin % 10’i olup yıllık asgari ücret tutarını geçemez. ) Ticari kazancın tespitinde gider olarak dikkate alınır. - - -
b- Personel lehine yaptırılan bireysel emeklilik katkı paylarının işverence karşılanması (limiti aşan kısım) + - +
2- Bireysel emeklilik katkı paylarının personelce karşılanması - - -
3- Bireysel emeklilik katkı paylarının kısmen işverenlerce kısmen personelce karşılanması
a- Personelce karşılanan kısım - - -
b- İşverenlerce karşılanan kısım (limit dahilinde) - - -
c- İşverenlerce karşılanan kısım (limiti aşan kısım) + - +

Kanaatimce, bu tür işverenler tarafından karşılanan ödemelerin SSK primine tabi olmaması gerekmektedir. Ancak, SSK Genel Müdürlüğünün 2005 Nisan Ayı’nda verdiği bir özelge de; işverenler tarafından çalıştırılanlar için sağlanan ve özel sağlık sigortası kuruluşlarına veya bireysel emeklilik sistemine ödenen primlerin – katkı paylarının, sosyal sigortalar primlerine esas teşkil eden aylık kazanç tutarının tespitinde dikkate alınması gereği ifade edilmiştir.

2.10 ÖZÜRLÜ, ESKİ HÜKÜMLÜ, TERÖR MAĞDURU VE İŞYERİ HEKİMİ ÇALIŞTIRILMA ZORUNLULUĞU


4857 Sayılı Yeni İş Kanunu; Özürlü, eski hükümlü ve terör mağduru çalıştırma zorunluluğu MADDE 30 –

Çalıştırılacak işçilerin toplam oranı yüzde altıdır. Ancak özürlüler için belirlenecek oran, toplam oranın yarısından az olamaz. Aynı il sınırları içinde birden fazla işyeri bulunan işverenin bu kapsamda çalıştırmakla yükümlü olduğu işçi sayısı, toplam işçi sayısına göre hesaplanır.

Bu kapsamda çalıştırılacak işçi sayısının tespitinde belirsiz süreli iş sözleşmesine ve belirli süreli iş sözleşmesine göre çalıştırılan işçiler esas alınır. Kısmi süreli iş sözleşmesine göre çalışanlar, çalışma süreleri dikkate alınarak tam süreli çalışmaya dönüştürülür. Oranların hesaplanmasında yarıma kadar kesirler dikkate alınmaz, yarım ve daha fazla olanlar tama dönüştürülür. İşverenler çalıştırmakla yükümlü oldukları işçileri Türkiye İş Kurumu aracılığı ile sağlarlar.

Bakanlar Kurulunca belirlenecek oranların üstünde özürlü ve eski hükümlü ve terör mağduru çalıştıran işverenlerin kontenjan fazlası işçiler için özürlü ve eski hükümlü çalıştırmakla yükümlü olmadıkları halde özürlü çalıştıran veya çalışma gücünü yüzde seksenden fazla kaybetmiş özürlüyü çalıştıran işverenlerin bu şekilde çalıştırdıkları her bir özürlü için 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununa göre ödemeleri gereken işveren sigorta prim hisselerinin yüzde ellisini kendisi, yüzde ellisini Hazine öder.

06/12/2005 Tarih ve B.13.2.SSK.5.01.08.00/VIII-031/946960 Sayılı Özürlü, Eski Hükümlü ve Terör Mağduru Çalıştırma oranları hakkındaki 16-359 Ek SSK Genelgesi ile :

22.05.2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununun 30 uncu maddesine göre işverenlerin elli veya daha fazla işçi çalıştırdıkları işyerlerinde çalıştırmaları gereken özürlü, eski hükümlü ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun Ek 1 inci maddesinin (B) fıkrası kapsamındaki terör mağdurları için öngörülen toplam çalıştırma oranının % 6 olduğu,

Söz konusu % 6’lık oranın 4857 sayılı İş Kanununun 30 uncu maddesi kapsamına giren;

Özürlü Eski Hükümlü Terör Mağduru
KAMU İşyerlerinde %4 %2 -
ÖZEL İşyerlerinde %3 %1 %2

Olarak belirlendiği, bu kararın 01.01.2006 tarihinden geçerli olmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe gireceği, öngörülmüştür.

Not: İşe aldığınız işçilerinizden sakat, eski hükümlü, terör mağduru varsa bunları İş Kurumu'na dilekçe ile tescil ettirmeniz gerekmektedir. Aksi taktirde İş Kurumu çalıştırdığınız işçileri gözönünde bulundurmamaktadır.
Bu açıklamalar ışığında özürlü, eski hükümlü ve terör mağduru çalıştırma zorunda olan işletmeler ile bu zorunluluğa uyulmaması halinde uygulanacak idari para cezası tutarlarına ilişkin tablo aşağıda gösterilmiştir.

50 ve Daha Fazla İşçi Çalıştıran İşyerlerinde (%) Zorunluluğa Uyulmaması Halinde Uygulanacak Para Cezası
Özürlü işçi çalıştırma oranı
(4857 Sayılı İş Kanunu Geçici Md. 5) Çalıştırılmayan özürlü ve çalıştırılmayan her ay için (4857 s. İ.K. Md.101) (01.01.2006’den itibaren) 1.176,72
Eski hükümlü çalıştırma oranı
(4857 Sayılı İş Kanunu Geçici Md. 5) Çalıştırılmayan eski hükümlü ve terör mağduru (4857 s. İ.K. Md.101) (01.01.2006’den itibaren) ve çalıştırılmayan her ay için 1.176,72
Terör mağduru çalıştırma oranı (3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunu Ek Md. 1) (3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunu Ek Md. 1) (01.01.2006’den itibaren) 5.310,00


İşyeri hekimleri MADDE 81 –

Devamlı olarak en az elli işçi çalıştıran işverenler, Sosyal Sigortalar Kurumunca sağlanan tedavi hizmetleri dışında kalan, işçilerin sağlık durumunun ve alınması gereken iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin sağlanması, ilk yardım ve acil tedavi ile koruyucu sağlık hizmetlerini yürütmek üzere işyerindeki işçi sayısına ve işin tehlike derecesine göre bir veya daha fazla işyeri hekimi çalıştırmak ve bir işyeri sağlık birimi oluşturmakla yükümlüdür.

İşyeri hekimlerinin nitelikleri, sayısı, işe alınmaları, görev, yetki ve sorumlulukları, eğitimleri, çalışma şartları, görevlerini nasıl yürütecekleri ile işyeri sağlık birimleri, Sağlık Bakanlığı ve Türk Tabipleri Birliğinin görüşü alınarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından çıkarılacak bir yönetmelikte düzenlenir.

2.11 ELEKTRİK, SU, TELEFON VB. FATURALARIN BAŞKALARI ADINA DÜZENLENMESİ HALİNDE GİDER NİTELİĞİ VE KDV İNDİRİMİ

Genellikle kiralanan işyerlerine ait elektrik, su, telefon vb. abonelikler işletme sahipleri ya da ortaklar adına olmaktadır. Dolayısıyla 3. kişiler adına düzenlenen belgelere dayanılarak gider yazılma ve KDV’nin indirim konusu yapılıp yapılmayacağı gibi tartışmalar yaşanmaktadır.

Vergi İdaresinin çeşitli zamanlarda gerek Gelir Vergisi açısından gerekse KDV’si açısından vermiş olduğu muktezalarda çelişkiler bulunmaktadır. İlgili giderlerin kiracı konumundaki şirket tarafından tüketildiğinin ispat edildiği durumlarda genelde Vergi İdaresinin gerek gider gerekse KDV açısından mükellef lehine vermiş olduğu kararlar bulunmaktadır. Örneğin; 07.12.2004 Tarih ve B.07.0.GEL.0.55/5529-718/58214 Sayılı özelgede, başkası adına kayıtlı fatura bedellerinin KDV’nin indirim konusu yapılabileceği belirtilmiştir.

Ancak bazı dönemlerde de başkası adına gelen faturaların kayıtlara gider olarak intikal ettirilemeyeceği ve KDV’nin de indirim konusu yapılamayacağı yönünde ki kararları da gözönüne alınmalıdır.

Dolayısı ile şirketler vergisel riski ortadan kaldırmak için, elektrik, su, telefon vb. giderlere ilişkin faturaların kendi adlarına gelmesini sağlayabilmek için sözleşmeleri kendi adlarına yaptırmalıdırlar.Ayrıca, elektrik, su, telefon vb. giderlere ilişkin ödenen gecikme zamlarının KKEG olarak değil kurum kazancının tespitinde gider olarak indirim konusu yapılması mümkündür. ( bu tür gecikme zamlarının GVK’nun 40. maddesi uyarınca sözleşmeye istinaden ödenen bir bedel olduğu kabul edilmelidir)

2.12 TİCARİ DEFTERLERİN TASDİK İŞLEMLERİNİN ÖNEMİ

Uygulamada işletmeler VUK uyarınca noter tasdiki zorunlu olan defterlerin (1. sınıf tacirler için, yevmiye ve envanter defteri gibi) tasdiklerini (aralık ayı içerisinde veya ara tasdik yapılacak ise Ocak ayı içerisinde) düzenli olarak yaptırmaktadırlar.

Ancak ticari defterlerin ticaret mahkemesinde işletme lehine delil olarak kullanılabilmesi için TTK’nun ilgili maddeleri uyarınca Açılış ve kapanış tasdiklerinin de mevcudiyeti aranmaktadır. Bu tasdiklerin eksik olması halinde mahkeme defterlerin sahibi lehine delil teşkil etmeyeceğini kabul etmektedir.

Dolayısıyla açılış ve kapanış tasdikleri noter tasdikinin dışında yapılan bir işlem olup yevmiye defterinin ocak ayı sonuna envanter defterinin de Mart 15’e kadar yaptırılması gerekmekte olup aksi taktirde ilgili defterler ticari davalarda işletme lehine delil teşkil etmeyecektir. Ayrıca tasfiyeye giren şirketler; her bir tasfiye dönemi için ara tasdik veya yeni defter tasdikini yaptırmalıdırlar.

2.13 DEĞERSİZ, ŞÜPHELİ VE VAZGEÇİLEN ALACAKLAR

2.13.1 DEĞERSİZ ALACAKLAR

VUK’nun 322 Maddesine göre; bir alacağın tahsil kabiliyetini kaybederek değersiz hale gelebilmesi için kanun iki durumu kabul etmiştir.

a- Alacak kazai bir hükme gore tahsil kabiliyetini kaybetmiş olmalıdır. Kazai bir hükümden de anlaşılması gereken, alacak haklarından kanun yollarına başvurulmuş, icra takiplerinin yapılmış bu müracatlar ve takipler sonunda, alacağın ödenemeyeceğini yargı kararı ile tespit edilmiş olmalıdır.

b- Bir alacağın değersiz sayılabilmesi için kanaat verici bir vesikaya bağlanması gerekir. Kanaat verici bir vesika teriminden ödemeyi imkansız hale getirmiş hal ve sebepler sonucu ortaya çıkmış belgeler anlaşılmalıdır. VUK’nun 322.maddesine gore değersiz alacaklar, bu mahiyete girdikleri tarihte tasarruf değerlerini kaybederler ve mukayyet (kayıtlı) kıymetleriyle zarara geçirilerek yok edilirler.

Değersiz alacakların bu hale geldikleri yılda nazara alınması gerekmektedir. İgili yılda zarara geçirilemeyen değersiz alacağın, sonraki yıllarda zarara geçirilmesine imkan yoktur. İdarenin aciz vesikasına bağlanan alacaklar konusundaki görüşü, bunların değersiz değil, şüpheli alacak sayılacağı yolundadır.

2.13.2 VAZGEÇİLEN ALACAKLAR :

Konkordato veya sulh yoluyla alınmasından vazgeçilen alacaklar alacaklı yönünden değersiz alacaktır. Alacaklı yönünden vazgeçilen alacaklar değersiz alacak sayılacağından değersiz alacaklar gibi tasarruf değerlerini kaybederler ve mukayyet kıymetleriyle 689 DİĞER OLAĞANDIŞI GİDER VE ZARARLAR hesabına geçirilerek yok edilirler.

Konkordato veya sulh yolu ile alınmasından vazgeçilen alacaklar, borçlunun defterlerinde özel bir karşılık hesabına alınır. Bu hesabın muhteviyatı alacaktan vazgeçildiği yılın sonundan başlıyarak üç yıl içinde zararla itfa edilmediği takdirde kar hesabına naklolunur.

2.13.3 ŞÜPHELİ TİCARİ ALACAKLAR

A- Tekdüzen Muhasebe Sistemi Açısından (MSUGT) : MSUGT çercevesinde aşağıdakilerden birisinin varlığı halinde alacak şüpheli hale gelir ve karşılık ayrılması gerekir.

Ödeme süresi geçen bir alacağın;

• En az iki defa vadesi uzatılmış veya
• Protesto edilmesi veya
• Yazı ile en az iki defa istenmiş olması,
• İcra safhasına aktarılmış olması halinde söz konusu alacak şüpheli hale gelmiştir. Bunun için karşılık ayrılması zorunludur.

B- VUK Açısından : VUK’un 323.maddesine göre ise bir alacağın şüpheli bir alacak haline gelebilmesi için, ticari ve zirai kazancın elde edilebilmesi ve idame ettirilmesiyle ilgili olmak şartıyla,

- Dava ve icra safhasında bulunması,

- Yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenilmesine rağmen borçlu tarafından ödenmemiş bulunan dava ve icra takibine değmeyecek derecede küçük bir alacak olması şartı aranmaktadır.

C- SPK Açısından : ( Seri XI, Tebliğ No: 1, Md. 27 ) Şüpheli alacaklar, çeşitli nedenlerle tahsil edilme imkanlarının güçleşmiş olduğu tahmin edilen alacakları ifade eder. İşletmelerin makul bir gerekçeye dayanarak şüpheli alacaklarını tahmin etmesi ve bu alacaklar için karşılık ayırması şarttır.

Ayrıca, 334 no.lu VUK genel Tebliğin 5 inci bölümünde, KDV nin ekonomik faaliyetlerin doğal bir sonucu olarak ortaya çıktığı ve işletmenin alışları sırasında ödendiği, işletme alacaklarının bir unsurunu oluşturduğu ve doğrudan doğruya mal veya hizmet teslim veya ifasından kaynaklanan bir alacak olduğunu belirtilerek, alacağın ilgili dönem kayıtlarına girmesi ve KDV beyannamelerinde beyan edilmesi koşuluyla KDV den kaynaklanan alacak için de karşılık ayrılabileceği belirtilmektedir.

2.13.4 DEĞERSİZ, ŞÜPHELİ VE VAZGEÇİLEN ALACAKLARIN KARŞILAŞTIRILMASI

Üç tür alacağın benzer yanı, her üçünün de değersiz, veya şüpheli duruma geldikleri ya da vazgeçildikleri yılda zarar yazılabilmeleridir. (Ancak Danıştay’ın muhtelif tarihlerde vermiş olduğu kararlarda, sonraki dönemlerde de alacağa karşılık ayrılabileceği ifade edilmiştir.) Farkları ise; değersiz ve vazgeçilen alacakların tahsil edilebilme olanaklarının yok olmasından dolayı doğrudan doğruya 689 DİĞER OLAĞANDIŞI GİDER VE ZARARLAR hesabına devredilerek kayıtlardan silinmesi ve bilançoda görülmemesi, buna karşılık tahsil olanakları şüpheli olan alacakların hem 654 KARŞILIK GİDERLERİ hesabına devredilmesi hem de bir hesap döneminden ötekine aktarılarak bilançoda gözükmesidir.

2.14 MALİYET BEDELİNİN TESPİTİ

Uygulamada işletmelerin gerek stoklar gerekse maddi duran varlıkların maliyet bedellerinin tespitinde bazı yanlışlıklar yaptığı görülmektedir. Son düzenlemeler ışığında bu iki önemli kalemin maliyet bedellerinin oluşumu aşağıda gösterilmiştir.

2.14.1 STOKLARIN MALİYET BEDELİNİN TESPİTİ


Genel olarak stoklar maliyet bedeli ile değerlenmektedir.

• İşletme bünyesinde üretimi söz konusu ise VUK’nun 274. ve 275. madde hükümleri,

• Ürünlerin satın alınması veya ithal edilmesi durumlarında ise VUK’nun 262. ve 274. madde hükümleri geçerli olacaktır.

VUK’nun 262. maddesi uyarınca (Maliyet Bedeli) : İktisadi bir kıymetin iktisap edilmesi veyahut değerinin artırılması münasebetleriyle yapılan ödemelerle bunlara ilişkin tüm giderlerinin toplamından oluşur. Diğer bir anlatımla, stokların işletme ambarına girinceye kadar yapılan tüm masraflar maliyet olarak dikkate alınmalı, gider yazılmamalıdır. (özellikle nakliye giderleri, ithalat masraflarından belli kısımlar uygulamada gider olarak dikkate alınmaktadır.)

VUK’nun 274. maddesi uyarınca (Ticari Malların Değerlemesi) : Emtia, maliyet bedeli ile değerlenir. Emtianın maliyet bedeline nazaran değerleme günündeki satış bedelleri % 10 ve daha fazla bir düşüklük gösterdiği hallerde mükellef, maliyet bedeli yerine 267. maddenin ikinci sırasındaki usul hariç olmak üzere, emsal bedeli ölçüsünü tatbik edebilir. Bu hüküm 275. madde de yazılı mamuller için de uygulanabilir.

VUK’nun 275. maddesi uyarınca (Üretilen Mamullerin Maliyet Bedeli ) : Üretilen mamullerin maliyetini oluşturan unsurlar;
• Direkt ilk madde malzeme (710),
• Direkt işçilik (720),
• Genel üretim giderlerinden (730) mamule düşen pay,
• Genel idare giderlerinden (770) mamule düşen pay (tercih tüm GYG’ni kapsamalıdır) ve
• Ambalajlı piyasaya sürülmesi zorunlu mamüllerde ambalaj bedeli mamulün maliyetine dahil edilir.

238 Nolu VUKGT Uyarınca Kur Farklarının Durumu ; Emtianın satın alınıp işletme stoklarına girdiği tarihe kadar oluşan kur farklarının maliyete intikal ettirilmesi zorunludur. Stokta kalan emtia ile ilgili olarak daha sonra ortaya çıkacak kur farklarının ise, ilgili bulundukları yıllarda gider yazılması veya maliyete intikal ettirilmesi mümkün bulunmaktadır.

Faiz Giderlerinin Durumu ; işletmelerin finansman temini maksadıyla bankalardan veya benzeri kredi müesseselerinden aldıkları krediler için ödedikleri faiz ve komisyon giderlerinden dönem sonu stoklarına pay vermeleri zorunlu bulunmamaktadır. Buna göre mükellefler söz konusu ödemelerini doğrudan gider olarak kaydedebilecekleri gibi, diledikleri takdirde stokta bulunan emtiaya isabet eden kısmı maliyete dahil edebileceklerdir.


2.14.2 MADDİ DURAN VARLIKLARIN MALİYET BEDELLERİNİN TESPİTİ

Bilindiği gibi VUK nun 269 uncu maddesi gereğince, iktisadi işletmelere dahil gayrımenkullerin, makine, tesis ve demirbaşların maliyet bedeli ile değerlenmesi gerekir. 163 ve 234 sıra no.lu VUK Genel Tebliğleri ile 187 seri no.lu Gelir Vergisi Genel Tebliğine göre, sabit kıymetlerin aktifleştirildiği yılın sonuna kadar doğan kur farklarının ve kredi faizlerinin maliyete dahil edilmesi zorunludur. Sonraki yıllarda doğan kur farkı ve faizlerin ise, maliyete atılması ile gider yazılması konusunda mükellefler serbesttir.

Maliye Bakanlığı VUK ile ilgili bazı konularda oluşan tereddütleri gidermek ve uygulama birliği sağlamak amacıyla 334 sıra no.lu VUK Genel Tebliği ile bazı açıklama ve düzenlemeler yapmıştır.

Bu tebliğe göre, lehe oluşan kur farklarının (646 Kur Farkı Gelirleri Hesabında izlenmeyerek) da aktifleştirme işleminin gerçekleştiği dönemin sonuna kadar oluşan kısmının maliyetle ilişkilendirilmesinin zorunlu olduğu belirtilmiş, aktifleştirme yılından sonraki yıllarda oluşanların ise kambiyo geliri olarak değerlendirilmesi veya maliyetten düşülmek suretiyle amortismana tabi tutulması gerekeceği (yani bu konuda mükelleflerin seçimlik haklarının bulunduğu) ifade edilmiştir. Tebliğde seçimlik olarak hangi hak kullanılmışsa, sonraki dönemlerde aynı yönteme göre işlem yapılmasına devam edilmesi gerektiği de belirtilmiştir.

Tebliğde, izleyen yıllarda gelir yazılmayıp maliyetten düşülme alternatifinin tercih edilmesi halinde, yatırım indirimi ve amortisman uygulamasının bundan etkilenip etkilenmeyeceği açıklanmamıştır.

Amortismanlar ile ilgili uygulama kanaatimce; net maliyet ( kur farkı gelirinin düşüldüğü maliyet üzerinden) üzerinden devam etmeli ve itfa süresinin sonundaki net maliyet tutarı kadar birikmiş amortisman ayrılmalıdır.

Yatırım indirimi olarak dikkate alınması gereken harcamalarda, amortisman uygulamasına paralel, aktifleştirme yapılan yılın sonu itibariyle kesinleşmiş maliyetler (maliyet – kur farkı) olmalıdır. Dolayısıyla doğan kur farkı gelirlerinin maliyet tutarından düşülmesi ve net maliyet tutarının yatırım indiriminde dikkate alınması gerekmektedir.

Aktifleştirmeden sonraki yıllarda oluşan kur farkı gelirlerinin maliyetten düşülmesi halinde uygulamanın ne şekilde gerçekleştirilmesi gerektiği tebliğ de belirsiz olan bir diğer konudur. Yatırım indirimi istisnasında temel nokta maliyet bedeli olduğundan ve aktifleştirme dönemi sonuna kadar oluşan kur farklarının maliyet ile ilişkilendirilmesi zorunlu olduğundan, maliyet bedelinin bir parçası olarak kabul edilmeli ve ilgili dönem sonu itibariyle düzeltilmiş değer üzerinden yatırım indirimi hesaplanmalıdır. Aktifleştirme döneminden sonraki dönemlerde oluşan kur farklarının maliyetle ilişkilendirilmesi ihtiyari olduğundan, maliyet bedelinin bir parçası olarak kabul edilmemeli, dolayısıyla yatırım indiriminden önceki dönem tamamen yararlanılması halinde yararlanılan yatırım indirimi istisnası ile ilgili bir düzeltme yapılması söz konusu olmamalıdır.

Bunun aksine bir görüşün hakimiyeti halinde, gelecek dönemlerde oluşan kur farkı giderinin maliyete ilavesi halinde, maliyete ilave edilen kur farkı gideri üzerinden tekrardan yararlanılabilecek bir yatırım indirimi istisnası tutarının varlığından söz edilmelidir. Konuya ilişkin farklı görüşler bulunmakta olup, yasal düzenlemeler takip edilmelidir.

Ancak, vergisel risk taşımak istemeyen mükelefler bu konuda mukteza talep etmeli ve alınacak cevap doğrultusunda işlem yapmalıdırlar.

2.15 BANKALARCA KESİLEN STOPAJLARIN DURUMU

Bankalar hesabının envanteri yapılırken dönem sonu banka bakiyelerinin banka ekstreleri ile mutabık hale getirilmesi gerekmektedir. Ayrıca dikkat edilmesi gereken diğer bir konu da repo, vadeli mevduat vb. yatırım araçlarından yapılan stopajların kayıtlara alınmasıdır. Bankalarının bizim adımıza GVK’nun 94. maddesi uyarınca kesmiş olduğu stopajları 193 Peşin Ödenen Vergi ve Fonlar Hesabında (BORÇ) izleyerek, 642 Faiz Gelirleri (Vadeli Mevduatlarda) veya 645 Menkul Kıymet Satış Karları ( Repo, Hazine Bonosu, Tahvil, Likit Fon vb.) (ALACAK) hesabında brüt gelir tutarının izlenmesi gerekmektedir.

Dolayısıyla banka faiz ve repo gelirleri üzerinden kesilen vergilerin defter kayıtları ile karşılaştırılması için bankalardan kesinti yoluyla ödenen vergileri gösteren yazıların dönem sonları itibari ile alınması gerekmektedir. Bu ödenen stopajların, geçici vergi ya da KV’nden mahsubu mümkün bulunmakta ayrıca zarar edilmesi halinde sonraki dönemde vergi borçlarına mahsup imkanı da 252 Sayılı GVKGT uyarınca mümkündür.


2.16 FİNANSAL KİRALAMA İŞLEMLERİNDE VERGİSEL ÖZELLİKLER

VUK’nun Finansal Kiralama işlemlerinde Değerleme başlıklı Mükerrer 290. maddesi uyarınca; bu madde kapsamında finansal kiralama işlemlerinin muhasebeleştirilmesi, amortisman uygulaması, maliyet bedelinin tespiti gibi önemli konular ile ilgili özet bilgilere aşağıda yer alan bölümlerde yer verilmiştir.

Bu madde kapsamında, 01.07.2003 tarihinden itibaren finansal kiralama bedellerinin faturalandığı dönemde gider yazılması uygulaması söz konusu olmamaktadır. Bunun yerine, kiracı tarafından finansal kiralama işleminden doğan toplam borç, kiralamaya konu iktisadi kıymetin kullanım hakkı ve finansal kiralama borçlanma maliyeti olarak ayrıştırılmaktadır.

Kullanım hakkının tutarı, iktisadi kıymetin rayiç bedeli veya sözleşmeye göre yapılacak kira ödemelerinin bugünkü değerinden düşük olanı olarak tespit edilmektedir. Dolayısı ile kanaatimce, bu madde ile VUK’na maliyet bedelinin dışında gizli bir değerleme ölçüsü getirilmiş gibi kabul edilmelidir.

Mükerrer 290 / 2 uyarınca; kiracı tarafından aktifleştirilen finansal kiralamaya konu iktisadi kıymeti kullanma hakkı, bu Kanunun mükerrer 298 inci maddesi ve üçüncü kitabının üçüncü kısmının birinci bölümünde kiralama konusu iktisadi kıymet için belirlenmiş esaslar çerçevesinde yeniden değerlemeye ve amortismana tabi tutulur. Dolayısı ile kiracı tarafından aktifleştirilen finansal kiralamaya konu iktisadi kıymeti kullanma hakkı, enflasyon düzeltmesine (345 nolu VUKGT uyarınca, kiracılar 302 ve 402 sayılı “Finansal Kiralama İşlemlerinden Borçlar” hesaplarında görünen tutarları, parasal kabul edip düzeltme konusu yapmayacaklardır. ) ve amortismana tabi tutulabilmektedir. Dolayısı ile amortisman oranının tespitinde finansal kiralama süresine göre değil, amortismana tabi iktisadi kıymetin ekonomik ömrüne göre hareket edilmelidir. Ayrıca finansal kiralamaya konu iktisadi kıymete ilişkin yatırım indirimi hakkından kiralayan yararlanabilir.

Kiracı tarafından, finansal kiralamanın gerçekleştiği hesap döneminde ödenen faiz ve ortaya çıkan kur farklarının direkt gider olarak mı yazılabileceği veya “kullanım hakkı” olarak tespit edilen tutarla mı ilişkilendirileceği konusunda uygulamada tereddütler oluşmuştur.

2.14.2 nolu bölümde açıkladığımız üzere, 163 ve 334 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğlerinde yer alan açıklamalar uyarınca, sabit kıymetlerin iktisap edildiği veya aktifleştirildiği dönemde tahakkuk eden kur farkı ve kredi faizleri sabit kıymetin maliyeti ile ilişkilendirilmektedir. Sonraki dönemlerde ise tahakkuk eden kur farkı ve kredi faizlerinin iktisadi kıymetin maliyeti ile ilişilendirilmesi veya doğrudan gelir tablosu hesaplarına aktarılması yükümlülerin tercihine bırakılmıştır.

Ancak Maliye Bakanlığı’nın çeşitli tarihlerde verdiği muktezalarda ( İstanbul Defterdarlığının 9.5.2005 tarih ve 3668 sayılı muktezası ve 03.05.2005 tarih ve 2545 sayılı muktezası) :

VUK’nun mükerrer 290. maddesi kapsamında edinilen iktisadi kıymetlere ilişkin olarak ortaya çıkan kur farklarının (gerek finansal kiralama sözleşmesinin imzalandığı yılda gerekse diğer yıllarda) finansal kiralama konusu kıymetin maliyetine intikal ettirilmesi ve maliyete eklenen bu kur farklarının ilgili kıymetin amortisman süresi içinde itfa edilmesini öngörmüştür.

Dolayısıyla daha önceki yıllarda tebliğ bazında yaptığı ve yukarıda yer alan bölümlerde özetlediğimiz genel yaklaşımından farklı bir uygulama sergilemektedir. Ayrıca finansal kiralama işlemlerinde ortaya çıkan faizlerin ne şekilde dikkate alınabileceği de halen belirsiz olan konulardan biridir.

Özetle finansal kiralamaya konu iktisadi kıymetlerin aktifleştirildiği dönem sonuna kadar oluşan faizler ve kur farkları kesinlikle maliyet bedeli ile ilişkilendirilmelidir. Vergisel risk alınmak istenmiyorsa sonraki yıllara ilişkin kur farklarının da verilen muktezalar doğrultusunda maliyet bedeli ile ilişkilendirilmesi yerinde olacaktır.


2.17 ENFLASYON DÜZELTMESİ UYGULAMALARININ ETKİLERİ VE DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN UYGULAMALAR

2.17.1 AMORTİSMANA TABİ OLAN - OLMAYAN AKTİF KIYMETLERİN SATIŞI HALİNDE 31.12.2003 TARİHLİ DÜZELTİLMİŞ BİLANÇODA OLUŞAN DÜZELTME FARKLARININ DURUMU

Amortisman tabi aktif kıymetlerin 2004 ve sonrasında satışı halinde gerek 31.12.2003 tarihli gerekse de 31.12.2004 tarihli düzeltilmiş bilançoda oluşan düzeltme farkları zarar olarak dikkate alınabilecektir.

31.12.2003 tarihli bilançonun düzeltilmesinde ortaya çıkan enflasyon farkları amortismana tabi iktisadi kıymetler dışındaki aktif kıymetlerin satışı halinde zarar yazılamaz. Özellikle stoklar, iştirakler ve arazi -arsalar gibi amortismana tabi olmayan aktif kıymetlerin 2004 ve sonrası yıllarda elden çıkarılmasında düzeltilmiş değerleri dikkate alınarak yapılacak kayıtlarda oluşacak zararlar KKEG olarak dikkate alınacaktır. Ancak bu durum sadece 31.12.2003 tarihli bilançolarda meydana gelen düzeltme farkları için geçerli olacaktır. 2004 ve sonraki yıllara ilişkin bu tür hesaplarda meydana gelen enflasyon düzeltme farkları satış anında çıkabilecek olası zararlar olması durumunda gider olarak dikkate alınabilecektir.

2.17.2 ÖZ SERMAYE HESAPLARINA İLİŞKİN OLUŞAN ENFLASYON DÜZELTME FARKLARININ DURUMU

Öz sermaye hesaplarına ilişkin olarak oluşan enflasyon düzeltme farklarının, SPK’ya paralel bir düzenleme ile sermayeye ilavesi veya düzeltilmiş geçmiş yıllar zararlarına mahsup edilebilme imkanı bulunmaktadır. VUK’nun Mükerrer 298 / 5 uyarınca “Ancak öz sermaye kalemlerine ait enflasyon farkları düzeltme sonucu oluşan geçmiş yıl zararlarına mahsup edilebilir veya kurumlar vergisi mükelleflerince sermayeye ilave edilebilir; bu işlemler kâr dağıtımı sayılmaz.” Bu hüküm aynı şekilde VUK’nun Geçici 25 / g bendinde de yer almaktadır.

Dolayısıyla 2004 bilançosunda özkaynaklarda yer alan 580 Geçmiş Yıllar Zararlarının düzeltilmiş tutarı, öz sermaye düzeltme farkları ve diğer özkaynak kalemlerine ait düzeltme farkları ile kısmen ya da tamamen kapatılabilecektir. Ancak 2004 veya 2005 yılı cari dönem zararlarının kapatılılıp kapatılmayacağı ilgili madde lafzından hareketle söz konusu görülmemekte olup kanaatimce bu mahsubunda yapılabilmesi gerekmektedir. Ancak mükelleflerin bu konuda mukteza talep edilerek işlem yapmalarını tavsiye ediyorum.

2.17.3 2006 DÖNEMİNDE HESAPLANMASI GEREKEN AMORTİSMANLARIN DURUMU :

31.12.2006 tarihi itibariyle aktif hesaplarda yer alan MDV ve MODV değerleri üzerinden;

a- 2003 sonuna kadar aktife giren MDV ve MODV’lar için eski oranlardan, (31.12.2004 Düzeltilmiş Maliyet Bedelleri Üzerinden)

b- 2004 – 2005 ve 2006 yıllarında aktife giren MDV ve MODV’lar için ise 333 - 339 nolu VUKGT yer alan oranlar (faydalı ömür) üzerinden (31.12.2004 Düzeltilmiş veya 2005 - 2006 Maliyet Bedelleri Üzerinden) amortisman ayrılarak kayıtlara alınmalıdır.

c- 5228 sayılı Kanunun 59 uncu maddesiyle yapılan ibare değişikliği ile azalan bakiyeler usulüyle amortisman ayırmada üst sınır getirilmiş ve azalan bakiyeler usulüyle amortisman ayrılırken her halükarda amortisman oranının % 50’yi geçemeyeceği belirtilmiştir. Bu itibarla amortisman tebliğine göre amortisman oranı % 25’den fazla olan sabit kıymetlerin azalan bakiyeler usulüne göre amortismana tabi tutulmasında uygulanacak amortisman oranı en fazla % 50 olabilecektir.

d- Amortisman uygulamalarında sadece binek otolar için kıst amortisman uygulaması devam etmekte olup, enflasyon düzeltmesi uygulanan dönemlerde dahi binek otoların dışındaki tüm amortismana tabi iktisadi kıymetler yılın son günü alınsa dahi yıllık amortisman ayrılması esasdır.
e- İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı Mükellef Hizmetleri Usul Grup Müdürlüğü tarafından verilen 20.01.2006 Tarih ve B.07.1.GİB.4.34.19.02/VUK-1/315.madde-11990 sayılı Muktezada; 333 ve 339 Sıra Numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğlerinde belirtilen oranlar mutlak olup, mükelleflerin tebliğlerde belirtilenden daha düşük oranda amortisman ayırmaları amortisman ayırma süresinin dolayısıyla faydalı ömrün değişmesi gibi bir sonuç doğuracaktır ki, bu durum maddenin koyuluş amacına aykırıdır. Dolayısıyla, şirketinizce 01/01/2004 tarihinden itibaren iktisap edilen ve şirket aktifinde yer alan amortismana tâbi iktisadi kıymetlerin anılan tebliğlerle belirlenen sürelerde ve oranlarda amortismana tabi tutulması gerekmektedir şeklinde görüş bildirmiştir. Dolayısı ile mükellefler, Bakanlıkça belirlenen oranlardan daha düşük amortisman oranı tespit ederek, amortisman süresini uzatmamaları gerekmektedir.

2.17.4 GEÇMİŞ YIL MALİ ZARARLARININ DURUMU

24.03.2005 Tarih ve 17 Nolu VUK sirkülerinin 19. maddesi uyarınca, 2003 ve önceki yıllara ait mali zararlar mukayyet (kayıtlı) değerleri ile (Kurumlar Vergisi Beyannamesinde gösterilen değerleri ile) , 2004 ve sonraki yıllara ait mali zararlar ise düzeltilmiş değerleri ile dikkate alınacaktır. (2005 hesap döneminde enflasyon düzeltmesi yapılmadığından dolayı 2004 Hesap Dönemine ilişkin Mali Zararlar da mukayyet değerleri ile dikkate alınacaktır.

Feride Nihal Tunçsiper
20-06-2008 10:42 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
Feride
Müdavim Üye
******
Mesajlar: 3,442
Tarih: Jul 2007
Üye no: 13
Nerden: İZMİR
Rep Puanı: 16
Mesaj: #2
Exclamation RE: Vergi Ve Muhasebe Uygulamalarında Sıklıkla Yapılan Hatalar- II
2.18 MUHTAHSİL – GİDER PUSULASI İLE İLGİLİ ÖZELLİK ARZ EDEN HUSUSLAR

GVK’nun Vergi Tevkifatı Başlıklı 94. maddesi gereğince :

(3946 sayılı Kanunun 22'nci maddesiyle değişen madde Yürürlük: 1.1.1994) Kamu idare ve müesseseleri, iktisadi kamu müesseseleri, sair kurumlar, ticaret şirketleri, iş ortaklıkları, dernekler, vakıflar, dernek ve vakıfların iktisadi işletmeleri, kooperatifler, yatırım fonu yönetenler, gerçek gelirlerini beyan etmeye mecbur olan ticaret ve serbest meslek erbabı, zirai kazançlarını bilanço veya zirai işletme hesabı esasına göre tespit eden çiftçiler aşağıdaki bentlerde sayılan ödemeleri (avans olarak ödenenler dahil) nakden veya hesaben yaptıkları sırada, istihkak sahiplerinin gelir vergilerine mahsuben tevkifat yapmaya mecburdurlar.


11. (4108 sayılı Kanunun 23'üncü maddesiyle değişen bent Yürürlük: 1.8.1995) Çiftçilerden satın alınan zirai mahsuller ve hizmetler için yapılan ödemelerden;

a) Hayvanlar ve bunların mahsulleri ile kara ve su avcılığı mahsulleri için,

i) Ticaret borsalarında tescil ettirilerek satın alınanlar için %1,
ii) (i) alt bendi dışında kalanlar için %2,

b) Diğer zirai mahsuller için,

i) Ticaret borsalarında tescil ettirilerek satın alınan zirai mahsuller için %2,
ii) (i) alt bendi dışında kalanlar için %4,

c) Zirai faaliyet kapsamında ifa edilen hizmetler için,

i) Orman idaresine veya orman idaresine karşı taahhütte bulunan kurumlara yapılan ormanların ağaçlandırılması, bakımı, kesimi, ürünlerin toplanması, taşınması ve benzeri hizmetler için %2,

Bu alt bend ileilgili olarak 188 Seri No.lu GVKGT ile yapılan açıklamalar aşağıda yer aldığı gibidir.

Orman İdaresine karşı orman köylüleri tarafından ormanların ağaçlandırılması, bakımı, kesimi, ağaçların toplanması, taşınması ve benzeri hizmetler için yapılan ödemeler üzerinden % 2 oranında gelir vergisi tevkifatı yapılacaktır.

Ayrıca, söz konusu hizmetleri yapmak üzere Orman İdaresine karşı taahhütte bulunan Kooperatifler veya diğer kurumlarca, orman köylülerine yukarıda belirtilen hizmetleri karşılığı yapılan ödemeler üzerinden de kooperatifler veya diğer kurumlarca % 2 oranında tevkifat yapılacaktır.

Ancak, kooperatiflere veya diğer kurumlara Orman İdaresi tarafından yapılan ödemeler üzerinden vergi tevkifatı yapılmayacaktır.



ÖRNEK 1:

Bolu Orman İşletme Müdürlüğü, bölgesinde bulunan ormanın ağaçlarının kesimi ve taşınması işini o yöredeki orman köylülerine vermiştir:

Orman köylüsü çiftçiler de tarım araçları ve el emeğini kullanmak suretiyle sözü edilen işi yapmış ve karşılığında her bir köylüye 10'ar milyon lira hizmet bedeli ödenmiştir. Orman İdaresince, bu ödeme üzerinden üzerinden % 2 oranında gelir vergisi tevkifatı yapılacaktır.

08.07.1999 Tarih ve B.07.0.GEL.0.41/4102-170/28615 Sayılı MB özelgesi de bu yöndedir.

Ayrıca konuya ilişkin olarak 345 Seri No.lu VUKGT /3-E bölümünde açıklamalara yer verilmiştir.

ÖRNEK 2:

Kastamonu Orman İşletme Müdürlüğünün, bölgesinde bulunan ormanın bir kısmının temizlenmesi işini, o bölgede faaliyette olan bir Orman Kooperatifi üstlenmiştir. Kooperatif söz konusu işi üyeleri bulunan orman köylüsüne yaptırılmıştır. Bu iş karşılığında Orman İdaresi, Kooperatife 150 milyon lira ödeyecektir. Orman İdaresi bu ödemeden tevkifat yapmayacaktır.

Söz konusu Kooperatif, orman köylüsü çiftçilere, ormanın temizlenmesi hizmeti karşılığı yaptığı ödemeden % 2 oranında gelir vergisi tevkifatı yapacaktır.

ii) Diğer hizmetler için %4,

Bu alt bend ileilgili olarak 188 Seri No.lu GVKGT ile yapılan açıklamalar aşağıda yer aldığı gibidir.

193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 52 nci maddesinin birinci fıkrasında, zirai faaliyetten doğan kazancın zirai kazanç olduğu hükme bağlanmış; ikinci fıkrasında da zirai faaliyetin tanımı yapılmıştır. Söz konusu fıkraya göre zirai faaliyet; arazide, deniz, göl ve nehirlerde, ekim, dikim, bakım, üretme, yetiştirme ve ıslah yollarıyla veyahut doğrudan doğruya tabiattan istifade etmek suretiyle nebat, orman, hayvan, balık ve bunların ürünlerinin istihsalini, avlanmasını, avcıları veya yetiştiricileri tarafından muhafazasını, taşınmasını, satılmasını veya bu ürünlerden sair bir şekilde faydalanılmasını ifade ettiği belirtilmiş; aynı maddenin yedinci fıkrasında da yukarıda yazılı faaliyetlerin içinde yapıldığı işletmelerin zirai işletme olduğu, bu işletmeleri işleten gerçek kişilere (Adi şirketler dahil) vergiye tabi olsun veya olmasınlar çiftçi denileceği hükme bağlanmıştır.

Çiftçilerin zirai işletmelerini, tarımsal alet ve makinalarını kiralamaları veya çiftçilerin zirai işletmelerini, tarımsal alet ve makinalarını el emekleriyle birleştirmek suretiyle, diğer kişilere yapmış oldukları hizmetler, zirai faaliyet kapsamında ifa edilen hizmet olarak kabul edilecektir.

Bu kapsama giren hizmet bedelleri üzerinde % 4 oranında gelir vergisi tevkifatı yapılacaktır.



ÖRNEK 1:

(A) Anonim Şirketi, kendisi için piliç yetiştirilmesi konusunda çiftçi (B) ile anlaşmış ve bu kişiye civciv, yem, ilaç gibi üretici girdilerini sağlamıştır. Çiftçi (B), sahip olduğu kümesini ve el emeğini kullanmak suretiyle piliç yetiştiriciliği konusunda (A) Anonim Şirketine zirai faaliyet kapsamında hizmet ifa etmiştir. Bu iş karşılığında, Çiftçi (B)'ye 80.000.000 lira hizmet bedeli ödenmiştir.

(A) Anonim Şirketi, bu ödeme üzerinden (80.000.000 x % 4=) 3.200.000 lira gelir vergisi tevkifatı yapacaktır. Tevkif edilen bu verginin süresi içinde muhtasar beyanname ile beyan edilerek ödeneceği tabiidir.

ÖRNEK 2:

Çiftçi ©, Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğüne bağlı Kırşehir Malya Çiftliği ile anlaşarak, bu çiftliğin 250 dönüm tarlasının buğday hasadını, biçer döveri ile yapmıştır. Çiftçi ©'ye bu iş karşılığında 12.500.000 lira hizmet bedeli ödenmiştir. Adı geçen Çiftlik tarafından Çiftçi ©'ye yapılan bu ödeme üzerinden (12.500.000 x % 4=) 500.000 lira gelir vergisi tevkifatı yapılacak ve tevkif edilen vergi muhtasar beyanname ile süresi içinde beyan edilerek ödenecektir.

Bu alt bend ile ilgili olarak 242 Seri No.lu GVKGT ile yapılan açıklamalar aşağıda yer aldığı gibidir.

Ancak zirai faaliyette bulunmaması dolayısıyla çiftçi sayılmayanlar ile çiftçi olmakla beraber zirai faaliyetleriyle ilgili olmayan ziraat makine ve aletlerini başka çiftçilerin zirai istihsal işlerinde çalıştıranların, bu faaliyetlerinin ticari faaliyet kapsamında değerlendirilmesi gerektiği açıktır.

Ziraat makine ve aletlerinin zirai işletmeye dahil bulunması, yani çiftçiler tarafından bizzat kendi zirai faaliyetlerinde kullanılmak üzere edinilmiş olmaları halinde, kendi zirai faaliyet ve işletmesinin kapasite ve büyüklüğüne bakılmaksızın, bu araçların diğer çiftçilerin zirai istihsal işlerinde çalıştırılmasının zirai faaliyet kapsamında değerlendirilmesi gerekmekte olup, 90 seri no.lu Gelir Vergisi Genel Tebliğinin bu hususa aykırı hükümleri yürürlükten kaldırılmıştır.

Diğer taraftan zirai işletmelerde ücretli durumuna girmeksizin çalıştırılan çiftçilerce bizzat yapılan sulama, süt sağımı, meyve toplanması, kavaklıklarda dikim, kesim, toplama, taşıma, gibi hizmetler de zirai faaliyet kapsamında ifa edilen hizmet olarak kabul edilecektir. Bu durumda zirai faaliyet kapsamında söz konusu hizmetleri ifa eden çiftçilere ödenecek hizmet bedelleri üzerinden, 30.12.1993 tarihli ve 93/5148 sayılı Kararnamenin eki Kararın değişik 1 inci maddesinin 11 numaralı bendinin c / ii alt bendinde belirlenen % 4 oranında gelir vergisi tevkifatı yapılacaktır.

Ancak bu hizmetlerin; müteahhit, taşeron veya dayıbaşılara yaptırılması halinde, gelir veya kurumlar vergisi mükellefi olan bu kişilere yapılan ödemelerden vergi tevkif edilmemesi, vergiden muaf esnafa yaptırılması halinde ise bu kişilere yapılan ödemeler üzerinden 30.12.1993 tarihli ve 93/5148 sayılı Kararnamenin eki Kararın değişik 1 inci maddesinin 13 numaralı bendinin (d) alt bendinde belirlenen % 10 oranında gelir vergisi tevkifatı yapılması gerekmektedir.
Öte yandan, zirai faaliyet kapsamında ifa edilen hizmetlere ilişkin olarak esnaf muaflığından yararlananlara yapılacak ödemeler için gider pusulası düzenlenmesi gerekmektedir. Söz konusu ödemelerin kazancı gerçek usulde tespit edilmeyen çiftçilere yapılması halinde de gider pusulası düzenlenmesi (bu çiftçilerden zirai ürün alınması durumu hariç) , 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 257 nci maddesi ile Bakanlığımıza verilen yetkiye istinaden uygun görülmüştür.

Konu ile ilgili olarak Vasıtasız Vergiler Gelir Müdürlüğü’nün; B.07.4.DEF.0.34.11-GVK-94/1 Sayı ile Şirket tarafından çiftçilere civciv olarak verilen hindi yavrularının büyütülüp tekrar şirkete geri verilmesi halinde vergilemenin nasıl yapılıp yapılmayacağı hk. Verdiği bir cevapla ; Alp Hindi Üretim Satış ve Pazarlama Tic. Ltd. Şti.’ne ait hindi civcivlerin çiftçiler (yetiştiriciler) tarafından beslenmesi ve piliç haline getirilmesi besicilik ve dolayısıyla Zirai faaliyet olup (işin riski ve organizasyonu ile üretim girdilerinin şirket tarafından üstlenilmesi veya yetiştiricilere ait olması durumu değiştirmemektedir.) bu faaliyet sonucu istihsal olunan maddelerde zirai ürün sayıldığından hindilerin fason besicilik yapan çifçilerden geri alınması Zirai faaliyet kapsamında ifa edilen hizmet alımı olarak değerlendirilecek ve Gelir Vergisi Kanunu’nun 94. maddesinin 11/C bendi uyarınca yapılacak ödemeler üzerinden %4 nispetinde gelir vergisi tevkifatı yapılması gerekmektedir.

164 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliğinde;

– 5590 sayılı Kanun uyarınca, borsada tescil ettirilerek ürün satın alınması halinde, satın alınan zirai ürünlerin borsada tescil ettirildiği hususunun, ticaret borsalarınca o ürünün alımı ile ilgili olarak düzenlenen "Alım-Satım Beyannamesi" ile tevsik edileceği,

– Alım-satım beyannamesinin, o ürüne ait fatura veya müstahsil makbuzu ile birlikte Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre muhafaza edileceği,

– 213 Sayılı Vergi Usul Kanunu ve bu Kanunun verdiği yetkiye dayanılarak çıkartılan genel tebliğ ve yönetmelik hükümlerine göre faturada bulunması gereken bilgilerin yanısıra, aynı Kanunun mükerrer 257 nci maddesinin Bakanlığımıza verdiği yetkiye dayanılarak, borsada işlem gören zirai ürün alım-satımı ile ilgili olarak düzenlenecek borsa tescil beyannamesinin tarih ve numarasının da fatura veya müstahsil makbuzunda ayrıca gösterileceği,
belirtilmiştir.

Gerek vergi incelemelerinde, gerekse yaygın ve yoğun vergi denetimlerinde yukarıda belirtilen mecburiyete uymadığı görülen mükelleflerin, söz konusu her belge için, haklarında Vergi Usul Kanununda yer alan cezai müeyyideler uygulanacaktır.

13. (4369 sayılı Kanunun 81'inci maddesiyle değişen bent Yürürlük: 1.9.1999) Esnaf muaflığından yararlananlara mal ve hizmet alımları karşılığında yapılan ödemelerden,

a) Havlu, çarşaf, çorap, halı, kilim, dokuma mamulleri, örgü, dantel, her nevi nakış işleri ve her nevi turistik eşya, hasır, sepet, süpürge, paspas, fırça, yapma çiçek ve benzeri emtia bedelleri veya bu emtianın imalinde ödenen hizmet bedelleri üzerinden %2,

b) Hurda mal alımları için % 2,

c) Diğer mal alımları için %5,

d) Diğer hizmet alımları ('a', 'b', ve 'c' alt bentleri hariç olmak üzere mal ve hizmet bedelinin ayrılamaması hali de bu kapsamdadır) için % 10.

Ayrıca çiftçilerden satın alınan zirai ürün bedelleri üzerinden (çiftçinin bağkur sigortalısı olması halinde) %1 bağkur prim kesintisi yapılarak kayıtlara alınmalı ve ilgili kuruma kesilen tutarlar intikal ettirilmelidir.

2.19 BEDELSİZ VERİLEN NUMUNU, EŞANTİYON VE DİĞER ÜRÜNLERİN VERGİSEL BOYUTU VE FATURA DÜZENİ

Numune; İşletmeler, piyasada olan veya piyasaya çıkartmayı düşündükleri ürünün tanıtımını sağlamak amacıyla ilgili ürünün küçük bir örneğini bir bedel tahsil etmeksizin çeşitli kişilere vermesi olayıdır.

Uygulamada işletmeler, bu tür numuneleri gerek mevcut müşterilerine gerekse potansiyel müşterilerine dağıtmak suretiyle kendi tanıtım ve reklamlarını yapmaktadırlar.

Numuler, işletmelerin rekabet edebilmek, satışlarını artırmak, pazar payını genişletmek vb. amaçlara bağlı, yapılan işin önem ve hacmine uygun olarak muhtelif kişilere dağıttıkları eşyaların maliyet bedelleri pazarlama satış dağıtım gideri olarak dikkate alınabilecektir.

Firmalar halen satışını yaptıkları veya piyasaya yeni çıkardıkları bir ürünün tanıtımını sağlamak amacıyla numune mallar üretmekte ve bu malları da ayrıca bir bedel tahsil etmeksizin vermektedir.

Ana malın bütün, özelliklerini taşımakla birlikte, satışa konu edilemeyecek bir miktarla sınırlı olan ve üzerinde "Numunedir, parayla satılmaz, vb." ibareleri taşıyan bu mallar da, işletmede tüketilmemekle birlikte ayni pazarlama gideri özelliğini taşıdığından, bu malların bedel alınmaksızın teslimi de eşantiyonlarda olduğu gibi katma değer vergisi hesaplanmasını gerektirmemektedir.

Dolayısıyla işletmelerce bir bedel alınmaksızın teslime konu edilen eşantiyon ve numuneler için katma değer vergisi hesaplamayacaklardır.

Bu açıklamalar çerçevesinde gerek numune, gerekse eşantiyon adı altında teslim edilen malların;

• Ticari teamüllere uygun nitelikte ve miktarda olması,

• Ayrıca bir satışa konu olmayacak şekilde verilmesi,

halinde katma değer vergisi hesaplanmayacaktır.

Bu şartlara ilaveten, numune malların firmanın ünvanı ve para ile satılmayacağını belirten bir şerhi taşıması gerekmektedir. İşletmenin iktisadi faaliyetini yaygınlaştırmaya ve tanıtmaya yönelik olarak verilen bu mallar için yüklenilen vergiler, genel hükümler çerçevesinde indirim konusu yapılacaktır. (22504 sayı 25.12.1995 tarihli Resmi Gazete de yayınlanan 50 seri nolu KDV Genel Tebliği )
İşletmelerce 3. kişilere teslim edilen eşantiyon ve numuneler için düzenlenen faturayı işletme kendi kendine düzenleyecek ve bu yolla stok çıkışını gerçekleştirecektir. İşletme eşantiyon ve numuneye konu malların ithali, alımı veya üretiminde yüklenmiş olduğu katma değer vergisini indirim konusu yapacaktır. Eşantiyon ve numune malların tesliminde de kendi kendine fatura düzenleyerek bir tarafta gelir kaydı ve katma değer vergisi hesaplayacak diğer taraf da bir pazarlama satış dağıtım gideri ve indirilecek katma değer vergisini kayıtlarına intikal ettirecektir. Konuya ilişkin olarak sevk irsaliyesi düzenlenmesi aşamasında da teslim edilen malın eşantiyon veya numune olarak teslim edildiği bilgisi irsaliye üzerine düşülmelidir.

Ayrıca bedelsiz olarak verilen ürünler;

Ticari teamüllere uygun miktarlarda ve tutarlarda olması halinde fatura ve irsaliye müşteri adına düzenlenmeli, bedelsiz verilen ürün ve tutarı fatura üzerinde gösterilmeli ve aynı zamanda %100 iskonto yapılarak matrah sıfır olarak fatura düzenlenmeli ve bu fatura ile ilgili muhasebe kaydı yapılmamalıdır.

2.20 STOKLAR İLE İLGİLİ FİRELERİN UYGULANMASI VE DİĞER BOZULMA ÇÜRÜME VB. DURUMLARA KARŞI TAKTİR YOLUNA GİDİLMESİ

2.20.1 DEĞERİ DÜŞEN (BOZULAN, ÇÜRÜYEN VB.) STOKLARIN SATIŞI ve MALİYETLEMESİ

Yıllardır depolarda bulunan stoklar ile ilgili olarak çeşitli şekillerde oluşan değer düşüklükleri bulunmaktadır.
VUK’nda Kıymeti Düşen Mallar
Madde 278 - Yangın, deprem ve su basması gibi afetler yüzünden veyahut bozulmak, çürümek, kırılmak, çatlamak, paslanmak gibi haller neticesinde iktisadi kıymetlerinde önemli bir azalış vaki olan emtia ile maliyetlerin hesaplanması mutad olmıyan hurdalar ve döküntüler, üstüpü, deşe ve ıskartalar emsal bedeli ile değerlenir.
Bu tür değeri düşen mallarda emsal bedeli uygulamasında;
• VUK’nun 267. maddesinin 1.sırasında yer alan “ortalama satış fiyatı esası” yöntemini uygulamak genelde pek mümkün olmamaktadır. Çünkü bu yöntemi uygulamak için, ticari mallarda değer düşüklüğünün aynı derecede olması gerekmektedir.

• VUK’nun 267. maddesinin 2. sırasında yer alan “maliyet bedeli” esasının da uygulanması söz konusu olmamaktadır.

• Dolayısıyla şirketler ticari mallarda değer düşüklüğü için “taktir komisyonu” yöntemine göre değer tespiti yaptırmalıdırlar.
Değerleme ile ilgili değer tespitinin normal şartlarda dönem sonlarında yapılması gerekmektedir. Dönem sonlarında yapılacak değerleme ve muhasebe kayıtları aşağıda yer alan örnekteki gibi olmalıdır.
Örnek : Dönem sonunda maliyeti 100.-YTL olan bir ürünün çürüdüğü tespit edilmiştir. İşletme değer düşüklüğünün tespiti amacı ile taktir komisyonuna başvurmuş ve taktir komisyonunca belirlenen değer 25.-YTL’dır. Değeri düşen mal ertesi yıl 20.-YTL’sına satılmıştır.
1- ---------------------------------------------31.01.2006---------------------------------------------------
157 DİĞER STOKLAR 100.-
157.01 Değeri Düşen Mallar

153 TİCARİ MALLAR 100.-

Değeri Düşen Malların Diğer Stoklara Virman Kaydı
2- ---------------------------------------------31.01.2006---------------------------------------------------
689 DİĞER OLAĞ.DIŞI GİD. VE ZAR. 75.-

158 STOK DEĞ. DÜŞ. KARŞ. 75.-

Taktir Komisyonu Kararına İstinaden Yapılan Karşılık Kaydı
3- ---------------------------------------------31.01.2006---------------------------------------------------
100 KASA 20.-
620 SATILAN TİC. MAL. MAL. 100.-
158 STOK DEĞ. DÜŞ. KARŞ. 75.-

600 YURTİÇİ SATIŞLAR 20.-
157 DİĞER STOKLAR 100.-
644 KONUSU KALMAYAN KARŞ. 75.-

Değeri Düşen Malların Satış ve Maliyet Kaydı

Özellikle dönem sonunu beklemeden dönem içinde değeri düşen mallardan satış yapılması halinde VUK’nun 278. maddesine göre değerleme yapılma gereği kanaatimce doğmamalıdır. Ancak bu gibi durumlarda, şirket maliyet bedeline kıyasla düşük bedelle ticari malların veya mamullerin satışının, malların - ürünlerin bozuk vb. özelliklerinden kaynaklandığını gerektiğinde çeşitli şekillerde (belgeler, karşı alıcının beyanı vb.) tevsik edebilmelidir. Şirketler bu gibi durumlarda sadece 1 nolu kaydı yapmalı ve satış yapıldıkça da hiç olmazsa üçer aylık dönemlerde 157 hesaptan maliyete virmanlar yapılmalıdır. (hasarlı ürünler satıldıklarında fatura düzenlenerek satış kaydı yapılmalıdır.)

Ayrıca dönem içerisinde satış yapılmamış ise ve dönem sonlarında değer düşüklüğünün kayıtlarda gösterilmesi isteniyorsa, yukarıda bahsedilen taktir komisyonu kararına dayalı gider kaydı yapılmalıdır.

2.20.2 STOKLAR İÇİNDE YER ALAN ANCAK FİİLEN BULUNMAYAN STOKLARIN (ÇALINAN) DURUMU

Dönem sonunda yapılması gereken işlem, stoklarda fiili – kaydi stok farkının tespit edilerek (bu fark fire, çalınma vb. durumlardan kaynaklanmaktadır) gerekli virman işlemlerin yapılması ile stokların fiili – kaydi olarak mutabık hale getirilmesi sağlanmalıdır. Ancak bu tür stok farklarının çalınma vb. nedenler dışında (fire – zayiat gibi) nedenlere bağlanamaması durumunda stok farkı (stok noksanı) Kanunen Kabul Edilmeyen gider olarak kapatılarak giderleştirilmelidir. Ayrıca bu stoklara ilişkin olarak zamanında indirim konusu yapılan KDV’leri ise hesaplanan KDV’si olarak beyan edilmelidir. Stok Fazlalıkları ise Gelir olarak dikkate alınmalıdır. Ayrıca fire olarak kabul edilerek maliyetlemesi yapılan tutarlara ilişkin oranın, İSO tarafından açıklanan fire oranlarına uygunluğu kontrol edilmelidir. Açıklanan fire oranlarından yüksek bir oran kullanılmamalıdır.

2.21 SÖZLEŞMELERİN DURUMU

2006 hesap döneminde imzalanan sözleşmelerin maktu veya nispi olarak Damga Vergisine tabi olup olmadığı kontrol edilmelidir. Ayrıca Bazı sözleşmeler ile Damga Vergisi yükü karşı firmaya yüklenmiş olsa bile müteselsil sorumluluk gereği, karşı firmanın Damga Vergisini ödediğinden emin olunmasında fayda bulunmaktadır.

Genelde kira sözleşmelerine dikkat edilmesi gerekmektedir. DV hesaplanırken tüm kira süresi üzerinden (örneğin 10 yıllık ise 10 yıllık kira bedeli üzerinden) Damga Vergisi hesaplanmalıdır. Ayrıca kira sözleşmelerinde dikkat edilmesi gereken diğer bir husus; kira sözleşmesini sadece kiracı ve kiralayan imzalar ise % 0,15 DV hesaplanmalı, ancak sözleşmeyi kefilin de imzalaması halinde DV oranı %0,75 olarak dikkate alınmalıdır.

2.22 TAŞITLARIN KASKO BEDELİNİN ALTINDA SATIŞI

Düşük bedelle satıldığı tespit edilen araç için takdir komisyonu kararına dayanılarak yapılan tarhiyatta yasaya aykırılık bulunmadığı hk. Bazı Danıştay kararları mevcut olup, inceleme elemanları da kasko bedelinin altında yapılan satışları tenkit konusu yapmaktadırlar.

Danıştayın karşı yönde verdiği kararlarda mevcuttur. “Noter satış sözleşmesi ortada iken, bu belgenin sahteliği ya da aracın sözleşmede yazılı bedelin üstünde satıldığı yolunda gerçeği yansıtan olgular bulunmadan kasko bedelinin altında satış yapılmış olmasının, başlıbaşına resen takdir nedeni olarak kabul edilemeyeceği, aracı satın alan nezdinde araştırma yapılması, bu kişi ile yükümlü arasında satış bedeli dışında bir nakit hareketi varsa bunun tespit edilmesi gibi yöntemlerle aracın gerçek satış bedelinin saptanması gerekir.”

Dolayısı ile ikinci el piyasa şartlarının çok net kötü olduğu dönemlerde, bir anlamda gerçekten kasko bedelinin altında satış yapıldığı dönemler hariç, Kasko değerleri altında araç satışının gerçekleştirilmemesi gerekmektedir.

2.23 ŞİRKETLER ARASINDA GERÇEKLEŞEN İŞLEMLERİN ÖRTÜLÜ SERMAYE VE ÖRTÜLÜ KAZANÇ AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ

Günümüzün globalleşen dünyasında şirketler için en önemli konuların başında finansal durum, pozisyon ve ilişkiler gelmektedir. Dolayısıyla zaman zaman holding ve grup şirketleri arasında kısa veya uzun dönemli borç alacak ilişkileri, ülke ekonomisi ve ticaret ilişkilerinin gereği olarak oluşmaktadır. Bu ilişkiler; holding veya grup şirketlerinden kredibilitesi yüksek olan ve düşük maliyetle kredi sağlayabilen şirketin bu krediyi aynen veya kısmen diğer bir grup şirketine veya holdinge kullandırması şeklinde karşımıza çıkabileceği gibi, fon fazlası olan şirketlerin grubun diğer fon açığı olan şirketlerine bu fonları aktarmaları ile de ortaya çıkabilmektedir. Holding ve grup şirketleri arasında cereyan eden bu tür kredi, borç alacak ilişkileri, mal veya hizmet temin işlemleri gibi ilişkiler bulunabilmektedir.

Ancak yukarıda bahsi geçen ilişkiler her ne sebeple oluşmuş olursa olsun niteliğine bağlı olarak; örtülü sermaye veya örtülü kazanç açısından Kurumlar Vergisine (KV), finansman hizmetinin varlığı açısından Katma Değer Vergisine (KDV), banker sayılarak Banka Sigorta Muameleleri Vergisine (BSMV) tabi tutulup tutulmayacağı açısından Gider Vergileri Kanununun (GDVK) ilgili hükümlerine tabi olma durumu söz konusu olabilecektir.

Ülkemizde holdinglere ilişkin olarak vergi ve ticaret kanunlarında yer alan yasal düzenlemelerdeki yetersizlikler, Vergi İdaresi ile Danıştay’ın çeşitli tarihlerde konuya ilişkin verdiği farklı kararlar (hatta kendi içlerinde farklılaşan kararlar) uygulamada çeşitli sorun ve tereddütlere yol açmıştır.

Ayrıca son olarak da 5520 Sayılı Kanunun 12. ve 13. maddeleri uyarınca konuya ilişkin olarak detaylı düzenlemeler yapılmıştır.

2.23.1 ÖRTÜLÜ SERMAYE BOYUTU

21 Haziran 2006 Tarih ve 26205 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 5520 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 12. maddesinde yer alan örtülü sermaye ile ilgili yapılan düzenlemenin amacı, kurum kazancının vergilemeye konu yapılmaksızın kurum dışına çıkışını engellemeye çalışmaktır. Aynı zamanda 11.Madde (kabul edilmeyen giderler) uyarınca da; Örtülü sermaye üzerinden ödenen veya hesaplanan faiz, kur farkları ve benzeri giderlerin KKEG olarak dikkate alınması gereği belirtilmiştir. 12. Madde uyarınca da Örtülü Sermaye önceki KVK’na göre daha detaylı bir biçimde tanımlanmış olup mükellefler vergi incelemelerinde risk almak istemiyorlarsa aşağıda yapılan açıklamalara dikkat etmeleri gerekmektedir

(1) Kurumların, ortaklarından veya ortaklarla ilişkili olan kişilerden doğrudan veya dolaylı olarak temin ederek işletmede kullandıkları borçların, hesap dönemi içinde herhangi bir tarihte kurumun öz sermayesinin üç katını aşan kısmı, ilgili hesap dönemi için örtülü sermaye sayılır.

(2) Yukarıda belirtilen karşılaştırma sırasında, sadece ilişkili şirketlere finansman temin eden kredi şirketlerinden yapılan borçlanmalar hariç olmak üzere, ana faaliyet konusuna uygun olarak faaliyette bulunan ve ortak veya ortakla ilişkili kişi sayılan banka veya benzeri kredi kurumlarından yapılan borçlanmalar % 50 oranında dikkate alınır.

(3) Bu maddenin uygulanmasında;

a) Ortakla ilişkili kişi, ortağın doğrudan veya dolaylı olarak en az % 10 oranında ortağı olduğu veya en az bu oranda oy veya kâr payı hakkına sahip olduğu bir kurumu ya da doğrudan veya dolaylı olarak, ortağın veya ortakla ilişkili bu kurumun sermayesinin, oy veya kâr payı hakkına sahip hisselerinin en az % 10'unu elinde bulunduran bir gerçek kişi veya kurumu,

b) Öz sermaye, kurumun Vergi Usul Kanunu uyarınca tespit edilmiş hesap dönemi başındaki öz sermayesini, ifade eder.

(4) Kurumların İstanbul Menkul Kıymetler Borsasında işlem gören hisselerinin edinilmesi durumunda, söz konusu hisse nedeniyle ortak veya ortakla ilişkili kişi sayılanlardan temin edilen borçlanmalarda en az % 10 ortaklık payı aranır.

(5) Yukarıda belirtilen oranlar, borç veren ortaklar ve ortakların ilişkide bulunduğu kişiler için topluca dikkate alınır.

(6) Aşağıda sayılan borçlanmalar örtülü sermaye sayılmaz:

a) Kurumların ortaklarının veya ortaklarla ilişkili kişilerin sağladığı gayrinakdî teminatlar karşılığında üçüncü kişilerden yapılan borçlanmalar.

b) Kurumların iştiraklerinin, ortaklarının veya ortaklarla ilişkili kişilerin, banka ve finans kurumlarından ya da sermaye piyasalarından temin ederek aynı şartlarla kısmen veya tamamen kullandırdığı borçlanmalar.

c) 5411 sayılı Bankacılık Kanununa göre faaliyette bulunan bankalar tarafından yapılan borçlanmalar.
ç) 3226 sayılı Finansal Kiralama Kanunu kapsamında faaliyet gösteren finansal kiralama şirketleri, 90 sayılı Ödünç Para Verme İşleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname kapsamında faaliyet gösteren finansman ve faktoring şirketleri ile ipotek finansman kuruluşlarının bu faaliyetleriyle ilgili olarak ortak veya ortakla ilişkili kişi sayılan bankalardan yaptıkları borçlanmalar.

(7) Örtülü sermaye üzerinden kur farkı hariç, faiz ve benzeri ödemeler veya hesaplanan tutarlar, Gelir ve Kurumlar Vergisi kanunlarının uygulanmasında, gerek borç alan gerekse borç veren nezdinde, örtülü sermaye şartlarının gerçekleştiği hesap döneminin son günü itibarıyla dağıtılmış kâr payı veya dar mükellefler için ana merkeze aktarılan tutar sayılır. Daha önce yapılan vergilendirme işlemleri, tam mükellef kurumlar nezdinde yapılacak düzeltmede örtülü sermayeye ilişkin kur farklarını da kapsayacak şekilde, taraf olan mükellefler nezdinde buna göre düzeltilir. Şu kadar ki, bu düzeltmenin yapılması için örtülü sermaye kullanan kurum adına tarh edilen vergilerin kesinleşmiş ve ödenmiş olması şarttır.

2.23.2 ÖRTÜLÜ KAZANÇ BOYUTU

21 Haziran 2006 Tarih ve 26205 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 5520 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 13. maddesinde, transfer fiyatlaması yolu ile örtülü kazanç dağıtımı müessesesi düzenlenmiştir. Ayrıca KVK’nun 11. maddesi (kabul edilmeyen giderler) uyarınca; Transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü olarak dağıtılan kazançların gider olarak dikkate alınmayacağı belirtilmiştir. Mükellefler vergi incelemelerinde konu ile ilgili risk almak istemiyorlarsa aşağıda yapılan açıklamalara dikkat etmeleri gerekmektedir

MADDE 13- (1) Kurumlar, ilişkili kişilerle emsallere uygunluk ilkesine aykırı olarak tespit ettikleri bedel veya fiyat üzerinden mal veya hizmet alım ya da satımında bulunursa, kazanç tamamen veya kısmen transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü olarak dağıtılmış sayılır. Alım, satım, imalat ve inşaat işlemleri, kiralama ve kiraya verme işlemleri, ödünç para alınması ve verilmesi, ikramiye, ücret ve benzeri ödemeleri gerektiren işlemler her hal ve şartta mal veya hizmet alım ya da satımı olarak değerlendirilir.

(2) İlişkili kişi; kurumların kendi ortakları, kurumların veya ortaklarının ilgili bulunduğu gerçek kişi veya kurum ile idaresi, denetimi veya sermayesi bakımından doğrudan veya dolaylı olarak bağlı bulunduğu ya da nüfuzu altında bulundurduğu gerçek kişi veya kurumları ifade eder. Ortakların eşleri, ortakların veya eşlerinin üstsoy ve altsoyu ile üçüncü derece dahil yansoy hısımları ve kayın hısımları da ilişkili kişi sayılır. Kazancın elde edildiği ülke vergi sisteminin, Türk vergi sisteminin yarattığı vergilendirme kapasitesi ile aynı düzeyde bir vergilendirme imkânı sağlayıp sağlamadığı ve bilgi değişimi hususunun göz önünde bulundurulması suretiyle Bakanlar Kurulunca ilan edilen ülkelerde veya bölgelerde bulunan kişilerle yapılmış tüm işlemler, ilişkili kişilerle yapılmış sayılır.

(3) Emsallere uygunluk ilkesi, ilişkili kişilerle yapılan mal veya hizmet alım ya da satımında uygulanan fiyat veya bedelin, aralarında böyle bir ilişkinin bulunmaması durumunda oluşacak fiyat veya bedele uygun olmasını ifade eder. Emsallere uygunluk ilkesi doğrultusunda tespit edilen fiyat veya bedellere ilişkin hesaplamalara ait kayıt, cetvel ve belgelerin ispat edici kâğıtlar olarak saklanması zorunludur.

(4) Kurumlar, ilişkili kişilerle yaptığı işlemlerde uygulayacağı fiyat veya bedelleri, aşağıdaki yöntemlerden işlemin mahiyetine en uygun olanını kullanarak tespit eder:
a) Karşılaştırılabilir fiyat yöntemi: Bir mükellefin uygulayacağı emsallere uygun satış fiyatının, karşılaştırılabilir mal veya hizmet alım ya da satımında bulunan ve aralarında herhangi bir şekilde ilişki bulunmayan gerçek veya tüzel kişilerin birbirleriyle yaptıkları işlemlerde uygulayacağı piyasa fiyatı ile karşılaştırılarak tespit edilmesini ifade eder.

b) Maliyet artı yöntemi: Emsallere uygun fiyatın, ilgili mal veya hizmet maliyetlerinin makul bir brüt kâr oranı kadar artırılması suretiyle hesaplanmasını ifade eder.

c) Yeniden satış fiyatı yöntemi: Emsallere uygun fiyatın, işlem konusu mal veya hizmetlerin aralarında herhangi bir şekilde ilişki bulunmayan gerçek veya tüzel kişilere yeniden satılması halinde uygulanacak fiyattan, makul bir brüt satış kârı düşülerek hesaplanmasını ifade eder.

ç) Emsallere uygun fiyata yukarıdaki yöntemlerden herhangi birisi ile ulaşma olanağı yoksa mükellef, işlemlerin mahiyetine uygun olarak kendi belirleyeceği diğer yöntemleri kullanabilir.

(5) İlişkili kişilerle yapılan mal veya hizmet alım ya da satımında uygulanacak fiyat veya bedelin tespitine ilişkin yöntemler, mükellefin talebi üzerine Maliye Bakanlığı ile anlaşılarak belirlenebilir. Bu şekilde belirlenen yöntem, üç yılı aşmamak üzere anlaşmada tespit edilen süre ve şartlar dahilinde kesinlik taşır.

(6) Tamamen veya kısmen transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü olarak dağıtılan kazanç, Gelir ve Kurumlar Vergisi kanunlarının uygulamasında, bu maddedeki şartların gerçekleştiği hesap döneminin son günü itibarıyla dağıtılmış kâr payı veya dar mükellefler için ana merkeze aktarılan tutar sayılır. Daha önce yapılan vergilendirme işlemleri, taraf olan mükellefler nezdinde buna göre düzeltilir. Şu kadar ki, bu düzeltmenin yapılması için örtülü kazanç dağıtan kurum adına tarh edilen vergilerin kesinleşmiş ve ödenmiş olması şarttır.

(7) Transfer fiyatlandırması ile ilgili usûller Bakanlar Kurulunca belirlenir.


2.24 ROYALTY ÖDEMELERİ

Royalty: devralınan herhangi bir hak karşılığında yapılan ödemeyi ifade eder, ve bu ödeme genellikle satışlar üzerinden belli bir oranda yapılır.
Royalty giderlerinin stopajı nakden veya hesaben tahakkuk sırasında muhasebeleştirilmelidir. Ayrıca, K.V.K.'nun 24'üncü maddesinin 8'inci fıkrasında, "Vergi tevkifatı yapanların bir ay içinde nakden veya hesaben ödedikleri veya tahakkuk ettirdikleri kazanç ve iratlar ile bunlardan kestikleri kurumlar vergisini, müteakip ayın yirminci günü akşamına kadar bağlı bulundukları vergi dairesine muhtasar beyanname ile bildirmesi gerektiği" belirtilmiştir.

Kanun maddesinde yer alan hesaben ödeme deyimi, vergi kesintisine tabi tutulması öngörülen kazanç ve iratları ödeyenleri, hak sahiplerine karşı borçlu durumda gösteren her türlü kayıt ve işlemleri ifade eder. Başka bir anlatımla stopaja tabi meblağın yabancı kurum cari hesabına alacak kaydedilmesi anlamına gelir. Bu nedenle, stopaja tabi hasılata ilişkin tevkifatın, doğumu ve beyan edilmesi için fiilen ödeme şart olmayıp, stopaja tabi hasılatın, yabancı kurum cari hesabına alacak kaydedilmesi yeterlidir.

Bu anlamda, kurum stopajı fiilen ödeme beklenmeden hesaben ödeme yapıldığı dönem itibariyle beyan edilmesi zorunludur.

Tahakkuk veya hesaben ödeme nedeniyle stopaj beyanına konu edildikten sonra ödemenin gecikmesi sonucunda K.V.K.'nun 24'üncü maddesi kapsamında kurum stopajına tabi iratlar ilgili olarak meydana gelen aleyhte kur farkları da kurum stopajına tabidir.

K.D.V.K.'nun 9 'ncu maddesinde ise "Mükellefin kanuni veya iş merkezinin yurt dışında bulunması hallerinde Maliye Bakanlığı'nın vergi alacağını emniyet alana almak amacıyla, vergiye tabi işlemlere taraf olanları verginin ödenmesinden sorumlu tutabileceği" belirtilmektedir. Bu maddeye göre, kanuni veya iş merkezi yurt dışında bulunan dar mükellef kurumlara K.D.V.'ye tabi bir ödeme yapan mükelleflerin sorumlu sıfatıyla (2 no.lu KDV beyannamesiyle) ilgili K.D.V.'yi beyan edip ödemeleri gerekmektedir. Bu ödeme KDV sorumlusu açısından KDV yüklenimi niteliği taşıdığı için aynı zamanda indirim konusu yapılabilmektedir. KVK'nun 24’üncü maddesi kapsamındaki tüm işlemler K.D.V sorumluluğunu gerektirmektedir. Royalty ödemelerinde Çifte Vergilemeyi Önleme Anlaşmaları uyarınca daha düşük stopaj oranlarının kullanma imkanları araştırılmalıdır.

ÖRNEK : Yurtdışından 2006 hesap dönemi ile ilgili olarak 100.000.- $ royalty faturası gelmiştir. Bu tarihte kur : 1,35 iken, royalty faturasının ödemesi 2007 Şubat döneminde yapılmış olup kur 1,40.-YTL’dır. Ayrıca ÇVÖA gereğince stopaj oranı % 10 olduğunu varsayalım. (ÇVÖA yok ise bu oran % 22’dir)

Öncelikle yapılacak işlem tutarı YTL’sına çevirdikten sonra tutarın brütleştirilmesidir.

Brüt Royalty Gideri = 100.000 X 1,35 = 135.000.- / 0,90 = 150.000.-YTL

İkinci Adım da; Brüt tutar üzerinden % 10 stopaj ve % 18 SS KDV hesaplanmalıdır.

150.000 X % 10 = 15.000.- YTL KVK 24 Stopaj Ödemesi
150.000 X % 18 = 27.000.- YTL SS KDV Ödemesi

Üçüncü Adım Olarak da Muhasebe Kaydının Yapılması gerekmektedir.
----------------------------------------------..../..../.....--------------------------------------------------------
760 Pazarlama Satış Dağ. Gid. 150.000

191 İndirilecek KDV 27.000

360 Ödenecek Vergi ve Fonlar 42.000
360.01 Ödenecek KVK 24 Stopaj = 15.000
360.02 Ödenecek SS KDV = 27.000

320 Satıcılar 135.000
320.01 Y.Dışı Satıcılar

Royalty Faturasının Kaydı
----------------------------------------------..../..../.....--------------------------------------------------------
760 Pazarlama Satış Dağ. Gid. 555

191 İndirilecek KDV 100

320 Satıcılar 135.000
320.01 Y.Dışı Satıcılar

656 Kambiyo Giderleri 5.000

360 Ödenecek Vergi ve Fonlar 655
360.01 Ödenecek KVK 24 Stopaj = 555
360.02 Ödenecek SS KDV = 100

102 Bankalar 140.000

Royalty Faturası Ödeme Kaydı




2.25 ÇALIŞANLARA VERİLEN TAKSİTLİ BORÇLAR

Bu tür ödemeler personele sağlanan menfaat olarak değerlendirileceğinden dolayı bu tutarlara faiz işletmek gerekmekte olup bu faizin işletilmemesi halinde vergi incelemelerinde risk oluşturacaktır.

2.26 KDV DAHİL PERAKENDE SATIŞ FİŞİ VEYA FATURA DÜZENLENEBİLECEK DURUMLAR

KDV Kanunu’nun 29 ve 34’üncü maddelerine göre; verginin indirim konusu yapılabilmesi için fatura veya benzeri vesikalarda ayrıca gösterilmesi zorunludur. Ancak Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 23’üncü maddesine göre; özel matrah şekilleri tespit edilen işlemlerde, düzenlenecek vesikalarda verginin ayrıca gösterilmesi şartı aranmayacaktır. Mükellefler bu neviden mal ve hizmet alımları dolayısıyla yüklendikleri vergileri, % 1 oranına tabi vergili bedele (1/101) oranını, % 8 oranına tabi vergili bedele (8/108) oranını, % 18 oranına tabi vergili bedele ise (18/118) oranını uygulamak suretiyle hesaplayacaklar ve indirim konusu yapabileceklerdir.

Özel matrah şekillerine tabi mal ve hizmetlere ait katma değer vergisi, iç yüzde oranı uygulanmak suretiyle hesaplanıp indirim konusu yapılabildiğinden, bu mal ve hizmetlere ilişkin fatura ve benzeri vesikalarda katma değer vergisi ayrıca gösterilmeyecek, vergi dahil tek tutar olarak ifade edilebilecektir.

KDV Kanunu uyarınca;

• Belli bir tarifeye göre fiyatı tespit edilen işler ile bedelin biletle tahsil edildiği hallerde tarife ve bilet bedeli Katma Değer Vergisi tahsil edilerek tespit olunur ve vergi müşteriye ayrıca intikal ettirilmez.
• Spor-toto oyununda ve Milli Piyango dahil her türlü piyangoda, oyuna ve piyangoya katılma bedeli,
• At yarışları ve diğer müşterek bahis ve talih oyunlarında bu yarış ve oyunlara katılma karşılığında alınan bedel ile bunların icra edildiği mahallere giriş karşılığında alınan bedel,
• Profesyonel sanatçıların yer aldığı gösteriler ve konserler ile profesyonel sporcuların katıldığı sportif faaliyetler, maçlar ve yarışlar ve yarışmalar tertiplenmesi ve gösterilmesinde bunların icra edildiği mahallere giriş karşılığında alınan bedel ile bu mahallerde yapılan teslim ve hizmetlerin bedeli,
• Gümrük depolarında ve müzayede salonlarında yapılan satışlarda kesin satış bedeli,
• Altından mamul veya altın ihtiva eden ziynet eşyaları ile sikke altınların teslim ve ithalinde matrah, külçe altın bedeli düşüldükten sonra kalan miktardır.

Ayrıca mevcut uygulamaya göre, KDV Kanununda sayılanlara ilave olarak, Maliye Bakanlığı’nca;

• Gazete, dergi ve benzeri periyodik yayınlar,
• Tekel ürünleri,
• Külçe gümüş,
• Plaka,
• Telefon kartı ve jeton,
• Şehiriçi yolcu taşımacılığında kullanılan bilet ve kart, teslimlerinde özel matrah şekli uygulama zorunluluğu getirilmiştir.

Diğer taraftan;

• Otobüslerle yapılan şehirlerarası yolcu taşımacılığı,
• Fiyatı belli bir tarifeye göre tespit edilen işler ile bedelin biletle tahsil edildiği haller (Kuru temizleyiciler, tarife dışında hiç bir ücret almamak kaydıyla lokanta ve kebabçılar, sinemalar, tiyatrolar, stadyumlar ve aynı mahiyetteki yerler),
• Fiyatı ilgili müessese veya devlet tarafından önceden belirlenen mal teslimi ve hizmet ifaları (gazete, dergi, kitap, ilaç, akaryakıt ve benzerleri),
• Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nca perakende azami satış fiyatları katma değer vergisi dahil edilerek tespit ve ilan olunan petrol ürünlerinin satışı,
• Perakendeci bayiler tarafından yapılan tütün mamullerinin satışları,
• Alkollü İçkiler Sanayi ve Ticaret A.Ş. ile Alkollü içkiler Pazarlama ve Dağıtım A.Ş. tarafından üretilen ve ithal edilen alkollü içkilerin bayilere satışı,
satış fiyatının katma değer vergisi dahil edilerek tespit edilmesi mümkün bulunmaktadır.

A- ÖZEL MATRAH ŞEKİLLERİ (KDVK Md. 23)

1- Perakendeci bayiler tarafından yapılan telefon kartı ve jeton satışlarına ait katma değer vergisinin bayi karına isabet eden katma değer vergisini de ihtiva edecek şekilde perakendeci bayilere telefon kartı ve jeton teslimi yapan kuruluşlar tarafından beyan edilmesi gerekmektedir. Bu durumda bayiler, belirtilen kapsamdaki telefon kartı ve jeton satışları için ayrıca vergi hesaplamayacaklardır (85/C Nolu KDV Genel Tebliği).

2- Belediyeler veya bağlı işletmeleri tarafından yapılan şehir içi yolcu taşımacılığında (metro dahil) kullanılan bilet ve kartların, bu işletmeler dışındaki bayiler tarafından yolculara satışına ilişkin katma değer vergisi, bayiinin satış bedeli üzerinden iç yüzde oranına göre hesaplanarak belediyelere bağlı işletmelerce beyan edilecektir. Bayiler, bu şekildeki bilet veya kart satışları için ayrıca vergi hesaplamayacaklardır (81/5 Nolu KDV Genel Tebliği).


3- Gazete, dergi ve benzeri periyodik yayınların satışlarında perakende safhaya ait katma değer vergisi, doğrudan perakendeci bayiye satış yapan başbayiler tarafından, bu safhanın kârını da ihtiva edecek şekilde hesaplanıp ödenecektir. Bu durumda, sözü edilen yayınların perakende satış fiyatları vergili olarak tespit edilip, üzerlerine tek tutar halinde yazılacaktır. Perakendeci bayiye satış yapanlar iç iskonto yöntemiyle vergiyi hesaplayacaklar ve beyan edeceklerdir.

Bu yayınların perakende satışını yapan gazete bayileri, kendi satışlarında vergi uygulamayacak, katma değer vergisi beyannamesi veriyorlarsa bu neviden satışlarını beyannameye ithal etmiyeceklerdir. Perakendecilerin tüketiciye satışta vergili fiyat üzerinden yapacakları indirimler vergi hesabında dikkate alınmayacaktır. Öte yandan bu yayınların perakendeciye doğrudan satış yapılan safhaya kadar olan (bu safha dahil) teslimleri Katma Değer Vergisi Kanunu’nun genel hükümlerine göre vergilendirilecektir (11/A Nolu KDV Genel Tebliği).

B- TARİFELİ İŞLER İLE BEDELİN BİLETLE TAHSİL EDİLDİĞİ HALLER (KDVK Md. 20/4)

1- Fiyatı belli bir tarifeye göre tespit edilen işler ile bedelin biletle tahsil edildiği hallerde, tarife veya bilet bedelinin katma değer vergisi dahil edilerek tespit edileceği ve verginin müşteriye ayrıca intikal ettirilmeyeceği hükme bağlanmaktadır. Bu hüküm bedelin tamamının tarifeye dayandığı veya bilet üzerindeki tutardan ibaret olduğu işlemlerde uygulanabilecektir. Buna göre; tespit edilen tarife dışında veya bilet tutarı dışında bir ücret alınmayan hallerde fiyat katma değer vergisi dahil olarak tespit edilip tek tutar olarak ifade edilebilecektir. Ancak, vergili fiyatların yer aldığı liste, etiket ve benzerlerinde, fiyatlara katma değer vergisinin dahil olduğu belirtilecektir. Bu işletmeler düzenleyecekleri faturalarda, katma değer vergisini, iç iskonto yöntemiyle hesaplayacak ve ayrıca göstereceklerdir. Kuru temizleyiciler, tarife dışında hiç bir ücret almamak kaydıyla lokanta ve kebabçılar, sinemalar, tiyatrolar, stadyumlar ve aynı mahiyetteki yerler ve bu usulü uygulayabileceklerdir(11/F Nolu KDV Genel Tebliği).

2- Otobüslerle yapılan şehirlerarası yolcu taşımacılığında, otobüs şirketleri, taşımacılık işini başka otobüs sahiplerine yaptırsalar bile, kendi adlarına kestikleri bütün biletlerle ilgili katma değer vergisini kendileri beyan edeceklerdir. Bilet bedelleri katma değer vergisi dahil olarak tespit edileceğinden, beyan edilecek vergi, iç iskonto yöntemiyle hesaplanacaktır. Öte yandan bağımsız otobüs sahipleri şirkete yaptıkları taşıma hizmetinin bedelini tahsil ederken, tahsilat tutarı üzerinden katma değer vergisi hesaplayacak ve düzenleyip şirkete verdikleri faturalarda göstereceklerdir. Bu şekilde hesaplanan vergi otobüs şirketleri tarafından, yolculardan tahsil edilen katma değer vergisinden genel hükümler çerçevesinde indirilecektir (11/F Nolu KDV Genel Tebliği).

3- Fiyatı ilgili müessese veya devlet tarafından önceden belirlenen mal teslimi ve hizmet ifalarında nihai perakende satış fiyatının katma değer vergisi dahil edilerek tespit edilmesi mümkün bulunmaktadır. Bu meyanda gazete, dergi, kitap, ilaç, akaryakıt ve benzerlerinin fiyatı bu şekilde tespit edilebilecek ve malın üzerinde veya ambalajı üzerinde bu fiyat katma değer vergisi dahil perakende satış fiyatı olarak belirtilebilecektir. Ancak perakende satış safhasına kadar olan imalatçı veya toptancı safhalarındaki teslimlerde vergili perakende satış fiyatları dikkate alınmaksızın teslim karşılığında tahakkuk ettirilen gerçek bedeller üzerinden katma değer vergisi hesaplanacaktır (9/5-a Nolu KDV Genel Tebliği).

4- Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nca perakende azami satış fiyatları katma değer vergisi dahil edilerek tespit ve ilan olunan petrol ürünleri de yukarıdaki şekilde vergilendirilecektir. Buna göre mükellefler tarafından teslim edilen petrol ürünleri dolayısıyla müşterilerden katma değer vergisi adı altında ayrıca bir tahsilat yapılmayacaktır. Ancak satış fiyatına vergi de dahil olduğundan, mükellefler bir vergilendirme dönemi içinde sattıkları petrol ürünlerinin bedelleri üzerinden iç yüzde oranı uygulamak suretiyle katma değer vergisi hesaplayacaklardır. Petrol ürünlerini satın alan katma değer vergisi mükellefleri ise, satış fiyatına dahil bulunan vergiyi iç yüzde uygulamak suretiyle hesaplayarak Katma Değer Vergisi Kanunu’nun genel hükümleri çerçevesinde indirim konusu yapabileceklerdir (9/5-a Nolu KDV Genel Tebliği).

5- Perakendeci bayiler tarafından yapılan tütün mamullerinin satışlarına ait katma değer vergisi, bayilere satış yapan mükelefler tarafından bayilerin karını da ihtiva edecek şekilde hesaplanıp bayilere teslimin yapıldığı dönemde beyan edilecektir. Özel şirketler tarafından yapılan sigara teslimlerinde de özel matrah şekli geçerlidir.

Alkollü İçkiler Sanayi ve Ticaret A.Ş. ile Alkollü içkiler Pazarlama ve Dağıtım A.Ş. tarafından üretilen ve ithal edilen alkollü içkilerin bayilere satışında da yukarıdaki işlem gibi işlem yapılacaktır. Özel şirketler tarafından ithal edilen alkollü içkilerin perakende satış fiyatları önceden belli edilmediğinden bu ürünler için özel matrah şekli uygulanması mümkün değildir (1/VII-D Nolu KDV Genel Tebliği ve 89/B-1 Nolu KD


3. MUHASEBESEL DÜZENLEMELERDE DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN (GENELDE HATA YAPILAN) UYGULAMALAR

Şirketlerde görülen önemli sorunlardan biri de muhasebe kayıt sürecinde standartlaşmaya yönelik prosedürlerin olmayışından kaynaklanan, farklı muhasebe kayıtlarından hareketle oluşan farklı mali tablolardır. Aşağıda yer alan bölümlerde şirketlerde farklı muhasebe kayıtlarına konu edilen işlemlere yer verilmiştir.

3.1 KREDİLERİN MUHASEBELEŞTİRİLMESİ

Alınan kredilere ilişkin olarak ödenecek kar payları ya da faizler direkt 180 -280 hesaplara karşılık 300 hesap çalıştırılarak kayda alınabilmektedir. Bu kayıt tarzında Banka kredilerinin muhasebeleştirilmesi aşağıda gibi oluşturulmaktadır.

----------------------------------------------..../..../.....--------------------------------------------------------
102 Bankalar (Anapara)

180-280 Gelecek Aylara – Yıllara Ait Giderler (Faiz)

300 Krediler (Anapara + Faiz)
----------------------------------------------..../..../.....--------------------------------------------------------

Bu uygulamaya, genelde firmalar bilanço üzerinde tüm mali risklerini görmek istediklerinden başvurmaktadırlar. Bu uygulamada hiç olmazsa sene sonunda bu tutarlar karşılıklı kapatılmalı ve sene başında tekrar açılmalıdır. Çünkü peşin ödenen bir tutar yoktur. Ayrıca dövizli kredilerde dikkat edilmesi gereken husus aktifte yer alan faiz gideri ile pasif te yer alan faiz giderinin değerlemesi yapılmamalıdır. Yapılıyor olsa bile işlem çift taraflı olarak yapılmalıdır.

Bu kaydın doğrusu gelecek dönemlerde ödenecek faizin veya kar payının kayıtlara yansıtılmamasıdır. Bu tutarlar isteniliyorsa mali tablo dipnotlarında gösterilebilir.

Ayrıca Kredilerin vadesi dikkate alınarak 1 yıldan uzun vadeli olanlar Uzun Vadeli Krediler de izlenmesi gerekmekte olup, vadesi bir yılın altına düşen krediler 303 nolu hesapta muhasebeleştirilmelidir.

3.2 REPO – VADELİ MEVDUAT İŞLEMLERİNİN MUHASEBELEŞTİRİLMESİ

Repo veya vadeli mevduat işlemlerinde elde edilen gelirler brüt yazılmalıdır. Her işlem bazında yapılamasa bile hiç olmazsa 3’er aylık dönemlerde bankalardan alınan stopaj dökümleri doğrultusunda bizden kesilen stopaj tutarları 193 Peşin Ödenen Vergi Ve Fonlar hesabına karşılık 642 Faiz gelirleri veya 645 Menkul Kıymet Satış Karları hesabında aşağıda yer alan örnek gibi muhasebeleştirilmelidir.
----------------------------------------------..../..../.....--------------------------------------------------------

102 Bankalar ( Net Gelir)

193 Peşin Ödenen Vergi ve Fonlar ( Stopaj Kesintisi)

642-645 (Brüt Gelir)

----------------------------------------------..../..../.....--------------------------------------------------------

3.3 YILLIK ÖDEMELER 180 - 280 HESAPLARDA İZLENMELİDİR

Genelde dönemsellik ilkesine şirketlerce uyulsa da bazı işlemlerde, alınan hizmetin kapsamının yıllık olmasına karşın doğrudan gider olarak yazıldığı görülmektedir.

3.4 RÜCU EDİLECEK GİDERLERDE KULLANILACAK HESAP

Tarafımıza faturalanan çeşitli hizmetler ile ilgili olarak tarafımıza düzenlenen fatura tutarlarının bir kısmının diğer şirketlere ait olmasından dolayı bu kısımları gider yazmayarak uygun bir aktif hesapta izlemek suretiyle muhasebeleştirme yapılabilmektedir. Ancak bazı firmalar 136 Diğer Çeşitli Alacaklar hesabını, bazı şirketler ise 198 Diğer Çeşitli Dönen Varlıklar hesabını kullanmakta olup, kanaatimce uygun olan hesap 198 hesabın kullanılmasıdır.

3.5 KUR FARKLARININ KAYITLARA ALINMASI

Tüm hesaplara ilişkin kur farklarının 646 Kambiyo karları ya da 656 Kambiyo Zararları hesabına aktarılması doğru değildir. Kur farkı oluşan hesabın niteliğine bağlı olarak doğru hesapların kullanılması gerekmektedir.

İlgili hesap dönemine ilişkin olarak ihracatla ilgili oluşan kur farklarının 601 Yurt Dışı Satışlar hesabında muhasebeleştirilmesi gerekmektedir. Banka kredileri ile ilgili oluşan kur farklarının ise 780 Finansman Giderleri hesabında izlenmesi, maliyet unsuru olarak dikkate alınması gereken kur farklarının ilgili yatırım ya da iktisadi kıymet maliyetine aktarılması ve bunun dışında kalan kasa, banka, alıcı vb. hesapların kur farklarının 646 Kambiyo karları ya da 656 Kambiyo Zararları hesabına aktarılması doğru uygulama olacaktır.

Ayrıca yurtdışından alınan hizmet bedellerine ilişkin olarak oluşan kur farklarının da KDV’ne tabi olması gerektiği yönünde Bakanlık yazıları bulunduğu unutulmamalıdır.

3.6 İŞLEMLERİN MUHASEBELEŞTİRİLMESİNDE VADE VE MAHİYETE UYGUN HESAPLARIN KULLANILMAMASI

Özellikle kısa vadeli olarak muhasebeye aktarılması gereken cari hesaplar, krediler, ortaklara borçlar çeşitli nedenlerden dolayı (bankalara süslenmiş mali tabloların verilmesi, rasyoların dah iyi çıkmasının sağlanması vb.) bilançoda uzun vadeli olarak görülmektedir. Ayrıca gerçekten ticari nitelikteki alışlar ve satışlar (grup şirketi olsun veya olmasın) 120 veya 320 hesapta gösterilmesi gerekmektedir. Gerçekte borç – alacak ilişkileri ile ilgili tutar hareketleri 13 ve 33 Gruplarında uygun hesaplarda muhasebeleştirilmelidirler. Bu işlemler yapılırken karşı firmanın bizim şirketimizin ortağı, iştiraki, bağlı ortaklığı vb. olup olmadığı irdelenmelidir.

3.7 ÇEŞİTLİ HESAP İŞLEMLERİNE İLİŞKİN YAPILAN MUHASEBESEL HATALAR

• Alımlar ile ilgili nakliye giderleri maliyetin bir unsuru olarak maliyet bedeli eklenmeli, gider olarak kaydedilmemelidir.

• Alımlar ile ilgili fiyat farkı faturaları, alım bedelinden düşülmeli (153 Ticari Mallar hesabına alacak kaydedilmesi gibi) doğrudan gelir tablosunda muhasebeleştirilmemelidir.

• Kira gelirleri 649 hesapta muhasebeleştirilmelidir.

• MDV – MODV satışları ile ilgili gelir veya giderler, sigorta hasar tazminat gelirleri 679 Diğer Olağandışı Gelir veya Karlar hesabında ya da 689 Diğer Olağandışı Gider veya Zararlar hesabında izlenmelidir.




4. SONUÇ

Gerek vergisel uygulamalar ile ilgili konular da, gerekse muhasebe uygulamaları ile ilgili konular da, şirketlerin muhasebe departmanlarının sıklıkla hata yaptıkları görülmektedir.

Ayrıca, bu çalışmada ele alamadığımız bir çok basit ya da zor vergisel ve muhasebesel konunun bulunduğu da göz ardı edilmemelidir. Dolayısı ile şirketlerin muhasebe departmanlarında çalışan arkadaşların, tereddüt yaşadığı uygulamalar ile ilk defa karşılaştıkları uygulamalar hakkında; araştırma yapmaları ya da SM, SMM veya YMM’den bilgi talep ederek gerekli işlemleri yerine getirmeli, bu tür hataların kısmen ya da tamamen önlenmesinde faydalı olacaktır



Halil SÖYLER (SMMM)

Feride Nihal Tunçsiper
(Bu Mesaj 20-06-2008 10:44 PM değiştirilmiştir. Değiştiren : Feride.)
20-06-2008 10:43 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
sosyopat
Registered
Default Avatar
Mesajlar: 4
Tarih: Dec 2009
Üye no: 24830
Nerden: adana seyhan
Rep Puanı: 0
Mesaj: #3
Big Grin RE: Vergi Ve Muhasebe Uygulamalarında Sıklıkla Yapılan Hatalar- I
Verdiğniz detaylı bilgi için teşekkürler faydalı olacağına eminim

gülerek kaybettiklerinizi ağlayarak kazanamazsınız
29-12-2009 08:57 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
fatihcavus
Registered
Mesajlar: 15
Tarih: Apr 2011
Üye no: 36952
Nerden: izmir
Rep Puanı: 0
Mesaj: #4
RE: Vergi Ve Muhasebe Uygulamalarında Sıklıkla Yapılan Hatalar- I
baya aydınlatıcı bilgi olmuş ellerinize sağlık

[Resim: f.png]
Smmm Fatih ÇAVUŞ
23-04-2011 12:07 AM
Web Sayfasını Ziyeret Edin Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
Hakan
MÜDAVİM ÜYE
Mesajlar: 166
Tarih: Jul 2007
Üye no: 17
Nerden: Sivas
Rep Puanı: 1
Mesaj: #5
RE: Vergi Ve Muhasebe Uygulamalarında Sıklıkla Yapılan Hatalar- I
Verdiğiniz bilgiler için teşekkürler..
26-01-2012 03:16 AM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
« Önceki | Sonraki »
Cevapla 



Forum'a Git: